Ara
  • Aynur Karabulut

RUSYA YARALI HAYVAN GİBİ SALDIRMAYA DEVAM EDİYOR!.. - 2

“Ukrayna’nın batıdan istediği 3 şey var. Bir, hava sahasının kapatılması gerekiyor çünkü katliamlar devam edecek. Buca’da gömülü toplu mezarlar bulunuyor. Bu insanlık dışı, akıl alır gibi değil, nasıl olabilir. İki, Ukrayna savaş uçakları istiyor çünkü savaşın ilk günleri ilk yapılan şey Ukrayna’nın havalimanlarının ve hava üslerinin patlatılmasıydı. Kullanabilecekleri uçakları yok. Üç, gaz ve petrol ambargosunun uygulanması çünkü Rusya’nın ekonomisini ayakta tutan tek şey bu. Hiçbirini batı uygulamıyor. Sürekli bir toplantı bir kınama ve gündemi oyalamaya yönelik bir çaba başka bir şey yok. Ötesine geçilemiyor maalesef.”

Sevgili Nazgul KENZHETAY ile söyleşimizin birinci bölümüne gösterdiğiniz yoğun ilgiden dolayı teşekkür ederiz. İkinci bölümden de oldukça keyif aldık ve sizlerin de yine keyifle okuyacağınızı düşünüyoruz. O halde buyurunuz efenim…

Rusya’ya neden gitmiştiniz, gözaltına nasıl alındınız, neler yaşadınız?

Rusya’nın devasa coğrafyasını gözünüzün önüne getirin. O coğrafyanın tamamında Ruslar yaşamıyor. Yarısından fazlası yaklaşık 25-30 bölgesinde soydaşlarımız yaşıyor. Ural dağlarının batısında dindaş ve soydaşlarımız diğer tarafında ise tamamen soydaşlarımızın yaşadığı bölgeler bulunuyor. Buralar tüm Türklerin çıktığı noktalardır. Siyaset, politika, savaş gibi haberlerden biraz bunaldığım ve sıkıldığım için farklı bölgelerde belki de keşfedilmemiş, unutulmuş soydaşlarımızın, dindaşlarımızın izini sürerek onlara ulaşmak istedim. Kültürel haberlere odaklandım. Türk dünyasını araştırmaya karar verdim.

Ki muazzam yerlerde keşfettik, çok iyi haberler yakaladık. Bu yerlere Türkçe konuşan bir insan olarak ilk kez biz gitmişiz. Hatta insan ayağı görmemiş öyle ormanlar keşfettik hayran kaldık. Öyle soydaşlar keşfettik ki aynı bizim gibi konuşuyorlar ama sadece bu dili onların konuştuğunu düşündüğü için bizim varlığımızdan haberleri yok. Hiç dış bağlantısı olmayan internet, telefon, televizyon nedir bilmeyen, avcılıkla geçinen yeni yeni gelişmeye başlayan, 70-80 yıl geriden gelen insanlar bulduk. Bu insanları dinleme ve konuşma fırsatı yakaladık. Dünyayı ve bizlerin varlığını anlattık. Başka soydaşlarının varlığından haberdar ettik. Çok güzel bağlar kurduk. Sadece bunlar için gitmiştik. Tamamen yaşam biçimlerini basit vloglarla çekip paylaşmak, bizden haberdar etmek niyetiyle gitmiştik.

Araya bir soru eklemek istiyorum bu insanlarla karşılaşınca neler hissettiniz?

Dünyadan izole yaşayan insanların ne kadar saf ve temiz olduklarını gördük. Egosuz, hırs barındırmayan, nefretsiz, kinsiz. Her şeyini seninle paylaşan bütün varlığını sana açan insanlar görünce kendimizle ve yaşadığımız dünya ile yüzleştik.

Böyle alma ve verme dengesine inanan her şeyi alıp vermeye hazır insanlar kibir taşımadığı için merakla dinliyor heyecanla öğretiyorlar öyle değil mi?

Gerçekten de öyle. Sadece böyle haberler için içerik üretirken gözaltına alındık. Uzun zamandır bu işleri yapan biri olarak zaten peşimize bir ajan taktıklarını fark etmiştik. Çünkü Rusları az çok tanıyorsanız bunu yapacağını bilirsiniz. İstihbarat sistemlerini az çok tahmin ediyorum. Farklı bir insan her yerde bizim peşimizdeydi. Daha önce de Rusya’nın gerçeklerini anlatan içerikler yaptığım için Rusya’nın radarında olduğumu biliyordum ama bu kadar paranoyakça yaklaşacaklarını tahmin edemiyorduk.

Tabi ki gittiğimiz, çektiğimiz o yerler bilerek fakir bırakılmış, gelişmemiş, bilinçsiz bırakılmış bölgelerdi bunun farkındaydık ama biz o çekimleri bunu göstermek için yapmıyorduk. Göstermeye çalıştığımız şey bu insanlar ne yiyip ne içiyor, nasıl yaşıyor? Gibi basit kültür içerikli bilgi içeren vloglar.

Çekimlerimizi bitirip en son noktamız Tuva’ya çıkmak üzereyken apar topar alındık. Federal polisler iri yapılı insanlardır. Ben ve arkadaşım Emin de minyon yapıda insanlarız baya bastılar ve bizi alıp götürdüler.

Neler yaşadınız ne sordular ne ile suçladılar?

Bir gün boyunca sorguya çektiler. Arkadaşım Emin dil bilmeyip anlamadığı için başka bir odada tutuluyordu. Benim üstüme gelmeye başladılar. Videoları tek tek, kare kare izleterek “bu videoda ne demek istedin, amacın neydi?” gibi sorulara ve psikolojik mobinge maruz kaldım. Söylediklerime inanmadıkları için tercüman çağırıp ona da çevirttiler. “Sen Türkiye’ye çalışan bir ajansın, bilerek geldin” gibi söylem ve baskılarına maruz kaldım.

O sırada ne hissettiniz?

