top of page

HAKİKATİN BEKÇİLERİ

  • Yazarın fotoğrafı: Aynur Karabulut
    Aynur Karabulut
  • 25 Tem
  • 20 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 25 Tem

Srebrenitsa ‘nın hafızasını geleceğe taşıyan insanlar


Marš Mira sona erdiğinde ayaklardaki yorgunluk geçmeye başlıyor. Fakat Potočari ‘de başlayan yolculuk, yürüyüşün bittiği yerde son bulmuyor.

Bu topraklarda hatıralar mezar taşlarının arasında yaşamıyor. Bir annenin sessiz bakışında, yıllardır kayıp oğlunu arayan bir ailenin umudunda, her temmuz binlerce insanı aynı rotada buluşturan organizasyon ekibinde, sınıflarında çocuklara hakikati anlatan öğretmenlerde ve dünyanın dört bir yanından gelen ziyaretçilere gerçeği aktarmaya çalışan insanların omuzlarında yaşamaya devam ediyor.

Marš Mira boyunca yürüdüğümüz patikalar bize yaşanmış acıları gösterdi. Potočari ‘de yaptığımız bu söyleşiler ise o acının nasıl korunduğunu, nasıl anlatıldığını ve gelecek kuşaklara nasıl aktarıldığını ortaya koyuyor.

Bu bölümde konuşan herkes farklı bir görevi temsil ediyor. Kimisi soykırımdan sağ kurtulmuş bir tanık, kimisi yakınlarını kaybetmiş bir aile ferdi, kimisi eğitimci, kimisi diplomat, kimisi ise bir araştırmacı...

Ortak noktaları ise aynı…. Hakikatin unutulmaması.

Srebrenitsa yalnızca geçmişte yaşanmış bir trajedi değildir; hakikat korunmadığı takdirde geleceğe dair bir uyarıdır. Bu nedenle burada yer alan her konuşma, farklı bir bakış açısı sunsa da aynı vicdani sorumluluğun farklı sesleri olarak okunmalıdır.

Potočari ‘de her gün işe giderken ağabeyinin mezarının önünden geçen bir insanın anlattıkları, yalnızca bir kurum sözcüsünün açıklamaları değildir. Almasa Salihović, Srebrenitsa Soykırımı'nda kardeşini ve yakınlarını kaybetmiş bir hayatta kalan olarak bugün Anıt Merkezi'nin sesi olmayı sürdürüyor. Onun için burası bir iş yeri değil; ailesine, kaybettiklerine, yaşadıklarına yerine getirlimesi gereken bir sorumluluk. Dünyanın dört bir yanından gelen ziyaretçilere gerçeği anlatırken aslında kendi yaşam öyküsünü de anlatıyor. Kendisiyle hem kişisel hafızasını hem de Anıt Merkezi'nin bugün üstlendiği tarihi sorumluluğu konuştuk.

Almasa Salihović / Srebrenitsa Anıt Merkezi Sözcüsü

Kendinizi tanıtır mısınız? Potočari Srebrenitsa Anıt Merkezindeki göreviniz nedir?

Almasa Salihović. Srebrenitsa Anıt Merkezinin sözcüsü olarak görev yapıyorum. Çalışmalarım, merkezin misyonunu kamuoyuna aktarmayı, medya ilişkilerini koordine etmeyi, faaliyetlerimizi belgelemeyi ve eğitim ile anma çalışmalarını desteklemeyi kapsıyor. Her gün, mağdurların ve hayatta kalanların hikayelerinin dünyanın dört bir yanındaki insanlara onurlu, doğru ve saygılı bir şekilde ulaşmasını sağlamak için çalışıyorum.

Srebrenitsa soykırımı sırasında neredeydiniz? O günlerde neler yaşadınız ve bugün Anıt Merkezinde çalışmak sizin için ne ifade ediyor?

Temmuz 1995'te soykırım gerçekleştiğinde çocuktum. Binlerce kişi gibi ailem de köyümüzden zorla göç ettirildi. Temmuz 1995'e kadar Srebrenitsa ‘da kaldık. O dönemde Boşnak halkının hangi koşullar altında yaşadığını anlatmak gerçekten çok zor. Ağabeyim Abdullah ve üç amcam soykırımda öldürüldü.

Bu nedenle Anıt Merkezinde çalışmak benim için bir meslekten çok daha fazlası. Son derece kişisel bir anlam taşıyor. Her gün hem ailemin tarihini hem de binlerce başka ailenin tarihini barındıran bir yerde yürüyorum. İşim; kaybettiklerimize, hayatta kalanlara ve gerçeği bilmeyi hak eden gelecek nesillere karşı taşıdığım bir sorumluluktur.

Potočari Srebrenitsa Anıt Merkezinin kuruluş amacını ve temel misyonunu nasıl tanımlarsınız?

Anıt Merkezi, Srebrenitsa soykırımı kurbanlarının anısını yaşatmak, deliller ve araştırmalar aracılığıyla gerçeği belgelemek ve gelecek nesilleri eğitmek amacıyla kurulmuştur. Burası bir anma mekanıdır; aynı zamanda soykırım inkarı, tarihî revizyonizm, nefretle mücadele etmeye adanmış bir araştırma kurumu ve eğitim merkezidir.

Sizce bu Anıt Merkezini dünyadaki diğer savaş ve soykırım müzelerinden ayıran en önemli özellik nedir?

Bu yeri benzersiz kılan şey, yalnızca bir müze olmaması; tarihin gerçekten yaşandığı özgün mekan olmasıdır. Anıt Merkezi, 6.782 kurbanın defnedildiği mezarlığın hemen yanında yer alıyor. Buna rağmen hala kayıp yakınlarını arayan aileler var. Burası yaşayan bir anıttır. Hayatta kalanlar her yıl buraya geri dönüyor. Yeni kimlikleri belirlenen kurbanlar defnedilmeye devam ediyor. Buradaki hafıza yalnızca geçmişe ait değildir; hala devam etmektedir.

Anıt Merkezinin hangi bölümünün ziyaretçiler üzerinde güçlü bir duygusal etki bıraktığını düşünüyorsunuz?

Birçok ziyaretçi için bu yer mezarlığın kendisidir. Vadi boyunca uzanan binlerce aynı beyaz mezar taşını görmek, hiçbir fotoğrafın tam anlamıyla aktarabileceği bir deneyim değildir. Müzenin içinde ise ziyaretçiler, toplu mezarlardan çıkarılan kişisel eşyalar ve hayatta kalanların tanıklıkları karşısında derinden etkileniyor. Bunlar bize her kurbanın arkasında hayalleri, ailesi ve şiddetle yarıda bırakılmış bir yaşamı olan eşsiz bir insan bulunduğunu hatırlatıyor.

Buradan ayrılan her ziyaretçinin yanında götürmesini istediğiniz en önemli duygu veya mesaj nedir?

Umarım buradan ayrılırken soykırımın öldürmeler başlamadan çok önce başladığını anlamış olurlar. Soykırım nefretle, ayrımcılıkla, insanlıktan çıkarmayla ve kayıtsızlıkla başlar. Ayrıca anmanın yalnızca geçmişi onurlandırmak değil, geleceği korumak anlamına geldiğini de anlamalarını umut ediyorum.

