TOPRAĞIN SUSTURAMADIĞI HAKİKAT!..
- Aynur Karabulut

- 17 Tem
- 6 dakikada okunur
Srebrenitsa Soykırımı'nın tarihsel arka planı, yok edilmek istenen deliller, kayıpların otuz yılı aşan arayışı ve Marš Mira'nın doğuşu...

Srebrenitsa' yı anlatmak hiçbir zaman kolay olmadı. Çünkü burada yaşananları yalnızca tarihlerle, rakamlarla ya da mahkeme kararlarıyla anlatmak mümkün değil. Bir yanda binlerce insanın hayatını kaybettiği bir soykırım... Diğer yanda otuz yılı aşkın süredir devam eden bir adalet mücadelesi... Ve bütün bunların ortasında, her yıl aynı yolu yeniden yürüyen binlerce insan...
Bu dosyayı hazırlarken amacım yalnızca Marš Mira Barış Yürüyüşü' nü anlatmak değildi çünkü Marš Mira' yı anlamak için önce Srebrenitsa' yı anlamak gerekiyor. Bu nedenle dosyanın ilk bölümünde, Bosna Savaşı'ndan başlayarak Srebrenitsa Soykırımı'nın tarihsel sürecini, toplu mezarların nasıl oluşturulduğunu, kayıpların bugün hala nasıl arandığını, DNA ile kimlik tespit çalışmalarını ve Potočari' de her yıl neden yeni cenazelerin defnedildiğini ele alacağım.
İkinci bölümde ise bu yıl dördüncü kez katıldığım Marš Mira Barış Yürüyüşü boyunca yaşadıklarıma, dinlediğim insan hikayelerine ve bu yolun bende bıraktığı izlere yer vereceğim. Aynı zamanda ilk kez katılmayı düşünenler için yürüyüşün nasıl organize edildiğini, hazırlık sürecini ve bilinmesi gereken ayrıntıları paylaşacağım.
Dosyanın son bölümünde ise Potočari Srebrenitsa Soykırım Anma Merkezi Basın Müdürü Almasa Salihović başta olmak üzere, yürüyüş boyunca gerçekleştirdiğim söyleşiler aracılığıyla adalet arayışını ve Srebrenitsa 'nın bugüne bıraktığı mirası, tanıkların anlatımlarıyla aktarmaya çalışacağım.
Dört yıldır aynı yolu yürüyorum. Her yıl aynı patikalardan geçiyorum ama her seferinde yeni bir hikaye ve yeni bir sorumlulukla dönüyorum.Bu dosyada o sorumluluğun bir parçası.
Geçmişi yeniden hatırlatmak için değil!.. Unutulmadığını gösterebilmek için yazıyorum…
SREBRENİTSA...

Bir mezarı düşünün… İçinde bir insanın tamamı yok. Belki birkaç kaburga kemiği… Bir çene kemiği… Birkaç parmak kemiği… Belki de yalnızca tek bir kemik...
Yine de mezar taşında bir isim yazıyor. Otuz yılı aşkın süren arayışın ardından bir aile, evladına ait bulunabilen son parçaları toprağa vermeye karar verdi. Srebrenitsa' yı anlamak belki de tam burada başlıyor çünkü Srebrenitsa, yalnızca binlerce insanın öldürüldüğü bir yer değildir. Aynı zamanda öldürülen insanların bedenlerinin, isimlerinin, yaşanmışlıklarının ve gerçeğin de yok edilmeye çalışıldığı yerdir.
Bosna Hersek'in doğusunda, Drina Nehri kıyısındaki küçük bir maden kasabası olan Srebrenitsa, bugün dünyanın ortak hatırasında yalnızca bir şehir olarak değil, insanlığın vicdanına kazınmış en derin yaralardan biri olarak anılıyor.
Çoğu insan için Srebrenitsa denildiğinde akla önce 11 Temmuz 1995 gelir.