Haklı olduğumu bildiğim için sakindim ve sabırla karşıladım. Allah yardım etti diye düşünüyorum çünkü hiçbir suç işlememiştim. Bir gece sorguda kaldık aşırı kötü bir yerde tutulduk. Sarhoşların kaldığı yerdi. Videolarımızı sildiler. Çekimlerimizi imha ettiler. Gece yarısı “eşyalarınızı toplayın başka yere götüreceğiz” deyip bizi kaldığımız hotelimize götürdüler.

Hotele gelince yaptığımız ilk iş çekimlere bakmak oldu. Her şeyi silmişler. Teknoloji gelişmiş onları elbette geri alabilirdik ama o esnada başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Çünkü çok büyük emek vardı. Ölümlerden dönmüştük. Düşme ihtimali olan helikoptere bindik, çok zorlandık, üşüdük, aç ve uykusuz kaldık. Çok büyük emekler harcayarak hazırlamıştık o çekimleri o yüzden çok üzüldük. Ama tabi her zaman planlı yola çıktığımız için çantamızda 4. Veya 5. Hard diski mutlaka bulundururuz. Kopyalarımızı çekim biter bitmez hepsine kaydederiz. 3 hard diski kontrol ettiğimizde silinmiş olduğunu görünce çöktük. 4. Hard diski açıp baktığımızda bu diske hiç bakılmadığını, dokunulmadığını fark ettik. Bunu da insan beyninin ortalama 3 sayısından sonra nedense tehlikenin geçtiğine inandığı için 3 hard diski silince 4. Hard diske bakmaya gerek duymadıklarına bağlıyorum veya Allah yardım etti. Çünkü çok büyük bir emek vardı başka açıklaması yok. 20 gün beni tutsalardı ama emeklerim gitmeseydi o yüzden üzülmüştüm ilk üç diske bakınca ama 4. Hard diske bakıp silinmediğini görünce mutluluktan havalara uçtuk ve o görüntüleri muhafaza etmek için büyük çaba harcadık. Çok yorucu, yıpratıcı ama keyifli bir yolculuktu. İyi ki çıkmışız o yola hiç pişman değilim.

Gerçekten üzücü bizlerde burada sizi çok merak ettik. Tekrar geçmiş olsun. Bir sonraki adımda neyle karşılaşacağınızı bilemediğiniz için merak ve bilinmezlik bu gibi yolculuklarda hep besleyici oluyor ve hep daha fazlasını görmek için sınırlarımızı zorlayıp tetikliyor değil mi?

Kesinlikle özetlediğiniz gibi çünkü bir film içinde gibisiniz. Her bölümün yeni iyi-kötü kahramanları, adamları oluyor. Çok enteresan bir yolculuktu ama her açıdan besleyici ve güzeldi.

Nasıl serbest kaldınız?

Zorla bazı evraklara imza attırdılar. O imzaları atıp çıktıktan sonra medyadan öğrendik bizde casuslukla suçlandığımızı. Hem de çok ağır suçlamalarda bulunmuşlar. Hakasya gibi bir yerde 3-5 Müslüman ya vardır ya yoktur. Güya biz oradaki Müslümanları örgütlemişiz bu şekilde servis edilmiş.

Okumadan mı imzaladınız, nasıl zorladılar, işkence gördünüz mü, ne gibi baskılara maruz kaldınız?

Bizi sürekli sözlü olarak zorluyorlardı. Avukat isteğimizi geri çevirdiler. “İmzalayacaksınız” diye bağırarak baskı gösteriyorlardı. Bizde imzaladık. Türkiye bizim durumumuzu sonradan öğrendi. Bunları atlattıktan sonra haber verebildik. Hiç telefon verilmiyordu bize. Haber ulaştırdıktan sonra avukat gelerek olayı anlatabildi. Ucuz kurtulduk. İnsanların duası olmasaydı biz belki de halen oradaydık. Delil yokken suçlama çok ağırdı. Kazakistan kendi ülkemde çok uğraştı, arkamda durdu. Her şeyi yapmaya hazır olduğunu belirtti. Çünkü suçsuz iki gençtik. Biz Türkiye’den gittik diye bizi ajan yerine koyamazsınız dediysek de dinletemedik.

Aslında sadece o bölge için değil dünyanın hangi bölgesinde olursa olsun Türk ırkı ile ilgili bir araştırma yapmaya kalktığınızda hemen bir ajan yaftası alıyorsunuz. Doğu Türkistan veya başka azınlık bölgeler içinde durum böyledir. Zaten bence asıl sorun da tam olarak bu. Türk ırkların birbirinden haberdar olup, birleşmelerini, güçlenmelerini, birbirlerinin varlığından destek almalarını istemedikleri için bu araştırma ve buluşların yapılmasını istemiyorlar diye düşünüyorum ve yorumluyorum sizce de öyle mi?

Kesinlikle aynı fikirdeyim. Sorun tam olarak bu. Düşünün ya dişlerim, saç diplerim, her yerim arandı. Biliyor musunuz Rusya gözümden düştü. Rusya hiç güçlü bir devlet değilmiş. Rusya’da ki soydaşlarımız rahat yaşamıyorlar. Savaşa gönder gitsin nasılsa kimse aramaz bunları düşüncesi hakim. Tek kullanımlık. Kulan at gitsin mantığıyla davranılıyor soydaşlarımıza. Dediğiniz gibi bu insanların varlıkları ve başkalarının varlıklarından haberdar olması bazılarının işine gelmiyor.

Biz Türk ırkları bağımsız güçlü ittifak içinde bir devlet olursak onlar için büyük bir tehdit olacak. Azınlık dahi olsa bizleri ezemeyecekler. Daha önce değindiğimiz gibi haberin ilk elden çıkması bazen ne kadar önemsiz olarak görülse de bu enformasyon hegemonist dediğimiz güç devletleri yıkabilecek derecede büyük bir güç.

