Ara
  • Aynur Karabulut

BÜYÜK OYUN YENİDEN SAHNELENİYOR

“En büyük düşmanı ona koca bir ülkeyi altın tepside sundu. En yakın dostları onun ani ve parlak zaferinden rahatsızlar. Çünkü denklemler yeniden kuruluyor ve Taliban herkesi şaşırtacak derecede büyük bir güç olarak sahadaki yerini aldı. Onu tanımayacağını ilan eden birkaç tuzu kuru ve pastörize ülke hariç herkes onunla bağ kurmak ve kuracağı düzende etkin olmak istiyor. Soğuk savaş adeta dünyaya geri geldi. Artık savaş farklı araçlarla verilecek. Afganistan’da kıran kırana bir yatırım savaşı verilecek gibi gözüküyor. Savaş artık kumandanlarca değil, mühendislerce verilecek….”

Afganistan konusunda uzman, bölgede ki son gelişmelerinin tamamını Twitter hesabı @TokgozBulentt hesabından yaptığı paylaşımlarından takip ettiğim, son romanı Bir Aşk Bir Ülke Bir Gece kitabını keyifle okuduğum, bölgeye gitmeden saatler öncesi sorularımın cevabını aldığım ve şu anda bölgeye ulaşmak üzere olduğunu düşündüğüm Araştırma, İnceleme, Roman kategorisnde birçok eseri bulunan Sayın Bülent TOKGÖZ ile biraz kendisi ve son kitabı ağırlıklı olarak Afgansitan son durumunu konuştuğumuz keyifli bir söyleşi yaptık. Sizlerin de keyifle okuyacağınızı düşünüyorum. Buyurunuz efenim.

Bülent TOKGÖZ kimdir?

Bir edna kuldur. Dün endişesiyle malul, geçmişi anlayarak geleceği anlamlandırmaya çalışan bir çilekeş. Anlamak ve değiştirmek sorumlulukları arasında ikisinin de hakkını verememe telaşıyla kendisiyle de dostlarıyla da kavgalı bir mustarip.

Şiirle başlamış yola, savaşçılıkla devam etmiş, sonra şiire dönmüş, şartlar onu tekrardan düzyazıya sürüklemiş. Artık yaşamaktan çok yazmakla meşgul, münzevi bir gönül.

Son çıkan Bir Aşk Bir Ülke Bir Gece eserinizin çıkış hikayesini bizimle paylaşır mısınız?

90’lı yıllarda bu ülkede genç olmayı, Müslüman bir genç olmanın ne demek olduğunu iliklerime dek yaşamıştım. 2000’li yılları ise büyük oranda ıskalamıştım. O dönemde gerçekte ne olduğu benim için anlaşılmaya değer bir hadiseydi.

İlgimin odağında o yıllar vardı fakat o yıllarda çocuk olan değil de orta yaş olan bir kuşağın gözüyle irdelemek durumundaydım. Bu beni son kırk yılın muhasebesine sevk etti. Yüzlerce insanla uzun hasbihaller yaparak farklı bakış açıları ve hikâyelerle temas kurmak bana sesimi kısmayı salık verdi. Bunca insan çok kıymetli hikayeler anlatmıştı ve ben dinleyiciydim, konuşmacı olmam gerekmiyordu da. Kendimi geri çekip kahramanlarımın kendi dillerince konuştuğu bir roman kurgusu kendiliğinden hasıl oldu. Kitap kendi kendini yazdı. İki kahramanın anlatımları belirledi romanı. Yazar sadece bunları bir sayfaya dercetti.

Kitapta okuyucuları neler bekliyor?

Burada olmanın ne manaya geldiğine dair irkiltici bir kaygı. Dünyada ve bu ülkede bulunmanın manası üstüne kahırlı bir sorgulama. Kentlerimiz var kadrajda, kendiliklerimiz var. Bizi biz yapan hasletlerimiz ve hüsranlarımızın sebebi zafiyetlerimiz var. Kitapta karşılaşacağımız en ilginç karakter biziz.

Dünya nereye doğru gidiyor? Doğal afetler, savaşlar, işgaller bizi neler bekliyor, ne gibi dersler çıkarmalıyız sizce?

Ahir zaman alametlerinin en büyüklerinden biri alametlerin insanlar için bir mana ifade etmemeye başlamasıdır. Kavimleri helake sürükleyen cürümlerin tamamını fütursuzca işleyen güruhlarla birlikte, onların içinde veya arasında yaşıyoruz. Biz de ahir zamanın tüm o entropik sıfatlarını üstümüzde barındırıyoruz. Radikal bir ıslah beklemiyorum açıkçası. Kısmi, dönemsel iyileşmeler olabilirse de gidişat tepe üstü olmayı sürdürecek ve bir gün o burnunun üstüne çakılma gerçekleşecek. Süreç ancak yavaşlatılabilir, durdurulamaz. İnsan acınası bir canlıdır. Dünya matemhanedir.