Bir gün…
Bir katliam…
Sekiz binden fazla Boşnak erkek ve çocuk…
Ve Avrupa'nın göbeğinde, Birleşmiş Milletler tarafından "Güvenli Bölge" ilan edilmiş bir şehirde işlenen bir soykırım ancak Srebrenitsa' yı yalnızca o güne bakarak anlamak mümkün değildir.
SOYKIRIM BİR GÜNDE BAŞLAMADI!
Hiçbir soykırım bir sabah ansızın başlamaz. Öncesinde yıllara yayılan bir nefret dili, ayrıştırıcı söylemler, siyasi hesaplar ve dünyanın görmezden geldiği sayısız uyarı vardır. Sessizlik vardır. Sonunda, geri dönülmesi mümkün olmayan bir kırılma yaşanır.
Srebrenitsa' nın kaderi, 1990'lı yılların başında Yugoslavya'nın dağılmasıyla başladı. Uzun yıllar farklı etnik ve dini toplulukları bir arada tutan Yugoslavya Federasyonu, Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle birlikte siyasi ve ekonomik krizlerin içine sürüklendi. Federasyonu oluşturan cumhuriyetlerde milliyetçi hareketler güç kazanırken, birlikte yaşama iradesi giderek zayıfladı. 1991 yılında Slovenya ve Hırvatistan bağımsızlıklarını ilan etti. Bosna Hersek ise 29 Şubat-1 Mart 1992 tarihlerinde yapılan referandumun ardından bağımsızlığını ilan etti ancak Bosna Hersek'in bağımsızlığı, Bosnalı Sırp siyasi yönetimi tarafından kabul edilmedi.
Kısa süre sonra ülke, Avrupa'nın II. Dünya Savaşı'ndan sonraki en kanlı savaşlarından birinin içine sürüklendi. Bosna Savaşı yalnızca toprak kazanma amacıyla yürütülen bir savaş değildi. Amaç, belirli bölgelerde Boşnak nüfusu sistematik olarak ortadan kaldırmak ve etnik olarak homojen bir coğrafya oluşturmaktı. Bu nedenle yüzlerce köy boşaltıldı. Evler yakıldı. Camiler yıkıldı. Siviller öldürüldü. On binlerce insan doğup büyüdüğü toprakları terk etmek zorunda bırakıldı. Uluslararası hukukun bugün "etnik temizlik" olarak tanımladığı uygulamalar, Bosna'nın birçok bölgesinde sistematik biçimde hayata geçirildi.
Doğu Bosna'da yer alan Srebrenitsa da bu saldırılardan kaçan binlerce insanın sığındığı son güvenli limanlardan biri haline geldi. Çevre köylerden ve kasabalardan kaçabilen Boşnak siviller, canlarını kurtarabilmek için Srebrenitsa' ya ulaşıyordu. Kısa süre içerisinde yaklaşık dokuz bin nüfuslu kasaba, kırk binden fazla insanın yaşam mücadelesi verdiği büyük bir sığınak haline geldi. Ancak şehir tamamen kuşatma altındaydı. Gıda giderek tükeniyordu. Temiz suya ulaşmak her geçen gün zorlaşıyordu. İlaç yok denecek kadar azdı. İnsani yardım konvoyları çoğu zaman bölgeye ulaşamıyor, ulaşabilenler ise ihtiyaçların yalnızca küçük bir kısmını karşılayabiliyordu.
Bütün bu gelişmeler üzerine Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Nisan 1993'te Srebrenitsa' yı "Güvenli Bölge" ilan etti. Karar, şehirde mahsur kalan on binlerce sivil için umut oldu. Kasabanın güvenliğini sağlamak amacıyla Hollanda Barış Gücü askerleri yani kamuoyunda bilinen adıyla Dutchbat bölgeye konuşlandırıldı. Kağıt üzerinde Srebrenitsa artık uluslararası koruma altındaydı. Ancak yaşananlar bunun yeterli olmadığını acı bir şekilde gösterecekti.