Tabi ki biz bu misyonla gitmemiştik. Politik, siyasi haberlerden bunaldığım için kültürel içerikler için basit bir vlog çekip dış dünya ile bağlantısı olmayan insanların izini sürelim, yaşamlarını görüntüleyelim diye gitmiştik. Ama kültürel haberlere fırsat vermediler. Geldim yine siyasetten devam ettim yapacak bir şey yok 😊 İşte Rusya’da da böyle bir şey yaşadık. İlk defa ajan ilan edilmiyorum o yüzden çok dokunan, zorlayan bir durum değildi.

O süreçte en çok zorlandığınız ve üzüldüğünüz şey neydi?

Haber verememek, sesini duyuramamak. Annemin bunu duyması, hatta sonuna kadar annem duymasın diye evdekilere tembihte bulundum. Anneme haber izletmesinler her şey yolunda diye inandırsınlar diye. Çok panik yapacaktı ama hiçbir şey yapamayacaktı. Bundan endişelendim ama onun dışında haklıydım beni aylarca tutsalar bile bir şey ifade etmeyecekti. Allahtan annem son anda öğrendi. Öğrendiğinde “anne artık çıktım, iyiyim” diyebildiğim için rahatlamıştı.

Buradan da size bir mesaj var sanki. Size ve soydaşlarınıza yaşatılanları unutmadan buraları kurcalamaya devam et anlamında

Kesinlikle bende öyle düşünüyorum. Sustukça başka soydaşlarımızın da sesi kısılacaktır. Kırım, Çeçenistan, Irak, Suriye de insanlar sustuğu için savaş şimdi batının kapısını, Ukrayna’yı çaldı. Azınlıklara hükmeden, zulmeden bu güçler savaşı batıya taşıdılar. Bu güçler durdurulmaz ise daha da ileri gidecekler.

Rusya ve Çin sınırları olmayan, kural tanımayan, dünya düzenini önemsemeyen bencil ve tehlikeli bir yapı çünkü kendi dışındaki herkesi ve her şeyi tehdit olarak algıladığı için yok edilmesinde bir beis görmüyor. Özellikle Çin kendi dışındakileri insan olarak dahi görmüyor. Çin ırkı ve diğerleri diye tanımlıyor dünya üzerindeki canlıları. Bu güçler karşısında nasıl bir direnç gösteriyor azınlıklar?

Çok doğru bir tespit. Biz Türkistan coğrafyası olarak asırlardır bunlarla savaşıyoruz. Mücadele ediyoruz. Savaşacak kadar güçlü değiliz sayımız az ama mücadele veriyoruz. Kafkasya 200 yıl Ruslara karşı direndi. 200 yıl sonra Kafkasya düşünce Ruslar sadece iki hafta içinde Erzurum kapısına dayandı. Demek istediğim Türkistan ve Kafkas coğrafyaları Anadolu için bir şans. Kalkan gibi düşünebiliriz. Şimdi Doğu Türkistan direniyor orası düşerse sıra başka yerlere gelecektir. Orada kalmayacaklar devam edecekler. Bizlerin mücadelesi Anadolu için siper görevi görüyor da diyebiliriz.

Şimdi de biraz güncel gündem konusu olan Rusya – Ukrayna savaşına değinelim. Ukrayna da neler oluyor?

Ukrayna her şeyden önce şu anda ülkesini bir işgalden korumaya çalışıyor. Bunun başka bir tanımı yok. Bu mücadelenin net olarak adı budur. Bir gecede 44 milyonluk Ukrayna bir işgale uyandı. Bilinçli bilinçsiz 7’den 70’e herkes ülkesini savunmaya çalışıyor. İyi de direniyor. Ukrayna Rus ordusunun sınandığı ilk ülke. Bugüne kadar gözümüzde abarttığımız dünyanın ikinci büyük ordusu hiçbir zaman konvansiyonel savaşlarla sınanmamıştı.

Bu durum Rus ordusunun daha önce düşman olarak tanımladığı grupların konumu, gücü, yetersizliğiyle mi ilgiliydi?

Kesinlikle öyle. Çünkü ya gerilla gruplarla ya da Esad ve Libya gibi devrik ülkeler vardı karşısında. Rusya’ya karşı savaşabilen konvansiyonel orduları yoktu ki. Gürcistan örneğini istisna tutabiliriz ama Gürcistan 4 milyonluk nüfusa sahip bir ülke karşısında ise 150 milyonluk bir ülke vardı. Normal bir savaş değildi resmen bir ülkeyi yutabilecek güçteki bir ülke ile karşı karşıyaydılar. O yüzden Rus ordusu bu kadar büyük çapta sınandığı ilk savaş oldu.

Peki Rusya bugüne kadar Suriye’de yaptığı gibi Ukrayna’da misket bombalar, varil bombalarla güçlü bir hava saldırısı uyguladı mı veya neden uygulamadı? Bu kadar güçlü bir şekilde Ukrayna’ya saldırmamasının nedeni batıdan çekindiği için olabilir mi? Yani sert bir tepki ve tamamen yalnızlaşmaktan çekiniyor olabilir mi? Gerçekten bütün gücü ile saldırdığını düşünüyor musunuz? NATO’dan korktuğu için mi hiç kullanmadı? Bu arada kullanmaması için dua edenlerdenim sadece öğrenmek ve okuyucularında öğrenmesini sağlamak için soruyorum.

Bence hiç kullanmayacak anlamına gelmiyor. Çünkü Suriye’de de bir alt yapı oluşturmuştu. Suriye’de alt yapı oluştururken ne diyordu “ABD kimyasal silah kullanmaya çalışıyor” gibi bahaneler üretiyorlardı. Rusya saldırı stratejisi hep aynıdır. Bir yere saldırdığında yanlış bilgi ile kamuoyuna yön verme, yönlendirme ve saldırı politikasını eş zamanlı yürüterek kendini haklı pozisyonda göstererek saldırının şiddetini arttırıyor. Ukrayna’da da şu an tam olarak bunu yapıyor. “Ukrayna şu sınırımıza saldırdı, saldıracak.” dediğiniz gibi keşke kullanmasın diye dua ediyoruz. Çünkü Suriye’de olanlar hepimizin malumu. Ukrayna’da iki aydır yoğun bir şekilde buna zemin oluşturuyor ama artık kimse Rusya’nın söylediklerini dikkate almaz diye düşünüyorum. Ukrayna şu an korunmuyor. Havadan füzeler yağıyor. Mariupol, Harkiv, Bucha gibi şehirler haritadan silinmiş durumda. Bu şehirlerde Ruslar yaşıyor. Hani Rusları koruyorlardı. Ruslara da zarar veriyor.