Aradan otuz yıldan fazla zaman geçti. Buna rağmen Srebrenitsa soykırımı hala bazı kesimler tarafından inkar ediliyor. Bu inkarı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Soykırım inkarı yalnızca tarihe yönelik bir saldırı değildir; aynı zamanda hayatta kalanlara ve kurban yakınlarına yönelik bir saldırıdır. Uluslararası ve yerel mahkemeler tarafından ortaya konmuş gerçeği silmeye çalışır. İnkar, hayatta kalanların acısını uzatır ve uzlaşmayı zedeler. Bu nedenle eğitim, belgeleme ve delillerin korunması en önemli sorumluluklarımız arasında yer almaya devam ediyor.

Anma mekanları tarihî gerçeğin korunması ve gelecek nesillere aktarılması açısından neden bu kadar önemlidir?

Anıt Merkezi gibi yerler, tarihi insanların sadece okuduğu bir şey olmaktan çıkarıp deneyimlediği bir şeye dönüştürür. Burada ziyaretçiler gerçek delillerle, kişisel hikayelerle ve olayların yaşandığı fiziksel mekanla karşılaşırlar. Bu da çok daha derin bir anlayış oluşturur ve bize soykırımın soyut bir kavram olmadığını; gerçek insanlara, gerçek bir yerde yaşandığını hatırlatır.

Adalet tam anlamıyla yerini buldu mu?

Adalet konusunda önemli ilerlemeler kaydedildi. Uluslararası ve yerel mahkemeler gerçeği ortaya koydu ve sorumluların birçoğunu mahkum etti. Ancak adalet öldürülen insanları geri getiremez. Birçok aile için adalet, yakınlarının kalıntılarını bulabilmek ve onları onurlu bir şekilde defnedebilmektir. Bu süreç hala devam ediyor.

Sizce hala çözülememiş olan nedir?

Aradan otuz yıl geçmesine rağmen yüzlerce kurban hala kayıp. Bunun ötesinde, soykırımın inkarı sürüyor, siyasi bölünmeler devam ediyor ve birçok hayatta kalan travmayla yaşamını sürdürüyor. Soykırımın inkar edilmeye devam edilmesi, Republika Srpska entitesindeki genç nesillere sunulan yanlış anlatılar, haklarında herhangi bir işlem yapılmayan inkarcılar, savaş suçlularının yüceltilmesi, sürekli yapılan görecelileştirme çabaları, Boşnakların insanlığa karşı suç işlemiş taraf olarak gösterilmeye çalışılması ve bireysel suçlarla soykırım suçunun eşitlenmeye çalışılması vs. gibi problemler yalnızca hukuki kararlarla çözülemeyecek sorunlardır.

Genç kuşaklara Srebrenitsa ‘yı anlatırken karşılaştığınız en büyük zorluk nedir?

En büyük zorluk, eğitimin siyaset yerine gerçeklere dayanmasını sağlamaktır. Gençler delillere, mahkeme kararlarına, hayatta kalanların tanıklıklarına ve tarihî belgelere erişmeyi hak ediyor. Bizim sorumluluğumuz nefreti öğretmek değil; sorumluluğu, eleştirel düşünmeyi, empatiyi ve insan haklarını korumanın önemini öğretmektir.

Anıt Merkezi'nin gençlere yönelik eğitim ve farkındalık programlarından bahseder misiniz?

Eğitim çalışmalarımızın temel sütunlarından biridir. Soykırım Çalışmaları Uluslararası Yaz Okulunu, öğretmen eğitim programlarını, öğrenci ziyaretlerini, gençlik konferanslarını, atölyeleri, sergileri, sözlü tarih projelerini ve mahkemelerce ortaya konulan gerçeklere dayalı eğitim materyallerini düzenliyoruz. Ayrıca üniversiteler, okullar, müzeler ve uluslararası ortaklarla iş birliği yaparak gençlerin hem soykırımın tarihini hem de gelecekte benzer vahşetlerin önlenmesinin önemini anlamalarına yardımcı olacak eğitim materyalleri geliştiriyoruz.

Dünyanın farklı yerlerinden gelen ziyaretçiler arasında sizi en çok etkileyen ve hiç unutamadığınız bir hikaye ya da an var mı?

Bunun gibi çok fazla anı var. En güçlü anlardan biri, Srebrenitsa hakkında çok az bilgiyle gelen ziyaretçilerin derinden etkilenmiş, çoğu zaman sessiz bir şekilde ayrıldıklarını görmektir. Birçoğu, kendilerini en çok etkileyen şeyin yalnızca soykırımı öğrenmek değil, sıradan insanların sadece kim oldukları nedeniyle kurban haline geldiklerini fark etmek olduğunu söylüyor. Bu konuşmalar bana yaptığım işin neden önemli olduğunu hatırlatıyor.

Uluslararası toplum Srebrenitsa soykırımından gerekli dersleri gerçekten çıkardı mı?

Bazı önemli dersler çıkarıldı; özellikle hesap verebilirlik ve belgeleme konusunda. Ancak dünyanın farklı yerlerinde sivillere yönelik saldırıları, nefret söylemini, zorla yerinden edilmeleri ve savunmasız toplulukların korunmasındaki başarısızlıkları gördükçe birçok dersin hala öğrenilmediği açıkça görülüyor.

Bugün dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan savaşlar ve sivillere yönelik saldırılar size Srebrenitsa ‘yı hangi yönleriyle hatırlatıyor?

Her çatışma farklıdır ve kendi bağlamına sahiptir. Beni endişelendiren, tekrar eden örüntülerdir. Sivillerin insanlıktan çıkarılması, nefret söylemi, zorla yerinden edilmeler, savunmasız topluluklara yönelik saldırılar ve uluslararası toplumun etkili şekilde karşılık verememesi. Bu uyarı işaretleri asla göz ardı edilmemelidir.

Bu Anıt Merkezinde çalışmak sizin için yalnızca mesleki bir sorumluluk mu, yoksa hafızayı yaşatmaya yönelik kişisel bir misyon mu?

Kesinlikle kişisel bir misyondur ve aynı zamanda Halkla İlişkiler Sorumlusu olarak görevimi mümkün olan en profesyonel şekilde yerine getirme sorumluluğunu taşıyorum. Soykırımdan sağ kurtulmuş ve kardeşini kaybetmiş biri olarak, kurbanların hikayelerinin doğru ve onurlu bir şekilde anlatılmaya devam etmesini sağlama konusunda derin bir sorumluluk hissediyorum. Hikayelerimiz bizim kendi sorumluluğumuzdur ve onları anlatmak bizim görevimizdir.

Uzun yıllardır burada çalışıyorsunuz. Bu trajediyle her gün yüz yüze olmak sizi duygusal olarak nasıl etkiliyor?