Afganistan meselesine ilginiz ve bilginiz nereden geliyor?

Afganistan’a ilk gittiğimde yirmili yaşlarımın başlarında idim. Taliban’ın başkenti ilk ele geçirdiği günlerde oradaydım. Sonradan gene gittim, kaldım, gözlemledim, okudum, düşündüm. Uzun bir tefekkürün ardından çok sayıda kitap yazdım bölgeye dair. Sonra uzun bir ara verdim, okumadım ve yazmadım, gönüllü cehaleti tercih ettim fakat yıllar sonra şartlar Afganistan’ı hayatıma yeniden soktu.

Afganistan hakkıyla konuşulmayı hak eden bir yer. Bunu yapabilmek için önce sıfır noktasına gelmemiz gerekiyor. Ben bu terakkiye naçizane katkılarda bulunmak üzere meseleye dahil oldum. Yeniden okumalar yapmak ve gelişmeleri izlemek için kolları sıvamam gerekti elbette. Galiba ömrüm oldukça da bu gayretten uzak durmayı bir kere daha başaramayacağım.

Geçmişten bugüne Afganistan’da neler oluyor özetler misiniz lütfen? Afganistanın kültürel kodlarına baktığımızda neler görüyoruz?

Olan şey işgal ve direniş kelimeleri eşliğinde anlatılacak şeyler. Direniş farklı isim ve örgütlerle temsil olunsa da temelde Peştu kabilelerle özdeşleşmeye müsait bir durum. Bu özdeşlik Peştu kavmini tanımayı şart koşar. Peştu kavminin kabilevi yapısı da kabile geleneklerini ve ilişkileri anlamayı dayatır. Bu silsile böyle devam eder ve Peştuluğu anladıkça Peştu olmayanların ittifak ve ihtilaflarını da daha derinlikli bir gözle analiz etme imkanına kavuşursunuz.

Afganistan’ın en belirgin ortak özelliği İslam olsa da İslam aleminin diğer beldelerinden farklı bir coğrafyası olduğu kadar insani kodları da ayrışabilmektedir. Genelgeçer ezberler yerine özgün olanı kavrama çabası Afganistan gerçeğiyle yüzleşmek için en fazla ihtiyaç duyduğumuz entelektüel tutumlardan bir tanesi.

Afganistan özelde Taliban meselesi ve ABD’nin Afganistan işgali nasıl başladı?

ABD için Afganistan çok eskiden beri bir çalışma alanı. Dünya savaşı sonrası soğuk savaş denen mizanseni o başlattı ve Afganistan’ın bu savaşta en sıcak cephe haline gelmesini o sağladı. Dün Rusları çektiği bir tuzak olarak telakki ettiği ülkeye en uzun savaşını verecek şekilde balıklama dalması bir stratejinin eseriydi muhakkak fakat gelinen noktada tarihin gördüğü en büyük askeri gücün ferasetsiz stratejilerle nasıl çarçur olup kendi yok oluşunun önünü açtığını görmekteyiz.

11 Eylül’e giden süreç bir ABD kurgusuydu, sonrasında işgal de seneler evvel plana dahil edilmişti. Amerika Afganistan’da kendi yazdığı bir senaryoyu oynadı fakat filmin finalinin onun için bile sürpriz etkisi içermediği söylenebilir mi?

Taliban kimdir? Eski ve yeni Taliban arasında farklar olacak mı? Ne gibi değişimler göreceğiz?

Taliban Hanefi ve Peştu bir harekettir. Hanefiliği onu Selefilikten ve Şiilikten ayrıştırır. Peştuluğu da onu kuzeyde Özbek, Türkmen, Tacik unsurlardan ayrıştırır. Keza güneydeki Pencap kavimlerden farkı da burada kendini belli eder. Tüm bunlar başlı başına büyük konulardır ve etraflıca etüt edilmesi zaruridir. Tüm bunlar bilinmeksizin Taliban’ın önceki hali de sonradan yeltendiği değişim çabası da kamil manada anlaşılamaz. Taliban değişmek zorunda kaldı ve bu zorunluluğu güçlü biçimde hissetti. Bunun ne kadar sahici olduğu ve içselleştirildiğini görmek için insanlar acele ediyor. Haklılar fakat işi biraz zamana bırakıp onun ne hüküm vereceğine bakmak en doğrusu.

Talibanın uygulayacağı sistem de kendi arasında bölünme veya fikir ayrılığına düşme gibi bir durumla karşılaşır mıyız?