Aslında Rusya hiç değişmedi. Tarih boyunca hep böyle kalleş ve sinsi değil miydi?

Aynen öyle Rusya’nın karakteristik yapısı budur. Hiçbir zaman inşa eden, yapan bir devlet olmamıştır. Hep yıkan, yakan parçalayan bir devlet olmuştur. Ukrayna’dan gelen çok ağır inanılmaz görüntüler var. Bence şunu diyemeyiz. Suriye’de daha ağır kullanıldı ama Ukrayna’da kullanılmıyor diyemiyoruz çünkü şiddeti her geçen gün artıyor. Bize bu haberler ulaşmıyor.

Batının kendi içinde, kendi kapısından olmasından sebep daha temkinli mi gidiyor, büyük saldırıyı koz olarak mı tutuyor?

Batı çok rezil durumda. Mültecilere karşı kullanılan söylemlerden tutun da gazı ucuza alacam diye çok büyük bir katliama izin veriliyor. Başka yerden tabi ki temin edebilirler sadece 3 kuruş daha ucuza mal edeceğim diye yüzlerce insanın katliamına, savaşa göz yumuyor. Rusya gibi bir canavarı destekliyor.

Ukrayna’nın batıdan beklentisi nedir?

Farkına varacaklar mı bilemiyorum. Ukrayna’nın batıdan istediği 3 şey var. Bir, hava sahasının kapatılması gerekiyor çünkü katliamlar devam edecek. Buca’da gömülü toplu mezarlar bulunuyor. Bu insanlık dışı, akıl alır gibi değil, nasıl olabilir. İki, Ukrayna savaş uçakları istiyor çünkü savaşın ilk günleri ilk yapılan şey Ukrayna’nın havalimanlarının ve hava üslerinin patlatılmasıydı. Kullanabilecekleri uçakları yok. Üç, gaz ve petrol ambargosunun uygulanması çünkü Rusya’nın ekonomisini ayakta tutan tek şey bu. Hiçbirini batı uygulamıyor. Sürekli bir toplantı bir kınama ve gündemi oyalamaya yönelik bir çaba başka bir şey yok. Ötesine geçilemiyor maalesef.

Hiçbir zaman kınamanın ötesine geçilemediği için Rusya gibi zalimlik eden ülkeler daha cüretkar davranmıyor olabilirler mi?

Aynen öyle eğer devletler küresel güç olduğunu iddia ediyorsa bir şeyler yapmak zorunda ya da öyle bir iddiada bulunmayarak, kabuğuna çekilecekler. Mesela batının Rusya’ya yaptığı yaptırımlar 2-3 ay içinde belki tesir eder ama 2-3 ay içinde kaç insanın ölmesi gerekiyor. Basit bir satranç veya bilgisayar oyunu değil ki. Ağırdan alamazlar, almamalılar

Rusya ile Ukrayna arasında ilk gerilim ne zaman başladı?

Sovyetler yıkılınca farklı farklı bağımsız devletler ortaya çıktı. Kimisi batı yanlısı, kimisi Rus yanlısı oldu. Kimisi de tarafsız kalmayı seçti. Putin başa geçince herkesi toparlamaya çalıştı. Putin’in kafasında gerçekte yıkılan Sovyetler henüz yıkılmamıştı ama herkes bağımsızlığını alarak kendi var olan ulusunu tekrar oluşturmuştu.

O halde Putin çok güçlü bir devletin lideri unvanını almak için kafasındaki Sovyetleri oluşturmaya çalıştı diyebilir miyiz?

Tam olarak böyle diyebiliriz. Putin’in kafasında tek bir şey vardı. Büyük Rusya. Stalin mi olacak korkunç İvan mı fark etmez. Yeter ki büyük Rusya olsun. İlk gerilimlere buradan bakmak gerekiyor ayrıca Ukrayna coğrafi konumu itibariyle çok jeopolitik önemi olan bir noktada. Hem batıdaki gelişmelerden de etkileniyordu. Rus yanlısı yönetim ne demek oluyor Ukrayna gibi bir yerde yolsuzluk, boyuna kadar yolsuzluğa bulaşmış demek oluyor. İnsanlar bunlardan sıkılıyor ve biz özgür, demokratik bir yapıya sahip olmak istiyoruz diyorlar.

Özgür basın, özgür yaşam biçimi, demokrasi isteği artıyor. Rahat ve güven içinde yaşamak istediği için hukuk sistemimiz olsun istiyorlar ama Rus yanlısı yönetim tam tersini sunuyor çünkü soft power (Yumuşak Güç) yönetim kavramı yok. Çünkü eğer olursa herkes bağımsız demokrasi ve özgürlük isteyecek. Bu da Rusya’nın işine gelmiyor.

2014 yılında Rus yanlısı hükmet Ukrayna da devrilince batıdan vazgeçerek AB ile ortaklık anlaşmasını reddediyor. Meydan olayları başlıyor. Meydan olayları ülkeyi kaotik bir ortama çeviriyor. Rus yanlısı hükümet kaçıyor. Kaçtıktan sonra Ukrayna ekonomik can damarı olan Donbas bölgesini işgal ediyor ama öncesinde Kırımı alıyor çünkü Rusya’nın vazgeçilmez bir noktası da Kırımdır. Kırım konusunda takıntılı çünkü sıcak denizlere inmesi gerekiyor. Rusya’nın iki tane limanı vardır. İkisi de 9 ay boyunca buz tutuğu için kullanışsız. Karadeniz’e tek çıkış noktası Kırım. Kırımı sessizce yapay referandumla işgal etti ve Kırımın işgalini unutturmak içinde Hibrit savaşlarla Donbas’a el koyarak batıya bir mesaj verdi. Çünkü batı Donbas’tan demir, çelik tedarik ediyordu. Ukrayna’nın ekonomik açıdan can damarıydı. Azak denizinde olan bir bölgeydi. Azak denizinde Mariupol gibi liman şehirleri var. Buradan ihracatlarını sağlıyorlar. Bunlar kesilince Ukrayna ekonomik olarak ciddi sorunlar yaşamaya başladı.