Bu duygusal açıdan çok zorlayıcı. Hayatta kalanların tanıklıklarını dinlediğim ya da hala kayıp yakınlarını arayan ailelerle görüştüğüm günler son derece ağır geçiyor. Ancak aynı aileler bana yaptığım işin neden önemli olduğunu da hatırlatıyor. Onların gücü bana güç veriyor.

Her yıl Türkiye'den birçok kişi Marš Mira'ya katılıyor ve Potoçari'yi ziyaret ediyor. Türkiye'den gelen bu dayanışmayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye'den gelen insanların gösterdiği dayanışma uzun yıllardır istikrarlı ve anlamlı bir şekilde devam ediyor. Barış Yürüyüşüne, anma törenlerine, eğitim faaliyetlerine katılımları ve tesislerimiz ile kalıcı sergilerimiz aracılığıyla anma çalışmalarına verdikleri destek (TİKA'nın mali desteği), Srebrenitsa ‘nın hatırasının ulusal sınırları aştığını gösteriyor. Bu bağlılığı derinden takdir ediyoruz.

Srebrenitsa ‘nın asla unutulmaması için bireyler, gazeteciler, akademisyenler ve sivil toplum hangi sorumlulukları üstlenmelidir?

Herkesin bir rolü var. Gazeteciler sorumlu ve doğru habercilik yapmalıdır. Akademisyenler gerçekleri araştırmaya ve belgelemeye devam etmelidir. Eğitimciler kanıta dayalı tarihi öğretmelidir. Sivil toplum ise diyaloğu, insan haklarını ve anma kültürünü desteklemelidir. Tarihî gerçeği korumak ortak bir sorumluluktur.

Potočari’deki her mezar taşı dünyaya ne söylüyor?

Her mezar taşı bize her sayının arkasında bir insan olduğunu hatırlatıyor. Birlikte dünyaya şunu söylüyorlar: Kayıtsızlığın sonuçları vardır, gerçek önemlidir ve her kurban adıyla hatırlanmayı hak eder.

Bugün 1995 yılında hayatını kaybedenlere tek bir cümle söyleme fırsatınız olsaydı, ne söylerdiniz?

Sizi hatırlıyoruz, hikayelerinizi yanımızda taşıyoruz ve size ne olduğuna dair gerçeği hayatımızın sonuna kadar savunmaya devam edeceğiz.

Son olarak, Türkiye'deki okuyucularımıza ve bu röportajı okuyacak dünyanın dört bir yanındaki insanlara hangi mesajı vermek istersiniz?

Öncelikle Türkiye halkına, Srebrenitsa'dan sağ kurtulanlara ve Anıt Merkezi'ne uzun yıllardır gösterdikleri dayanışma için teşekkür etmek istiyorum. Herkese vermek istediğim mesaj çok basit: Hatırlamak yalnızca geçmişle ilgili değildir. Aynı zamanda nasıl bir gelecek inşa etmeyi seçtiğimizle ilgilidir. Srebrenitsa hakkındaki gerçek, deliller ve uluslararası adalet yoluyla ortaya konmuştur. Artık bu gerçeği korumak, inkarla yüzleşmek ve gelecek nesilleri eğitmemiz gerekiyor. Böylece dünyanın hiçbir yerinde hiçbir toplumun bir daha böyle bir trajedi yaşamamasını sağlamak hepimizin ortak sorumluluğudur.

"Her adımın güvenli olması, geçmişe duyulan saygının da bir parçasıdır."

Srebrenitsa’ nın hafızası yalnızca anıt mezarlarda yaşamıyor; onu yaşatan insanlar da var. Sejfo Jović bu isimlerden biri. Soykırım sırasında ölüm yolundan sağ kurtulan Jović, kardeşini ve çok sayıda yakınını kaybetti. Bugün ise Marš Mira Organizasyon Komitesi Başkanı olarak binlerce insanın güvenle yürüyebilmesi için çalışıyor. Anıt Merkezi'nin birkaç yüz metre ötesinde yaşamını sürdüren Jović için her gün, geçmişle bugünün iç içe geçtiği yeni bir yüzleşme anlamına geliyor.

Suljo Čakanović / Marş Mira Alt Komitesi Başkanı

Srebrenitsa’ nın hafızası yalnızca anıt mezarlarda ya da her yıl düzenlenen törenlerde yaşamıyor. Bu hafızayı ayakta tutan insanlar var. Kimileri 1995'te ölüm yürüyüşünden sağ kurtuldu, kimileri her yıl binlerce insanın aynı yolu barış için güvenle yürüyebilmesi adına sessizce emek veriyor.

Suljo Čakanović, bu iki kimliği aynı anda taşıyan isimlerden biri. 1992-1995 yılları arasında Srebrenitsa ‘da sağlık çalışanı olarak görev yaptı. Soykırım sırasında ölüm yolundan sağ çıkmayı başardı; kardeşini, çok sayıda akrabasını ve dostunu kaybetti. Bugün ise 2026 Marş Mira Alt Komitesi Başkanı olarak binlerce yürüyüşçünün organizasyonundan sorumlu.

Her temmuz ayında dünyanın dört bir yanından gelen binlerce insanın güvenli şekilde Barış Yürüyüşü ‘nü tamamlayabilmesi için çalışan Čakanović, aslında her gün anıt merkezin birkaç yüz metre ötesinde yaşamını sürdürüyor. Onun için Marş Mira yalnızca bir organizasyon değil; kaybettiklerine verilmiş bir söz, hafızayı geleceğe taşıyan sessiz bir mücadele.

Kendisiyle hem bir soykırım tanığı hem de bugün bu büyük organizasyonun sorumlularından biri olarak konuştuk. Anlattıkları, Srebrenitsa’ nın yalnızca geçmişte yaşanmış bir acı olmadığını; her temmuz ayında yeniden hissedilen, yeniden hatırlanan ve gelecek kuşaklara aktarılması gereken ortak bir insanlık hafızası olduğunu gösteriyor.

"Ben bu duyguları yalnızca temmuz ayında yaşamıyorum"

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Srebrenitsa ile bağınız nasıl başladı?

Srebrenitsa benim doğduğum, yaşadığım ve uzun yıllar çalıştığım şehir. Savaş başlamadan önce sağlık çalışanı olarak görev yapıyordum. 1992 yılında savaşın içinde kaldım ve 1995'te bugün "Marş Mira" olarak yürüdüğümüz ölüm yolundan geçerek hayatta kalmayı başardım.

O gün kardeşimi, çok sayıda akrabamı ve arkadaşımı kaybettim. En büyük acımız ise 1995 yılında katledilen 8 bin 372 masum insan oldu. Bu kaybın acısı hiçbir zaman dinmedi.

Bugün Marş Mira Organizasyon Komitesi Başkanı olarak büyük bir sorumluluk üstleniyorsunuz. Göreviniz tam olarak nedir?

Marş Mira Organizasyon Komitesi Başkanıyım. Görevimiz, dünyanın dört bir yanından gelen binlerce insanın yürüyüşe ve anma programlarına güvenli şekilde katılmasını sağlamak.