Temmuz 1995'e gelindiğinde Bosnalı Sırp birlikleri General Ratko Mladić komutasında Srebrenitsa' yı kuşattı. 11 Temmuz'da şehir düştü. Binlerce kadın, çocuk ve yaşlı Potočari'deki Birleşmiş Milletler üssüne sığınırken, yaklaşık on beş bin Boşnak erkek ve erkek çocuğu teslim olmanın ölüm anlamına geldiğini bildiği için orman yoluna yöneldi. Amaçları, Bosna Ordusu'nun kontrolündeki Nezuk bölgesine ulaşabilmekti.
Yaklaşık yüz kilometrelik bu güzergah, bugün "Ölüm Yolu" ya da "Ölüm Kolu" (Death March / Death Column) olarak anılıyor.
Günler süren yürüyüş boyunca kafileler pusuya düşürüldü. Mayınlı arazilerden geçmek zorunda kaldılar. Açlık, susuzluk ve bitkinlikle mücadele ettiler. Teslim olmaları için sürekli çağrılar yapıldı. Teslim olanların büyük bölümü daha sonra sistematik biçimde infaz edildi. Nezuk' a ulaşabilenler ise hayatta kalmayı başaran az sayıdaki kişiden oluşuyordu.
Bugün her yıl düzenlenen Marš Mira Barış Yürüyüşü işte bu yüzden Nezuk' tan başlıyor. Çünkü katılımcılar, 1995 yılında ölümden kaçmaya çalışan insanların yürüdüğü güzergahı bu kez ters istikamette, barış ve hafıza adına yürüyor. Bu nedenle Marš Mira yalnızca bir anma etkinliği değildir. Her adım, hayatta kalmak için verilen umutsuz mücadelenin izini takip eder. Her mola, yarım kalmış bir hayatı hatırlatır.
Ve insan Potočari' ye ulaştığında, yürüdüğü yolun aslında bir doğa parkuru değil, insanlık tarihinin en ağır şahitlerinden biri olduğunu bir kez daha anlıyor.
Öldürmek Yetmedi
Delilleri de yok etmek istediler. Bu yüzden aylar sonra toplu mezarlar yeniden açıldı.
Uluslararası mahkemelerin kararlarıyla bugün biliyoruz ki Srebrenitsa' da yaşananlar bir savaş suçu ya da sıradan bir katliam değildi. Bu, hukuken de tescillenmiş bir soykırımdı. Fakat Srebrenitsa ‘nın acısını derinleştiren yalnızca öldürülen insan sayısı değildir. Asıl dehşet, katliamdan sonra başladı. Kurbanlar aceleyle toplu mezarlara gömüldü ancak aylar sonra failler yeniden geri döndü çünkü işledikleri suçun ortaya çıkmasını istemiyorlardı. Buldozerler yeniden çalıştırıldı. Toplu mezarlar tekrar kazıldı. Cesetler parçalandı. Kamyonlara yüklenerek kilometrelerce uzaklıktaki farklı bölgelere taşındı.
Bugün adli bilim insanlarının "birincil", "ikincil" ve "üçüncül toplu mezar" olarak tanımladığı süreç tam olarak böyle başladı. Birincil toplu mezarlar, kurbanların ilk gömüldüğü yerlerdi. Daha sonra bu mezarlar açıldı ve cesetler farklı alanlara taşındı. Bazı durumlarda bununla da yetinilmedi. Kalıntılar üçüncü kez başka bölgelere dağıtıldı. Amaç yalnızca mezarları gizlemek değildi. Amaç, gerçeği yok etmekti. Fakat hesap edemedikleri bir şey vardı. Toprak hafızasını korudu. Yıllar sonra başlayan kazılarda bir ayakkabı bulundu. Bir saat… Bir gömlek düğmesi… Bir gözlük… Bir kemik parçası… Ve her biri aynı gerçeği anlatıyordu. İnkar edilmeye çalışılan bir soykırımı.