Bir ablukaydı açıkçası. Bu ablukayla her zaman kendini bağımlı bırakacak diye düşündü ama Ukrayna tarih boyunca çok büyük savaşlar, acılar görmüş bir yer olduğu için tıpkı bizim Türkistan coğrafyası gibi direnç gösterdi. Böyle direnç beklenmiyordu. Ukrayna hem hitlerin hem Napolyon’un geçtiği yerdir. Tam düzlük bir alandır. Avrupa’nın düzlüğü her zaman tehlikelidir. Stalinde vurdu Hitler de vurdu. Goldomodor’u da Çernobil de yaşadı. O yüzden bu insanlar savunmaya alışıklar. Ruhsal ve psikoloijik açıdan savunmaya hazırlar. Rusya düşmanını iyi hesaplayamadı bu sefer. Bu kadar direnç beklemiyordu. Ama çok üzücü haberler görüntüler düşüyor onları okuyup çözerken bile başıma ağrılar giriyor, içler acısı. Direnç büyük ama kayıplar da büyük.

21. yüzyıldayız. İnsanlık dışı bir tablo yaşanıyor. Hem de batının göbeğinde. Yıllardır Ortadoğu’yu görmemelerini anlıyorduk ama batının göbeğindeki bu zulme karşı bu kadar sessizlik akıl alır gibi değil. Yıllardır Afganistan, Irak, Çeçenistan, Kafkasya, Suriye gibi yerlerde batı hep sessizliğini koruyordu hatta onlara medeniyet götürülüyor, onlara iyilik yapılıyor gibi iğrenç bir bakış açısı ile yaklaşıyorlardı. Dünya artık nerdeyse kınamıyor bile. Bu savaşta ne olacak öngörünüz nedir? Batı daha sert tepki gösterebilecek mi? sadece bu kadar mı yoksa Rusya daha da ileri gidecek mi?

Ukrayna yönetiminin batıdan umutlu olduklarını sanmıyorum çünkü Rusya gibi bir ülke ile tarih boyunca kimse anlaşamamıştır. Ben anlaşmaya imza attım tamam artık buna uyarım diyen bir ülke değildir. O yüzden Rusya’yla bir anlaşmaya varmak anlamsızdır. Belki bir müddet kan durulur, dondurulur, sorunu engeller ama hep o yarayı kaşımaya devam eder. Çünkü kremlinin planları çok daha büyük, acıları daha derin. Sıkıştıkça bunu ortaya çıkarıyorlar. Rusya’nın Ukrayna’nın çok daha fazlasını hakkettiğini söylüyor eskiden ağız ucuyla ima ile belli ediyorsa şu an bunu açık açık söylemekten çekinmiyor. Rusya yaralı hayvan gibi saldırmaya devam ediyor. Ukrayna yönetimi bile artık batıyı eleştiriyor “ne yapacaksınız, kınayıp geçecek misiniz?” diyor.

Ama tek bir şeyden eminim. Rusya kaybetti. Rusya kaybetmeye mahkumdur. İnsanlığın kurtuluşu için Rusya’nın kaybetmesi gerekiyor. Politikayı, gücü, siyaseti vs. bir kenara bırakın. İnsanlar ölüyor, ölmemesi için Rusya kaybetmeli. Hangi teraziden bakarsak bakalım. Jeopolitik, ekonomik, politik, her açıdan bu yönetimin gitmesi gerekiyor. Rusya’nın dağılmasından bahsetmiyorum. Yönetim gitmeli ve yeni gelecek yönetim bile düzeltmeyecek ama bu yönetim mutlaka gitmeli.

Rusya’nın kaybettiğini görebilecek miyiz?

Rusya homojen bir yapıda değil. 30-35 Özerk Cumhuriyet var. Bunlar hep Rusya’dan dayak yemekten, ayağını yalamaktan memnun değil. Ne zaman ki bu ülkeler tam bağımsız olmaya hazır olurlarsa işte o zaman kaybedecektir. Rusya tarih boyunca hep kendi kendini yok etmiştir. Rusya uzun süre dayanamayacak. Rusya’nın bu iç dinamikleri onu yok edecek o gün gelecek ama dışardan durdurulması için yönetimin değişmesi gerekiyor. Yeni gelen yönetim tüm dünyadan özür dilemeli. Ve bütün dünyayı artık kimseye saldırmayacağı konusunda ikna etmesi gerekiyor ki bu izolasyon üzerindeki yaptırımlar kalksın.

Bu olan bitene baktığımız zaman Rusya ve NATO arasında büyük gerilim, kriz veya savaş çıkabilir mi?

NATO saldırı değil savunma üzerine strateji geliştirir. Tüm stratejisi bu yöndedir. Rusya ise realist-saldırgan ve bu stratejilerle ilerleyen bir ülkedir. Rusya devlet aklı ben saldırmasam o bana saldıracak şeklinde olduğu için uluslararası ilişkilerde saldırgan realizm diyoruz bunun üzerinden gidiyor ama NATO şu anda Rusya’nın karşısında değil. NATO savaşa henüz girmiş değil.

Peki NATO savaşa girecek mi?

Hayır girmeyecek buna gerek yok çünkü Rusya kendi kendini yok ediyor. Ukrayna askerlerine eğitim aldırdı, istihbarat olarak yardım sağladı. Yoksa Ukrayna bu kadar uzun süre dayanabilir miydi? O verdiği silahlardan bahsetmiyorum çünkü işgal altında ki bir ülke için çok küçük bir destekti. Daha önce böyle bir yardım olmamıştı. Sembolik ama iyi bir yardım.