Bu yıl organizasyonu başarıyla tamamladık. Marş Mira'ya yaklaşık sekiz bin kişi katıldı. Bunun yanında motosiklet maratonu, bisiklet turu ve diğer anma etkinlikleri de gerçekleştirildi. Sadece 10 Temmuz günü Anıt Merkezi'ni on binden fazla kişi ziyaret etti. Çok büyük bir organizasyonu hiçbir ciddi sorun yaşamadan tamamlamış olmanın mutluluğunu yaşıyoruz.

Her yıl bu organizasyonu hazırlarken duygularınızı nasıl yönetiyorsunuz?

Duygular benim hayatımın ayrılmaz bir parçası. Özellikle temmuz ayında her gün, her dakika biraz daha yoğunlaşıyor.

Ancak çalışmaya devam edebilmek, anma törenlerini hazırlayabilmek ve buraya gelen misafirleri en iyi şekilde ağırlayabilmek için bu duyguları kontrol etmeyi öğreniyoruz.

Acı hiçbir zaman geçmiyor. Hüzün hiçbir zaman bitmiyor. Fakat görevimizi yerine getirebilmek için ayakta durmaya devam ediyoruz.

Srebrenitsa ‘da yaşamaya devam eden biri olarak bu acıyla her gün yüzleşmek nasıl bir duygu?

Ben bu duygularla yalnızca temmuz ayında yaşamıyorum. Evim Anıt Merkezi'ne yaklaşık beş yüz metre uzaklıkta. Her sabah uyandığımda ilk gördüğüm yer burası oluyor.

Elbette temmuz ayında acılar daha da ağırlaşıyor. Duygular daha yoğun yaşanıyor ama aynı zamanda büyük bir sorumluluğumuz var.

Buraya gelen herkesin kendisini huzur içinde hissetmesini sağlamaya çalışıyoruz. Marş Mira'ya katılan hiç kimsenin bizim 1995 yılında yaşadığımız acıları yaşamaması için elimizden gelen her şeyi yapıyoruz. Bütün emeğimiz bunun için.

Marş Mira'ya ve anma törenlerine katılan binlerce insanı gördüğünüzde neler hissediyorsunuz?

Buraya gelen herkesin masum kurbanlara hak ettikleri saygıyı göstermesini, gerçeği öğrenmesini ve öğrendiklerini dünyaya anlatmasını bekliyoruz.

Bugün burada bulunan on binlerce insan ve Marş Mira'ya katılan binlerce kişi bize umut veriyor. Bu kalabalık, gerçeğin doğru şekilde anlatılacağının ve Srebrenitsa Soykırımı'nın asla unutulmayacağının en güçlü göstergesidir. Bundan daha değerli bir şey söylemeye gerek olduğunu düşünmüyorum.

Marš Mira’ nın binlerce katılımcıyı kusursuz bir organizasyonla buluşturmasının arkasında aylar süren görünmez bir emek bulunuyor. Bu emeğin önemli isimlerinden biri de Marš Mira Düzen ve Organizasyon Alt Komitesi Başkan Yardımcısı Vehid Dedić. Savaşın en ağır günlerini yaşamış bir Bosnalı olarak bugün, insanların aynı güzergâhta barış için yürüyebilmesi adına büyük bir sorumluluk üstleniyor. Onun için Marš Mira yalnızca organize edilmesi gereken bir etkinlik değil; hakikatin ve insan onurunun yaşatıldığı bir hafıza yolculuğu.

Vehid Dedić

Marş Mira Düzen ve Organizasyon Alt Komitesi Başkan Yardımcısı

Sizi kısaca tanıyabilir miyiz? Marş Mira Organizasyonu içerisindeki göreviniz nedir?

Ben Bratunac'tan Vehid Dedić. 1976 yılında Pobuđe'de doğdum ve henüz reşit değilken Bosna Hersek Cumhuriyeti Ordusu'na katıldım. Savaş sırasında evimi terk etmek zorunda kaldım ve ağır savaş deneyimleri yaşadım. Bugün Marş Mira Düzen ve Organizasyon Alt Komitesi Başkan Yardımcısı olarak görev yapıyorum. Sorumluluğum; düzen ekibini koordine etmek, sahadaki faaliyetleri planlamak ve Marş Mira’ nın güvenli, onurlu ve düzenli bir şekilde gerçekleştirilmesine katkı sağlamaktır.

Marş Mira ‘nın organizasyon süreci yıl boyunca nasıl ilerliyor? Bir sonraki Marş Mira’ nın hazırlıkları ne zaman başlıyor?

Marş Mira ‘nın organizasyonu neredeyse tüm yıl boyunca sürüyor. Bir yürüyüş sona erer ermez edinilen deneyimler değerlendiriliyor ve bir sonraki organizasyonun hazırlıkları başlıyor. Düzenleme Kurulu toplantıları yapılıyor, güzergah inceleniyor, lojistik, konaklama, yemek, sağlık hizmetleri, güvenlik ve ilgili tüm kurumlarla iş birliği planlanıyor. Katılımcıların güvenli ve onurlu bir yürüyüş gerçekleştirebilmesi için çok sayıda kişi aylar boyunca çalışıyor.

Her yıl binlerce katılımcının Marş Mira güzergahını güvenli ve düzenli bir şekilde tamamlamasını nasıl sağlıyorsunuz?

Başarının anahtarı iyi bir hazırlık ve ekip çalışmasıdır. Organizasyonda düzen ekipleri, polis, sağlık ekipleri, Dağ Arama ve Kurtarma ekipleri, Sivil Savunma, gönüllüler ve birçok farklı kurum görev alıyor. Herkesin görev ve sorumlulukları açıkça belirlenmiştir. İşte bu iş birliği sayesinde Marş Mira ‘yı her yıl yüksek bir organizasyon seviyesinde gerçekleştirmeyi başarıyoruz.

Karşılaştığınız en büyük zorluklar nelerdir?

En büyük zorluklar hava koşulları, farklı yaş ve fiziksel yeterliliğe sahip çok sayıda katılımcının bulunması ve tüm güzergah boyunca güvenliğin sağlanmasıdır. Ayrıca, her şeyin sorunsuz ilerleyebilmesi için çok sayıda insanı ve kurumu koordine etmek de büyük bir sorumluluk gerektiriyor.

Marş Mira'yı sıradan bir doğa yürüyüşünden ya da anma yürüyüşünden ayıran en önemli özellik nedir?

Marş Mira bir spor etkinliği ya da sıradan bir yürüyüş değildir. Bu, soykırım kurbanlarını anmak ve Temmuz 1995'te kurtuluş umuduyla yola çıkan binlerce insanın hatırasını yaşatmak için gerçekleştirilen bir hafıza yolculuğudur. Atılan her adım; barışın, hakikatin ve kurbanlara duyulan saygının güçlü bir mesajını taşır.

Marş Mira'ya ilk kez katılacak kişilere vermek istediğiniz en önemli mesaj nedir?

Onlara sadece belirli bir mesafeyi yürümek için gelmemelerini, yürüdükleri yolun anlamını gerçekten kavramalarını tavsiye ederim. Hayatta kalanların tanıklıklarını dinlesinler, kurbanları saygıyla ansınlar, yanlarında barışın, sorumluluğun ve bu tür suçların bir daha asla yaşanmaması gerektiği bilincini götürsünler.