Sert bir coğrafyada özneler de sert. Her bir etki kendisinden şedit tepkilerle karşılaşıyor. Tektipçi ve aşırı tutumlar muhakkak kendi düşmanlarını yaratacaktır. Taliban bu düşmanlarca yenilmemişti fakat kendisine yabancılaşmış halkı tarafından sahiplenilmemişti de. Şimdi geçmişten ders alarak daha bütünlükçü ve birlikçi bir tutum içindeler. En son kendi içinden çıkan DAİŞ’le savaşı sonuna kadar sürdürerek kendisiyle kanlı bir hesaplaşmaya girdi. Taliban kendisiyle savaşarak rüştünü büyük oranda ispat etti. Taliban’ın son zaferinde DAİŞ’e karşı bu başarılı savaşın etkisini de göz önüne almak gerekir

Ilımlı İslamcıların ılımlı Talibancılar versiyonuna Afganistan’da karşılaşır mıyız?

Taliban ılımlılaştı fakat birçok yerdeki harekete nispetle hiç de ılımlı bulunmayabilir. Yani bunlar son derece nispi, hatta keyfi kavramlar. Kimin ılımlı olduğunu genelde egemenler belirliyor. Ilımlılık da aşırılık da büyük oranda paketlenmiş olarak önümüze konuyor. Taliban her halükarda belli bir mizacı olan bir hareket ve doğuş şartları, girdiği savaşlar sebebiyle hiçbir zaman tam manasıyla ılımlı olamayacaktır.

ABD Afganistan da ne arıyordu? 20 yılda neler yaptı? Neler kaybettirdi?

Afganistan’da uzun bir savaş arıyordu, buldu. Bu savaş ona istediği her şeyi verdi aslında. Zafer hariç. Niye kaybetti sorusunun cevabı bu ümmet tarafından henüz irdelenmiş değil. Bu tecrübenin de gerçek manada müktesebatımıza yazılamayışı bununla ilgili.

ABD Afganistan’da trilyon dolarlardan daha önemli bir şeyi kaybetti: Süper güç olma vasfını. Hala büyük bir güç ama süper güç caydırıcılığını geri toplaması pek güç.

Taliban Afganistan da nasıl bir sistem kuracak bu sistemde başarılı olabilecek mi? Öngörünüz nedir?

İslam Emirliği adından geri adım atmayacaktır. Şeriat ahkamını tatbik edecektir. Fakat dünyayla ve komşularıyla barışık olmayı önemseyecek, ülkesini kalkındırarak iç savaş şartlarını ıslah etmeye uğraşacaktır. Başarabilir. Fakat başaramaması için tuzak kuranlar eksik olmayacaktır ve o zaman işler sarpa sardığında görüldüğü üzere bedel ödeyen sadece Afganlar değil tüm bölge, hatta dünya olabiliyor.

Taliban gerçekten de olması gerektiği gibi bir şeriat mı uygulayacak yoksa kendisine uyarladığı maddelerle bir şeriat mı yazacak?

Şeriat tartışmaları biraz havanda su dövmeye benziyor. Şeriat dün nazil olmadı. Taliban da kafasına göre kaleme almadı bunları. Bir geleneğin içinden gelerek cezaları, hadleri tatbik ediyor fakat bundaki usulü, üslubu elbette ki kendine özgü ve tartışmalı olabilir. Eskiye nispetle daha dikkatli ve dengeli gitme kararlılığı belki bazı endişeleri dindirebilir.

Dış güçler Talibanın varlığından neden bu kadar rahatsızlar?

En büyük düşmanı ona koca bir ülkeyi altın tepside sundu. En yakın dostları onun ani ve parlak zaferinden rahatsızlar. Çünkü denklemler yeniden kuruluyor ve Taliban herkesi şaşırtacak derecede büyük bir güç olarak sahadaki yerini aldı. Onu tanımayacağını ilan eden birkaç tuzu kuru ve pastörize ülke hariç herkes onunla bağ kurmak ve kuracağı düzende etkin olmak istiyor. Soğuk savaş adeta dünyaya geri geldi. Artık savaş farklı araçlarla verilecek. Afganistan’da kıran kırana bir yatırım savaşı verilecek gibi gözüküyor. Savaş artık kumandanlarca değil, mühendislerce verilecek.

Taliban'ın Ortadoğu ülkelerine hükmetmesi söz konusu olabilir mi?

Ortadoğu petrolün merkezi, yoksul bir ülke buraya hükmedemez. Taliban’ın böylesi yayılma stratejileri izleyeceği de o kadar kesin değil. Kendi yağında kavrulmayı seçecektir, kendi ülkesine hükmedebilirse bunu başarı sayacaktır ki haklıdır.