Evet NATO savunma yapısında olduğu için savaşa girmeyecek ama yapısını değiştirecek çünkü düşman artık Rusya değil farklı düşmanlar ortaya çıktı. Atlantik grubu değil pasifik grubu daha çok saldırıya geçmeye başladı. Avusturalya, Japonya, Brezilya gibi ülkeler harekete geçiyor. O yüzden bu dinamikleri iyi okumamız lazım. Rusya zaten kaybeden bir ülke neden ona karşı savaşsın ki?

Rusya’ya karşı cephe aldık, Rusya yalnızlaştı söylemlerine inanıyor musunuz?

Rusya manevra kabiliyeti olan bir ülke. Üç farklı şekilde gördük biz rüyayı. Çarlık Rusya’sı, Sovyet Rusya’sı ve şu anda modern Rusya. Ne yüceltilmesi ne de küçültülmesi gereken bir ülke. Rusya şu ana kadar ittifak müttefik toplamaya çalıştı ama toplayamadı. Şimdi Rusya’yı destekleyenlere baktığımızda Yemen de ki Husiler, Esad rejimi, Venezuela, Aphazya, Osetya, Donbas, Kırım’da ki bazı Rus yanlıları. Bugüne kadar herkese müttefik olarak tanıttığı Çin bile çekingen davranıyor. Çünkü biliyor ki Rusya batan bir gemi. Rusya’nın destekçilerine baktığımızda hayır Rusya gerçekten bir blok kurabilecek durumda değil. Karşısındaki güce karşı bir blok kurabilecek bir güce sahip değil.

Neden Çin çekingen davranıyor?

Çünkü Çin, Rusya gibi hızlı, agresif davranan bir ülke değil. Sessizce, sinsice bıçağını gizli tutan bir ülke. Nereden ne zaman saldıracağını bilemezsiniz. Ama yine de sizi yutmayı, yemeyi hayal eden bir ülke. Ama Rusya’nın batan bir gemi olduğunu da batı yaptırımlarını da çok iyi biliyor. Ekonomisi batıya endeksli. Dolayısıyla çekingen değil de sessiz bir davranış sergiliyor

Fırsat kolluyor diyebilir miyiz?

Rusya ve Çin arasında anlaşmalar var. Savaştan önce Putin olimpiyatlar için Pekin’e gitti orada bir konuşma yaptı “ben Tayvan’ı Çin’in ayrılmaz bir parçası olduğunu kabul ediyorum.” Çin’in hoşuna gidecek sözler söyledi ve Sibirya’da 30 yıllık enerji anlaşması imzaladı. Çin’den aldığını aldı, kopardığını kopardı ama istediğini vermiyor.

Çin Rusya’dan da daha baskın bir şekilde tek ırk tek millet düşüncesine hakim. Rusya veya bir başkası fark etmez herkesi tehlike ve yok edilmesi gereken diğerleri olarak görüyor. Asla kendinden baskın birini kabul edip onların dediği ile hareket etmez diye düşünüyorum

Kesinlikle öyle Çin çok tehlikeli. Rusya; Pakistan, Hindistan gibi ülkelerle arasını iyi tutmaya çalışıyor. Avrasya da ki dinamikleri iyi oynamaya çalıştı. Halen iyi oynamaya çalışıyor. Hindistan faktörü de çok önemli değil ki. Hindistan ve Pakistan birbirine zıt iki ülke. İzlemesi heyecan verici. Yanlarına çekebilecek mi, üçüncü bir savaşa girmeye hazır mı bunlar için Rusya’yı izlemeye devam etmekte fayda var. Ama ben Rusya’yı o güçte görmüyorum.

Üzerinden iki ay geçmiş Ukrayna Rusya savaşı için analiz çıkarılırken Rusya kaç insan katletti onun analizini çıkarmamız gerekiyor. Birçok bölgeden günlerce haber alınamıyor. Önüne geleni öldürüyor. Tecavüz ediyor. Ne durumda bu insanlar belli değil. Bir şehrin %90 yok edildiyse insanlarını siz düşünün. Yapıyı baktığımızda görebiliyoruz. Birkaç parçası eksik geniş bir tablo var. Her şey gayet net. Masum insanlar ölüyor. Gerisi önemli değil.

Şimdide Gülsüm Halilova neden Türkçe konuşuyor diye sormadan olmaz 😊 Trajikomik bir şekilde sosyal medyada bu konu gündem oldu ve ajan olduğu gibi birçok konuda gerçekten akıl tutulmasına varacak yorumlar yapıldı. Savaşın içinden bir kadın bildiriyor masa başında oturanlar onu eleştiriyor. Oraya gitmeye cesaret edemeyecek, oraya gitmek için evinin kapısına çıkmaya korkan güya adamalar yeşil perde, kurgu diyerek bir kadını linç etmeye kalktı. Ertesi güne uyanmamayı göze almış bir kadın Gülsüm Halilova sahi neden Türkçe konuşuyor?

Paranoya olmuş, kafayı yemiş insanlar. Grad füzesinin ne olduğunu bilmeyen insanlar bunu o kadar rahat söyleyebiliyorlar ki gerçekten acı verici. Gülsüm benim arkadaşım. Mert bir kızdır. Aynı yaştayız. Genciz. Muazzam tecrübeye sahip insanlar değiliz. Süper ajanlar değiliz. Keşke öyle güçlerimiz olsaydı çok şey yapardık. Gülsüm ATR denilen Kırım Tatarlarının dünyada ki tek sesi olan bir kanalda çalışıyor.