Aradan otuz yılı aşkın bir süre geçmiş olmasına rağmen, Srebrenitsa Soykırımı'nın hatırasını yaşatmak neden hala bu kadar önemlidir?

Soykırımın hatırlanması yalnızca kurbanlara ve ailelerine karşı bir görev değil, aynı zamanda gelecek nesillere karşı da bir sorumluluktur. Hakikat korunmalıdır; çünkü ancak hakikat adaletin, uzlaşmanın ve kalıcı barışın temeli olabilir.

Dünya, Srebrenitsa Soykırımı'ndan gerekli dersleri çıkarabildi mi?

Ne yazık ki bugün dünyanın farklı bölgelerinde devam eden çatışmalara baktığımızda, insanlığın gerekli tüm dersleri çıkaramadığını görüyoruz. Bu nedenle Srebrenitsa hakkında konuşmaya devam etmek ve nefretin, ayrımcılığın ve suçlar karşısındaki sessizliğin ne kadar tehlikeli olduğunu sürekli hatırlatmak büyük önem taşıyor.

Günümüzde dünyanın birçok yerinde devam eden savaşlar ve insan hakları ihlalleri bağlamında, Marş Mira uluslararası topluma hangi mesajı veriyor?

Marş Mira, uluslararası toplumun zamanında harekete geçmesi ve tehdit altında bulunan sivilleri nerede olurlarsa olsunlar koruması gerektiğini hatırlatıyor. Aynı zamanda suçların inkar edilmemesi ve unutulmaması gerektiği mesajını veriyor. Çünkü hakikat ve adalet olmadan kalıcı barış mümkün değildir.

Marş Mira katılımcıları arasında gençlerin giderek daha fazla yer almasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu, bugün gördüğümüz en önemli gelişmelerden biridir. Gençler öğrenmek, geçmişi anlamak ve hafıza kültürünü yaşatmak istediklerini gösteriyorlar. Bu da bize, soykırım hakkındaki hakikatin gelecek nesillere aktarılacağı konusunda umut veriyor.

Sizi özellikle duygulandıran bir anınızı paylaşabilir misiniz?

En duygusal anlar, bugün otuz yılı aşkın bir süre sonra aynı güzergahı yeniden yürüyen ve yaşadıklarını anlatan "Kurtuluş Yolu’nun hayatta kalan katılımcılarıyla karşılaşmaktır. Özellikle Srebrenitsa Anneleriyle ve hala sevdiklerinin naaşlarını arayan ailelerle yapılan buluşmalar insanı derinden etkiliyor. Bunlar, insanın ömrü boyunca unutamayacağı anlardır.

Marş Mira kortejinin sıralaması nasıl belirleniyor ve bunun önemi nedir?

Kortejin sıralaması, güvenlik ve yürüyüşün onuruna uygun şekilde Organizasyon Komitesi tarafından belirleniyor. Kortejin en önünde "Kurtuluş Yolu’nun” hayatta kalan katılımcıları, kurban aileleri ve resmî heyetler yer alıyor. Bu düzen hem sembolik bir anlam taşıyor hem de binlerce katılımcının daha kolay organize edilmesini sağlıyor.

Soykırım kurbanlarının ailelerine ve her yıl dünyanın farklı ülkelerinden Marş Mira'ya katılan insanlara vermek istediğiniz bir mesaj var mı?

Soykırım kurbanlarının ailelerine, gösterdikleri sabır ve onurun hepimize hakikati ve hafızayı koruma sorumluluğu yüklediğini söylemek isterim. Dünyanın dört bir yanından gelen katılımcılara ise, Srebrenitsa’ nın yalnızca Bosna Hersek'in değil, tüm insanlık için evrensel bir uyarı olduğunu gösterdikleri için teşekkür ediyorum.

Son olarak eklemek ya da iletmek istediğiniz başka bir mesaj var mı?

Marş Mira sadece üç günlük bir etkinlik değildir. O; hakikati koruma, kurbanları saygıyla anma ve yeni nesillere barışın, karşılıklı saygının ve insan onurunun ne kadar değerli olduğunu öğretme yönünde verilmiş bir sözdür. Soykırımın ve benzeri suçların bir daha hiçbir yerde ve hiçbir zaman yaşanmaması için elimizden gelen her şeyi yapmak hepimizin ortak sorumluluğudur.

"Hafıza ancak gençlerle geleceğe taşınabilir."

Saraybosna Kantonu Eğitim ve Yetiştirme Bakanı Naida Hota Muminović, Srebrenitsa'nın yalnızca geçmişte yaşanmış bir trajedi olarak değil, geleceğin barış kültürünü şekillendiren bir eğitim alanı olarak görülmesi gerektiğini savunuyor. Son yıllarda yüzlerce öğrencinin Marš Mira'ya katılmasını sağlayan projelerin mimarlarından biri olan Muminović, hafızanın en güçlü taşıyıcısının genç nesiller olduğuna inanıyor.

Naida Hota Muminović / Saraybosna Kantonu Eğitim ve Yetiştirme Bakanı

Saraybosna Kantonu Eğitim ve Yetiştirme Bakanı Naida Hota Muminović, Marş Mira’ nın yalnızca geçmişi anma etkinliği olmadığını, genç nesillerin barış kültürüyle yetişmesinde hayati bir rol üstlendiğini vurguluyor. Üç yıl önce küçük bir grupla başladıkları katılımın bugün 230 öğrenci ve öğretmene ulaşmasının, hafızayı gelecek kuşaklara taşıma kararlılığının en somut göstergesi olduğunu ifade ediyor.

"Bu yıl Saraybosna Kantonu olarak Barış Yürüyüşüne üçüncü kez katıldık. Üç yıl önce küçük bir grupla başladığımız bu anlamlı yolculuk, bugün liseli kızlarımız, oğullarımız ve öğretmenlerimizle birlikte 230 kişilik güçlü bir katılıma ulaştı. Bu tablo, bizler için büyük bir gurur ve onur kaynağıdır.

Gençlerimizin bu yürüyüşte gösterdiği sabır, emek ve duyarlılık yalnızca geçmişi anmakla sınırlı değildir. Onların burada edindikleri deneyimler, kurdukları bağlar ve taşıdıkları hafıza; gelecekte barışın, birlikte yaşama kültürünün ve toplumsal istikrarın en güçlü teminatlarından biri olacaktır.

Biz inanıyoruz ki gençlerimiz, Srebrenitsa ‘da yaşananların tanıkları olmasa da bu hakikatin vicdani tanıkları olarak yetişecekler. Onların hafızası ve sorumluluk bilinci sayesinde Srebrenitsa Soykırımı asla unutulmayacak, gelecek nesillere de aynı bilinç ve kararlılıkla aktarılacaktır."

Naida Hota Muminović ‘nin sözleri, Marş Mira ‘nın yalnızca geçmişte yaşanan bir trajediyi anma yürüyüşü olmadığını; genç kuşaklara hafızayı, sorumluluğu ve barışın değerini aktaran yaşayan bir eğitim alanına dönüştüğünü ortaya koyuyor.

"Hakikati korumak yalnızca Bosna'nın değil, insanlığın sorumluluğudur."

Srebrenitsa Soykırımı'nın uluslararası hafızadaki yeri, yalnızca Bosna Hersek için değil, tüm dünya için önemli bir sınav olmaya devam ediyor. Hollanda'nın Bosna-Hersek Büyükelçisi Henk van den Dool da bu sorumluluğun altını çizen isimlerden biri. Potočari'de yaptığı konuşmada yalnızca geçmişi hatırlamanın değil, hakikati koruyarak geleceği inşa etmenin de ortak bir görev olduğunu vurguladı.

Henk Van den Dool / Hollanda Bosna Hersek Büyükelçisi

"Srebrenitsa’ nın hafızasını yaşatmak ortak bir sorumluluktur"

Konferansta konuşan Hollanda Krallığı'nın Bosna Hersek Büyükelçisi Henk van den Dool, Srebrenitsa Soykırımı'nın yalnızca Bosna Hersek'in değil, tüm insanlığın ortak hafızasında yer alan bir yara olduğunu vurguladı. Potočari ‘de bulunmanın kendisi için hem büyük bir onur hem de ağır bir sorumluluk taşıdığını belirten Van den Dool, burada bulunma nedenlerinin acıyı yeniden hatırlatmak değil, gerçeği koruyarak geleceği inşa etmek olduğunu söyledi.

"Bizim burada bulunuyor oluşumuz, asla yaşanmamış olması gereken acı dolu bir tarihin yansımasıdır. Ancak bu acı yaşandığı için onu hatırlamak, adaletin sağlanmasına katkı sunmak, eğitmek ve dünyanın herhangi bir yerinde benzer trajedilerin yaşanmasını önlemek hepimizin ortak sorumluluğudur."

Konuşmasının merkezine eğitimi yerleştiren Van den Dool, Srebrenitsa Soykırımı'nın gelecek nesillere aktarılmasının yalnızca tarih anlatmak anlamına gelmediğini, bunun aynı zamanda ahlaki bir sorumluluk olduğunu ifade etti.

"Soykırımla ilgili eğitim yalnızca akademik bir konu değildir. Bu aynı zamanda ahlaki bir sorumluluktur. Tarihi gerçekleri koruyor, eleştirel düşünmeyi teşvik ediyor ve genç nesillerin inkarın, nefret söyleminin ve dezenformasyonun oluşturduğu tehlikeyi kavramasına katkı sağlıyoruz."

Hollanda Krallığı'nın uzun yıllardır Srebrenitsa Anıt Merkezi, Srebrenitsa Anneleri, gaziler ve uluslararası ortaklarla birlikte hafızayı korumaya yönelik eğitim projeleri yürüttüğünü belirten Van den Dool, bu iş birliğinin giderek daha güçlü bir uluslararası dayanışmaya dönüştüğünü söyledi.

Konferansa on dokuz farklı ülkeden katılan gençlerin oluşturduğu Srebrenitsa Yaz Okulu'nu da bu dayanışmanın en somut örneklerinden biri olarak değerlendiren Van den Dool, farklı ülkelerden gelen öğrencilerin yalnızca akademisyenlerden değil, aynı zamanda soykırımdan sağ kurtulanlardan ve kurban yakınlarından doğrudan eğitim aldığını hatırlattı.

"Bu konferans, Srebrenitsa’ nın hafızasını korumanın tek bir kurumun ya da tek bir ülkenin görevi olmadığını gösteriyor. Bu, paylaşılan uluslararası bir sorumluluktur."

Konuşmasının sonunda Srebrenitsa Anneleri ‘ne, gazilere ve Anıt Merkezi çalışanlarına teşekkür eden Van den Dool, gerçeğin korunmasında bilimsel çalışmaların ve uluslararası iş birliklerinin önemine dikkat çekti. DNA kimliklendirme çalışmaları, eğitim müfredatları ve ortak araştırmalar sayesinde inkarın karşısında hakikatin güçleneceğini belirterek sözlerini şu ifadelerle tamamladı:

"Artık aramızda olmayanların anısını yaşatmaya ve dünyaya karşı onların sesi olmaya devam ediyoruz."

"Hakikat ancak eğitimle kalıcı hale gelir."

Soykırımın inkârına karşı verilen mücadelenin en önemli alanlarından biri eğitim. Bu alanda yıllardır çalışan tarih öğretmeni ve eğitim uzmanı Azerina Muminović, Srebrenitsa Soykırımı'nın Bosna-Hersek eğitim müfredatına bilimsel temellerle dâhil edilmesini sağlayan isimlerden biri. Hazırlanan ders materyalleri, öğretmen eğitimleri ve saha çalışmalarıyla hafızayı sınıf ortamına taşıyan Muminović, geleceğin ancak doğru bilgiyle inşa edilebileceğini söylüyor.

Azerina Muminović / Tarih Öğretmeni ve Eğitim Uzmanı

Özellikle Srebrenitsa Soykırımı bağlamında konuşacak olursam, şunu söyleyebilirim ki oldukça cesur bir adım attık. 'Biz' derken, o dönemde bir ilkokulda tarih öğretmeni olarak görev yaptığım süreci kastediyorum. Bu, 2017 yılının Mayıs ayındaydı. Saraybosna Kantonu Eğitim, Bilim ve Gençlik Bakanlığının yetkilileriyle birlikte – burada o döneme tanıklık eden arkadaşlarımız da bulunuyor – Saraybosna Kantonu İlköğretim Kanunu ve Ortaöğretim Kanunu'nda yapılan düzenlemeler kapsamında önemli bir karar aldık.

Bu kararla birlikte, Saraybosna Kuşatmasının ve Srebrenitsa ‘da işlenen soykırım suçunun yanı sıra Bosna Hersek'te yaşanan savaş suçlarının eğitim müfredatında okutulmasını kararlaştırdık. Bu uygulama 2018 yılında hayata geçirildi.

Bu doğrultuda eğitim materyalleri hazırladık. Bunlar; alanında uzman akademisyenler, profesörler, doktorlar ve eğitimciler tarafından hazırlanan öğretim materyalleriydi. Aynı zamanda sahada görev yapan öğretmenler ve uygulamacılar da bu çalışmalara katkı sundu. Çok kısa bir süre içinde bu materyaller okullarda uygulanmaya başlandı. Özellikle Srebrenitsa Soykırımı ve Saraybosna Kuşatmasının işlendiği onlarca ders saati eğitim programlarına dahil edildi.

Aradan birkaç yıl geçtikten sonra, 2025 yılının başında yeni gelişmeleri değerlendirdik. Bu süreçte uluslararası savaş suçları mahkemelerinde verilen yeni kararlar gibi devlet düzeyinde önemli tarihî gelişmeler yaşandı. Bunun sonucunda mevcut eğitim materyallerinin güncellenmesi ve yeni bilgilerle zenginleştirilmesi gerektiği ortaya çıktı.