Bugün Uluslararası Kayıp Kişiler Komisyonu'nun yürüttüğü çalışmalar sayesinde Srebrenitsa ile bağlantılı yüzlerce toplu mezar ve insan kalıntısı alanı tespit edildi. Aynı insana ait kemikler bazen üç, bazen dört farklı mezardan çıkarıldı. Bu yüzden burada "bir beden bulundu" demek çoğu zaman mümkün değildir. Çünkü bulunan çoğu zaman bir insanın tamamı değil, ondan geriye kalan birkaç kemik parçasıdır. İşte tam da bu noktada bilim devreye giriyor. Her kemik, laboratuvarda ailelerden alınan DNA örnekleriyle karşılaştırılıyor.
Aylar, bazen yıllar süren çalışmalar sonunda birbirinden kilometrelerce uzakta bulunan kemik parçalarının aynı kişiye ait olduğu tespit ediliyor ancak kimlik tespit edilmiş olsa bile çoğu zaman beden bütünlüğü sağlanamıyor. Bu nedenle bazı aileler yalnızca birkaç kemik parçasıyla defin yapmaya karar verirken, bazıları yıllarca yeni bir kemiğin bulunmasını bekliyor.
İşte bu yüzden Potočari' de her 11 Temmuz'da düzenlenen cenaze törenleri yalnızca bir anma değildir. O törenler, otuz yılı aşkın süredir devam eden arayışın, tamamlanmamış yasın ve adalet mücadelesinin bir parçasıdır. Her yeni tabut, yıllar sonra evine dönebilen bir insanın hikayesidir. Her yeni mezar taşı ise toprağın susturamadığı bir hakikatin yeniden görünür hale gelişidir.
Ve belki de bu yüzden Srebrenitsa' yı anlamanın en doğru yollarından biri, Nezuk' tan başlayıp Potočari' ye uzanan yaklaşık yüz kilometrelik yolu yürümektir.
Bugün adına Marš Mira, yani Barış Yürüyüşü denilen bu yol, aslında 1995 yılında ölümden kaçmaya çalışan binlerce insanın hayatta kalabilmek için yürüdüğü güzergahın tersidir. Biz bugün aynı yolu barış için yürüyoruz. Onlar ise o gün yaşamak için yürümüştü. İşte bu nedenle Marš Mira yalnızca bir yürüyüş değildir. Bu yol, eksik kalan adımların tamamlandığı yoldur. Hakikatin yoludur. Adaletin yerini bulması adına yürünen bir yoldur…
Unutmamak ve unutturmamak için insanlığın vicdanına uzanan uzun bir sessizliğin yoludur.

"...Srebrenitsa' yı anlamak için önce tarihi bilmek gerekiyor. Ancak bazen tarih kitaplarının anlatamadığını, o insanların yürüdüğü yollarda atılan tek bir adım anlatabiliyor. Bir sonraki bölümde, bu yıl dördüncü kez katıldığım Marš Mira Barış Yürüyüşü boyunca yaşadıklarıma, dinlediğim gerçek hayat hikayelerine ve Nezuk' tan Potočari' ye uzanan yaklaşık yüz kilometrelik yolculuğa eşlik edeceksiniz...."
Aynur KARABULUT
Gazeteci, Savaş Muhabiri
Marş Mira Katılımcısı (4 Yıl)
2026
Kaynaklar
Aynur Karabulut Arşivi
Srebrenica Memorial Center – Potočari
Time Balkan
Perspektif
Gök Kuvvetler
Doctors Without Borders / Médecins Sans Frontières (MSF)
International Commission on Missing Persons (ICMP)
International Criminal Tribunal for the former Yugoslavia (ICTY)
International Residual Mechanism for Criminal Tribunals (IRMCT)
Institute for Missing Persons of Bosnia and Herzegovina (MPI BiH)











































































Yorumlar