Dünyada Kırım Türkleri Doğu Türkistan’daki mazlumlar kadar paralel ezilen bir millettir. Onlarda çok çekiyor. Tatar Kıpçak soyundan geldikleri için savaşkanlar. Bizim Türk halkları şikayet etmeyi, ağlamayı hiç sevmezler. İçimiz ağlar ama biz hep güleriz. Genetiğimizde bu var. Tarih bize bunu öğretmiş. Bunu net gözlem analizlerime dayanarak söylüyorum. Buhara’da Özbekler Ermeniler tarafından katledilirken sesleri çıkmadı. Gülerek gittiler ölüme. Orta Asya’da, insanlar suni açlığa maruz bırakılırken hiç sesleri çıkmadı, hep mücadele ettiler. Şikayet etmediler. Aman kötülüğü çağırmayın anmayın kötülük gelmesin anlayışı yaygın.

O yüzden Gülsüm de bu genetiği devam ettiren mert bir insan. Yeni yeni tecrübe kazanıyoruz yeni yeni öğreniyoruz hayatı. Birkaç kere Türkiye’ye geldi. Biz davet ettik. ATR kanalında tüm yayınları Gülsüm yapıyor. Hem Rusça hem Kırım Tatarca ve Ukraynaca yayın yapıyor.

Biz baskıya maruz kalan insanlar başka insanlara oranla farklı bir dili daha hızlı öğreniyoruz. Her zaman öğrenmeyi hedefliyoruz çünkü tek kurtuluşumuzun bilgi olduğuna inanıyoruz. İnsanlar savaştan dolayı Gülsüm’ü takip etmeye başladı. Ve sanki bir anda ortaya çıkmış bir insan olarak lanse edildi. Oysa Gülsüm daha öncede bu yayınları yapıyordu bir anda ortaya çıkmadı ki. Sadece daha önce kimse görmüyordu. ATR Kanalına bağlı çalışıyor. Sadece orada kalma dijitale geç deyip yönlendirende bizdik. Öyle geçti Twitter yayınlarına. Her hafta linç ediliyor. Bunu linç eden insanlar temiz insanlar değil zaten onların linçi bizi üzmüyor. Hayatları düşmanlık üzerine kurulmuş. Bizi üzen bunlardan etkilenen insanların olması. Yapmadıkları şey kalmadı. Savaşın ortasında Fetöcü yaftası yapıştırıldı. Soros’un ne olduğunu bilmeyen kızı soros’la suçladılar.

ATR kanalı uydudan parasal durumdan dolayı çıkmış bir kanal. Desteklenen bir kanal uydudan çekilir mi, Ekonomik sorun yaşar mı? Çalışanları 6-7 aydır maaş alamıyor. Kırım tatarları, Ukrayna hükümeti batıdan alabildiğince yardım almaya çalışıyor. İşgal altındasınız. Yeni başlayan bir işgal yok ki 8 yıldır devam eden bir işgal var. Her yerden alabildiğini, koparabildiğini koparması gerekiyor. ATR kanalı da bir kereliğine Amerika Büyük Elçiliğinden böyle bir yardım almış. Ve bu Ukrayna’da kötü bir şey değil.

Türkiye’de de değil birçok kamu, kurum, kuruluş, STK proje adı altında fon alıp sahada varlığını sürdürüyor

Aynen öyle ama sadece böyle bir destekten ötürü bir kadına Fetöcü iftirası atıp, etiketlediler. Bir kadına iftira atmadan önce Müslüman bir toplumun düşünmesi gerekiyor. Tertemiz bir insanın üzerine leke atmanız ne kadar üzücü. Ama Allah biliyor. Yeşil perde kullanıyor diyen insanlar hem komik hem ruh hastası bence. Gülsüm’ü arayıp espri yaptım Gülsüm senin yeşil perde alacak paran vardı da biz mi bilmiyoruz dedim şakalaştım ama duygusal bir kız olduğu için çok etkileniyor. Neden Türkçe konuşuyor biliyor musunuz?

Türkçe ortak dilimiz. Türk dili sadece Türkiye’ye has bir dil değil. Biz burada sadece Anadolu’ya seslenmiyoruz ki. Dilimiz, düşüncemiz, işimizde bu birlikteliği sağlamak zorundayız. Çünkü bir olmazsak yok oluruz. Tıpkı yabancı ülkelerin İngilizce dili altında aynı amaca hizmet eden tüm ülkeleri birleştirdiği gibi bütün Türk ırklarını da Türk dili altında toplayıp güç kazandırılırsa gerek Rusya’ya gerek Çin’e karşı güç elde edecekler. Pasiflikten çıkacak. Hareket edebilecek. Cesaret elde edecek. Biz buna inanıyoruz.

Ayrıca Türkçeyi Edirne’den Kars’a sıkıştıramazsınız. Biz sıkıştırmıyoruz. Bize göre çok daha fazlası. Biz kendimizi Türkiye’den ayrı görmüyoruz. Sadece buraya ait bir şey değil. Bunu anlatmaya çalıştıkça üzerimize geliyorlar. Benim elimdeki telefon ve sosyal medya hesaplarımdan başka hiçbir şeyim yok ki.

Evinden adım atmaya mecali olmayan insanlar adım atanları hep engellemeye, taşlamaya çalışır bu da iyi şeyler yaptığınızı gösteriyor.

Biz devam edeceğiz. Bizim fikrimiz, mefkuremiz çok daha büyük. Bunların hayal edemeyeceği kadar büyük. Bu eleştirilerde olmalı, olmadan olmuyor heyecan katıyor ama durduramayacak. Biz güçlüyüz. Neden güçlüyüz? Çünkü haklıyız

Gezdiğiniz bölgelerden hiç unutamadığınız, gülümseten anılarınızdan bir iki tanesini bizimle paylaşır mısınız?

Çok güzel anılarım var. Soyot denilen kaybolmak üzere olan yaklaşık beş bin kişi kalan bir Türk toplumu keşfettik. Onları keşfeden Türk dünyasından ilk bizleriz. Daha önce giden olmuş ama Türk değiller. Antropoloji araştıran alimler gitmiş başkada uğrayan olmamış. Köy köy peşlerindeyiz. Arıyoruz. Soyot musunuz diye sorduğumuzda bile o kadar baskı görüp sömürülmüşler ki söylemeye korkuyorlar. Uzun uğraşlar sonucu birini bulduk. Soyot Türkçesini konuşan tek bir Soyot. 1’den 10 kadar sayar mısın? Dedim saymaya başladı sonra bende onun gibi 1,2,3,4 diyerek saymaya başladım. Ne kadar öğrenmeye meraklısın çabuk kavradın dedi. Hayır bu benimde dilim dediğimde şaşırmıştı ve nasıl olabilir sen o coğrafyadasın ben bu coğrafyada demişti. Onun gibi konuşabilen birilerinin olduğunu bilmiyordu. Ben tüm tarihimizi ne kadar büyük olduğumuzu anlattım. Çok duygulandık. Güzel bir duyguydu. On binlerce kilometre de olması önemli değil aynı duyguları taşıyoruz.

O kadar çok anı var ki bazen duygulu bazen hüzünlü. Bazen gülümseten bazen ağlatan. Mesela Tofalaria denilen bir yere geçtik. Tayga ormanlarının tam merkezinde. Sovyetler döneminden kalan sadece yardım helikopteri olarak kullanılan düştü düşecek eski bir helikopterle zar zor ulaştık. Binmek için zorla ikna etmiştik. Hala puta tapan bir Türk toplumuyla tanıştık. İnternet ile tanışmamış, izole olan, dış bağlantısı olmayan bir yer.

Evinde kaldığımız teyze o kadar çok sevdi ki bizi her şeyini bize vermek istiyor. Putunu bile bize vermek istedi. Sevdi bizi. “Ben sana putumu hediye etmek istiyorum” dedi ne diyeceğimi bilemedim. “Seni koruyacak” falan deyince kırmamak için tamam dedim sonuçta tanrısını size hediye etmek istiyor. Getiremedim çünkü ertesi gün “tanrı bana kızdı, bunu sana veremem. Sana yenisini yapıp vereceğim” dedi. Bende “sakın tanrı sana kızmasın, önemli değil” dedim 😊bu hep böyle gülümseten bir anıdır.

Çok saf ve tertemizler. Sadece putlara tapmaları değil ormanda yaşayan Türklerin çok farklı olduklarını gördüm. Bozkırları biliyordum ama ilk defa ormanlarda yaşayan Türklerin yapısını gördüm. Başkalarından çok daha fazla büyük erdeme sahip insanlar. Ormandan sadece ihtiyacı olanı alıyor. Avcıları asla ormana sokmuyorlar. Doğaya saygı duyuyorlar. Ormanın bir ruhu olduğuna inanıyorlar. Ormana girdiğinde bir şey almak için ormana bir şey bağlıyor ve izin istiyor ormandan. Müsaade isteyerek alıyor. Taş bile olsa izin alıyor mutlaka.

Önce doğaya bir şey veriyor sonra alıyor. Hayvanlara karşı da böyleler bunun adı erdem başka bir şey değil ve herkeste yok. Tüm hayvanları yarı yabanidir. Kendisine bağlamıyor. Arada salıyor özgür bırakıyor. İstediği zaman gelsin diyor. Bu onun hakkı diyor. Özgürlük veriyor. Bencilce “bu benim malım” kavramı ve böyle bir düşünceleri yok.

Yerel avcılar aynı zamanda orman koruyucusu oluyor çünkü neyi ne kadar avlayacağını biliyor diyorlar. Gereğinden fazla avlamıyorlar. İhtiyacı olanı ailesine yetecek kadar. Zaten çok fazla şeye ihtiyaçları da yok. Çok mutlular. Şunu fark ettim “çok büyük paranız olduğunu hayal edin, onunla ne yaparsınız” diyorum “hiç gerek yok ki her şeyimiz var” diyorlar. Şehir insanların doyumsuzluğu yok onlarda. “Hayalin nedir” diyorum insancıl hayaller “torunum olsun” diyor sadece. Aslında olması gereken bu. İnsani olan şaşırmamamız gereken bu ama o kadar azaldı ki artık bu insani hayallere şaşırır olduk. Çünkü şaşırılacak derecede azaldığı, karşılaşmadığımız için bu dereceye geldik.

Yolculuklarınızda resmen insan görmüşsünüz. Özünü kaybetmemiş insanlar ne kadar güzel

Her yerde var böyle insanlar. Hep negatif düşünmek için enerji harcamamak gerekir. Muazzam insanlar görebilirisiniz. Denge budur. İyi kötü, güzel çirkin, olumlu olumsuz bunlar bir dengedir.

Sizi tanıdığıma çok memnun oldum. Sahanın hakkını verip olanları görmezden gelmediğiniz ve zaman ayırdığınız için teşekkür ederim. Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Ümitsizliğe kapılmak için hiçbir sebep yok. Bazı olaylar güneşi kapatıyor, karanlık oluyor ama her karanlığın bir sabahı da var. Güneş balçıkla sıvanmaz. Tek başıma bencilce yaşayamıyorum. Yaşamamamız gerekiyor. Eğer bir insan bir şeyin farkına vardıysa ona bir sorumluluk yüklenmiştir dediğiniz gibi biz görüp duyan şahit olan sahadaki insanlar olarak gözümüzü kulağımızı kapatıp hiçbir şey olmamış gibi devam edemeyiz. Bir misyonumuz var mutlaka yapmamız gerekiyor. Bu hayatı tek başına yaşamak için anlamsız kalır o yüzden mücadele etmemiz gerekiyor. Çocuklarım olursa bir şeylerin farkına varmalarını sağlarım. Bunun farkına zaten varırlar. Dayatmam ama farkına varmaları için uğraşırım. Çok dağıttım ama ilk kez böyle samimi genel bir röportaj verdim genelde konu üzerine röportaj veriyorum böyle spontane geniş her daldan konuştuğumuz ilk söyleşiden bende keyif aldım. Kendimi anlatabildiğimi hissettirdiniz. Sabırla dinlediğiniz için teşekkür ederim.


Röportaj / AYNUR KARABULUT

Nisan 2022

344 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

BOŞLUK!..