Bu nedenle Saraybosna Kantonunun ilgili Eğitim Bakanlığı tarafından bir uzman komisyonu oluşturuldu. Komisyon, mevcut öğretim materyallerini gözden geçirerek kapsamlı bir revizyon gerçekleştirdi. Eksik görülen bölümler tamamlandı ve materyaller genişletilmiş yeni bir baskıyla yeniden yayımlandı.

2025 yılının ağustos ayında iki ayrı kılavuz hazırlandı. Bunlardan biri öğretmenler, diğeri ise öğrenciler için hazırlandı. Gururla söyleyebilirim ki hem 2017 yılında ilk materyalleri hazırlayan komisyonda hem de 2025 yılındaki revizyon komisyonunda görev aldım.

Komisyonda Saraybosna Üniversitesi öğretim üyeleri, Prof. Dr. Melisa, Prof. Jaša Jehić, Tarih Enstitüsü'nden Jasmir Mijedić ile Savaş Suçları, İnsanlığa Karşı Suçlar ve Uluslararası Hukuk Araştırma Enstitüsü'nden Mesruća Džindić, Merisa Karović Babić ve bu alanda çalışan birçok saygın akademisyen yer aldı. Bunların tamamı, Bosna'da 1992-1995 yılları arasında işlenen suçların araştırılması konusunda uzman isimlerdir.

Bugün Saraybosna Kantonunda hazırlanan bu öğretim materyalleri ilkokul ve ortaokulların yanı sıra liselerde de tam anlamıyla uygulanmaktadır. Elbette eğitim her zaman geliştirilebilir; daha fazlası yapılabilir ve daha iyiye ulaşılabilir. Ancak bugün gelinen nokta son derece önemlidir.

Eğitim reformu ve tarih dersi öğretim programının (müfredatın) yenilenmesiyle birlikte artık yalnızca daha önce öngörülen on ders saatiyle sınırlı kalmıyoruz. Öğretmenlere proje temelli çalışmalar, aktif öğrenme yöntemleri ve uluslararası mahkemelerce doğrulanmış birincil belgeler ile kanıtları kullanarak bu konuları daha ayrıntılı işleme imkanı sunuluyor. Böylece ihtiyaç duyulduğunda daha fazla ders saati ayrılabiliyor ve öğretmenler de bunu uygulamada etkin biçimde kullanıyor.

Soru saha eğitimiyle ilgiliydi. Bu noktada büyük bir gurur ve minnettarlıkla belirtmek isterim ki Saraybosna Kantonu Eğitim Bakanlığı'nın bize verdiği güçlü destek sayesinde saha eğitimleri son derece yoğun biçimde yürütülüyor. Bakanlık uzun yıllardır bu projeleri kesintisiz sürdürüyor. Faaliyetler bazen eylül, bazen ekim aylarında gerçekleştiriliyor ancak her yıl mutlaka düzenleniyor.

Bu geziler sayesinde öğrenciler olayların yaşandığı mekanlarda eğitim alma fırsatı buluyor. Özellikle ergenlik dönemindeki öğrencilerin eleştirel düşünme becerilerini geliştirmeleri, yaşananları anlamaları ve bunları kişiliklerinin bir parçası haline getirmeleri hedefleniyor. Asıl amacımız da budur.

Bunun yanında hafıza kültürünü yaşatmaya yönelik başka çalışmalarımız da bulunuyor. Yaklaşık iki üç yıl önce Bosna Hersek genelini kapsayan eğitim gezileri projesini başlattık. Üç farklı rota oluşturuldu. Bunlardan biri ülkenin kuzeybatısına, biri kuzey ve kuzeydoğu bölgelerine, diğeri ise Hersek Neretva Kantonuna uzanıyor. Bu gezilere lise öğrencileri katılıyor.

Ancak bütün bu çalışmaların en önemli ayağının öğretmen eğitimi olduğunu düşünüyorum. Sadece tarih öğretmenleri değil, tüm öğretmenler için düzenli eğitimler ve seminerler gerçekleştiriyoruz. Nasıl öğretileceği, bu konuların öğrencilere nasıl aktarılacağı konusunda sürekli mesleki gelişim programları düzenleniyor. Bu alanda artık oldukça iyi bir seviyeye ulaştığımızı söyleyebilirim.

Nitekim yaklaşık on gün önce Saraybosna'da, Eğitim Bakanlığı ile Üniversite Eğitim Geliştirme Enstitüsü iş birliğinde tam gün süren kapsamlı bir seminer gerçekleştirdik. Çünkü artık savaş sonrasında doğmuş yeni öğretmen kuşakları görev yapmaya başladı. Bu nedenle onların da gerekli bilgi ve pedagojik donanıma sahip olmalarını sağlamak zorundayız. Ancak bu şekilde öğrencilerimizi doğru biçimde eğitme hedefimize ulaşabiliriz.

"Hafıza yalnızca anmak için değil, geleceği korumak için vardır."

Srebrenitsa Soykırımı'nın hayatta kalan tanıklarından biri olan Dr. Emir Suljagić, bugün Potočari Anıt Merkezi'nin direktörü olarak hakikatin korunması için çalışıyor. Ancak onun mücadelesi yalnızca geçmişi belgelemekten ibaret değil. Suljagić'e göre hafıza, müzelerde saklanan bir geçmiş değil; eğitim yoluyla gelecek kuşaklara aktarılması gereken yaşayan bir sorumluluk. Potočari'de yaptığı konuşmada, soykırımın nasıl başladığını değil, benzer felaketlerin nasıl önlenebileceğini anlattı. 

Dr. Emir Suljagić / Srebrenitsa Potočari Anıt Merkezi Direktörü

Buraya her zaman gelmek için bir sebep vardır. Potočari ‘de hafıza soyut bir kavram değildir. Burada hafızanın isimleri vardır, yüzleri vardır, aileleri vardır; mezarları ve mezar taşları vardır.

Bu mekân, uluslararası mahkemeler tarafından da hukuken tescil edilmiş gerçeklerin ortaya koyduğu üzere, burada bir soykırım işlendiği için vardır. Ancak bu merkez yalnızca hayatını kaybedenlerin anısını yaşatmak için kurulmuş değildir. Aynı zamanda yaşayanlar içindir.

Tek başına anma yeterli değildir. Eğer hafıza yalnızca müzelerin duvarları arasında kalır ya da yılın yalnızca bir gününde hatırlanırsa, toplumu değiştiremez. Hafıza ancak bilgiye dönüştüğünde toplumsal bir değere dönüşür; bilgi ise ancak eğitimin bir parçası olduğunda tarihe dönüşür.

Bu nedenle bugün burada yalnızca Srebrenitsa Soykırımı'nı nasıl hatırlamamız gerektiğini konuşmuyoruz. Asıl konuştuğumuz konu, onu nasıl öğreteceğimizdir. Bu ikisi aynı şey değildir.

Öğretmek; genç insanlara bir toplumun dışlamaya, ayrımcılığa ve nefrete nasıl adım adım alıştırılabileceğini anlatmaktır. Propagandanın gerçeklerin yerini nasıl alabildiğini göstermektir. Devlet kurumlarının nasıl baskı araçlarına dönüşebildiğini açıklamaktır. Kelimelerin, işlenecek suçların zeminini nasıl hazırlayabildiğini ortaya koymaktır. Ve en önemlisi, soykırımın hiçbir zaman aniden ortaya çıkmadığını; aksine, çok sayıda insanın sessiz kalmayı tercih ettiği uzun bir sürecin sonunda gerçekleştiğini göstermektir.

Bu nedenle Srebrenitsa Soykırımı'nı öğretmek, yalnızca ülkemizin geçmişini anlatmak değildir. Aynı zamanda her demokratik toplumun, felaket büyümeden önce uyarı işaretlerini fark etme sorumluluğunu öğretmektir. Bugün bu, her zamankinden daha büyük bir önem taşımaktadır.

Çünkü tarihsel gerçeklerin artık bilimsel tartışmaların değil, siyasi manipülasyonların konusu hâline geldiği bir dönemde yaşıyoruz. Soykırım inkârının meşru bir görüş gibi sunulduğu, savaş suçlularının yüceltildiği ve bunun vatanseverlik olarak gösterildiği bir çağdayız. Bu yalnızca kurbanların onuruna yapılmış bir saldırı değildir. Aynı zamanda eğitimin temel fikrine yönelik bir saldırıdır. Çünkü eğitim, gerçeklerin var olduğu ve hakikatin kişisel tercihlere göre değişmediği kabulü üzerine kuruludur.

Bu nedenle Srebrenitsa Anıt Merkezi kendi görevini yalnızca bu mekânı korumak olarak görmemektedir. Biz aynı zamanda bir eğitim kurumuyuz. Eğitim materyalleri hazırlamak, yeni bilgi kaynakları üretmek, öğretmenler ve üniversitelerle iş birliği yapmak ve bilginin paylaşılmasının gelecekte benzer felaketlerin önlenmesinin tek yolu olduğuna inanan uluslararası bir dayanışma ağı oluşturmak bizim sorumluluğumuzdur.

Sözlerimi, yalnızca bana değil burada çalışan herkese yol gösteren bir inançla tamamlamak istiyorum. Her nesil, kendisinden sonra gelecek kuşaklara nasıl bir miras bırakacağına kendisi karar verir. Biz geçmişi değiştiremeyiz. Ancak bugün okul sıralarında oturan çocukların, büyüdüklerinde nasıl bir dünyada yaşayacaklarını etkileyebiliriz. Onların dışlamanın mı yoksa dayanışmanın mı egemen olduğu bir toplumda yaşayacaklarını belirleyecek tercihler bugün yapılmaktadır. İşte bizim bugün yaptığımız çalışma tam da budur.

Bazı toplumlar geçmişleriyle yüzleşmemeyi seçmiştir. Bazıları sessiz kalmayı tercih etmiştir. Fakat biz biliyoruz ki hiçbir suç, sonsuza kadar gizli kalmaz. Her suç, er ya da geç ortaya çıkar.

Bu konferans da bu yüzden yalnızca akademik bir toplantı değildir. Aynı zamanda hakikate ve gelecek kuşaklara karşı ortak sorumluluğumuzun bir ifadesidir.

Son olarak özellikle bir noktayı vurgulamak istiyorum. Bugün burada bulunan hiçbiriniz para için ya da maddi bir çıkar uğruna gelmediniz. Hiç kimse sizi zorlamadı. Daveti aldınız, programınıza baktınız ve kendi iradenizle burada olmayı seçtiniz. Bunun nedeni hepimizin ortak bir değeri paylaşmasıdır. Gerçeklere bakışımız ortaktır. Her konu tartışılabilir; farklı görüşler dile getirilebilir. Ancak tartışmaya açık olmayan bir şey vardır: Gerçekler. Gerçekler, her tartışmanın temelini oluşturmalıdır.

İşte bizi bugün burada bir araya getiren de budur. Ne paraydı ne de herhangi bir uluslararası organizasyondu. Bizi burada buluşturan ortak değerlerimizdi. Burada bulunan insanlar, insan onuruna ve insanlığın temel bir değer olduğuna inanan insanlardır.

Bu nedenle buraya geldiğiniz için her birinize yürekten teşekkür ediyorum. Kendinizi geliştirmek, öğrenmek ve 1995 Temmuz'unda burada insanların yaşadığı acının en küçük bir kısmını bile hissedebilmek için geldiğiniz için teşekkür ederim.

Umarım buradan döndüğünüzde bu deneyim size ilham verir. Kendi toplumlarınızda haksızlık gördüğünüzde sessiz kalmamanız için size güç verir. Elinizden gelen yerde, gücünüzün yettiği ölçüde adaletin yanında durmanız için sizi cesaretlendirir.


Teşekkür

Bu dosyanın hazırlanması sırasında bizlere kapılarını açan, sorularımızı içtenlikle yanıtlayan ve Srebrenitsa’ nın hafızasını koruma mücadelesini tüm açıklığıyla paylaşan;

Başta Srebrenitsa Potočari Anıt Merkezi olmak üzere; Anıt Merkezi Direktörü Dr. Emir Suljagić'a, Anıt Merkezi Sözcüsü Almasa Salihović'e, 2026 Marš Mira Alt Komitesi Başkanı Suljo Čakanović'e, 2026 Marš Mira Organizasyon Komitesi Başkan Yardımcısı Vehid Dedić'e, Saraybosna Kantonu Eğitim ve Yetiştirme Bakanı Naida Hota Muminović'e, Tarih Eğitimcisi Azerina Muminović'e, Hollanda Krallığı Bosna Hersek Büyükelçisi Henk van den Dool'a ve bilgi, deneyimlerini bizlerle paylaşan tüm konuşmacılara teşekkür ederim.


Bu yolculuk boyunca yalnızca resmî kurumlar değil, gönüllülük ruhuyla omuz veren insanlar da bu çalışmanın görünmeyen kahramanları oldular.

Marš Mira Türkiye ekibine, organizasyonun her aşamasında emek veren yönetici ve gönüllülerine; röportajlar ve saha çalışmalarım boyunca dil engellerini aşmamı sağlayan kıymetli kardeşim Ali Cihat'a; Bosna Sancak Derneği'nden Erhan Gönüler’e, yolculuğum süresince beni hiçbir zaman yalnız bırakmayan, enerjileri ve samimiyetleriyle bu yolculuğa güç katan sevgili Enis'e, Ahmet'e, Muhammed Emin'e, Hajrunisa'ya ve yeniden yolculuk boyunca yoldaşım olduğu için sevgili Ali Cihat'a gönülden teşekkür ederim.

Ayrıca, Bosna-Hersek'te kurduğumuz bağların en kıymetli isimlerinden biri olan, içten desteği ve misafirperverliğiyle her zaman yanımızda hissettiğimiz Cenita Kocaman'a da en içten şükranlarımı sunuyorum.


Aynur Karabulut

Bağımsız Gazeteci / Savaş Muhabiri

Saha Savunucusu

Temmuz 2026

 
 
 

Yorumlar


                                                          © 2018 Fikrini Söyle

bottom of page