Afganistan da kadın meselelerine Taliban yönetimi tarafından nasıl bir çözüm getirilecek? Sonuçta 20 yıldır özü unutturulan ve Taliban sistemine uygun olmayan bir yaşanmışlık var bu konuda uzlaşma sağlanabilecek mi? Nasıl bir orta yol izlenir?

Orta yol İran tarzı bir model olabilir diye düşünüyorum. Kâğıt üstünde kısıtlayıcı kanunlar, pratikte ise gevşek bir uygulama. Taliban eski katı tarzındansa bu yeni düzene daha yakın fakat sanıldığı kadar da gevşemeyecektir. Peştu töresi kadının açılıp saçılmasına ancak bir yere kadar müsamaha edebilir.

Kabil Havalimanında ki kaçışın özünde Taliban korkusundan ziyade iç savaş korkusu yattığını düşünüyorum, bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?

Bence hepsi. Bir iltica dalgasının tüm motifleri o havaalanında kompakt halde bulunuyordu. Çok da şaşırtıcı değil doğrusu. İstanbul Havalimanı’nda Amerika’ya götüren uçakların kalktığını öğrense insanlar daha büyük kalabalıklarla tel örgülere hücum ederlerdi. Tabi kalkan bir uçağın tekerinden, kanadından tutunma çabası büyük bir tutunamama örneği. Afganlar dünyanın en tutunamayan kavimlerinden biri. Taliban’dan korkanı da iç savaştan korkanı da anlaşılma hakkına sahip.

Türkiye de 28 Şubat mağduru başörtülü kızları önemsemeyen kesimin bir anda Afganistan’lı kadınların hakları üzerinden duyar kasmasının altında yatan gerçek sizce nedir?

İdeolojik elbette. Her şeyimiz ideolojik. Kötü bir Taliban karikatürü var ve bunun üstünden İslam’a vurmak birilerinin kolayına geliyor. Kavga kadın üstünden veriliyor. Kadınların bu kadar nesneleştirilmesine kadınlar da karşı çıkmayınca kör dövüşü sürüp gidiyor. Gidecek de. Taliban kadınların elinden çok çekecek

Afganistan da korkulan bir göç söz konusu olur mu? Beklenen göç gerçekleşirse ne gibi sorunlarla karşılaşırız?

Göç sürer. Ta ki Taliban Afganistan’ı ayakları üstünde doğrultuncaya dek. Ekonomiyi düzeltir, istihdamı artırır, refahı yayarsa tersine göç hızla başlar. Çünkü dünyanın her tarafında parya muamelesi görmekten memnun değil Afganlar. Ülkelerinde onurlu bir hayatı her şeye tercih edeceklerdir.

İnsanlar sadece felaket konuşur oldu hiç mi güzel şeyler olmuyor? Gökyüzünü, kuşları, martıları, mevsimlerin muştuladığı umutları resmen unutup salt siyaset, felaket konuşur olduk. Herkes her konuda uzmanlaştı. Bunun altında sosyolojik bir boyutu olduğunu düşündüğüm hastalık ile ilgili siz ne düşünüyorsunuz? Gerçekten her şey bu kadar kötü mü? Hiç mi güzel, iyi bir şey yok veya gerçekleşmiyor? Oysa dünya da ölümler kadar doğumlarda oluyor, yeni hayatlar başlıyor. Bu kadar karamsarlık ve umutsuzluk sizce neden?

Karamsarlık bir bakış biçimidir, bir bakış olması hasebiyle kıymetlidir. Umutsuzluk ise bir körleşme biçimidir, orada bir bakmayış, görmeyi reddediş vardır. Korona salgını insanı daha fazla atomize etti. Falanca hareketin zaferi insanı niye heyecanlandırsın ki? Keyfi yok, ağzının tadı yok. Taliban da son derece keyif kaçırıcı gözüküyor modern insana.

Toparlayacak olursak son olarak neler söylemek istersiniz?

Son olarak derim ki henüz son sözler söylenmiş değil. Rusya ve Çin hırslı bir rekabete girecekler, onlar da kozlarını Afganistan’da paylaşacak. Bunu silahlı savaş hariç tüm araçlarla yapacaklar. Büyük Oyun yeniden sahnelenirken oyuncuların yeni pozisyonlarını izlemek heyecan verici olabilir. Bizim bu oyundaki yerimizi kavrama ve gerekeni yapma sorumluluğu ise yanı başımızda bizi bekliyor.

Çok keyifli ve verimli bir söyleşi oldu. Zaman ayırdığınız için teşekkür ederim.


RÖPORTAJ / AYNUR KARABULUT

EYLÜL 2021

61 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör