Ara
  • Aynur Karabulut

ŞÜKÜR EDEBİLME BECERİSİNİN BİZE ÇOK ŞEY KATACAĞINA İNANIYORUM!..

“… Şükür edebilme becerisinin bize çok şey katacağına inanıyorum. Minnet ve şükran duyarak yaşayabilmek, daha farkındalıklı ve şefkatli olabilmemizi aslında değerli ve anlamlı bir yaşamımız olduğunu hatırlatıyor…”

“Evlerimize kapanıp bolca düşünme fırsatı bulduğumuz bu günlerde corona virüsün bizlere; hayatlarımızı gözden geçirip, insan acılarından anlam bulabilme ve yaşamın yalnızca iyiyi değil tüm duyguları hissedebilmekle ilgili olduğunu fark etme ve yeni yaşam öyküleri oluşturabilme fırsatı verdiğini düşünüyorum. Belki de pandemi süreci ne çok şeyi aynı anda deneyimlememizi sağladı. Bir kez daha acının da aynen belirsizlik gibi yaşamımızın kaçınılmazlarından olduğunu anladık”

Uzman Psikolog, Psikoterapist Sema Balık Okutan ile çok keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. Sizlerin de keyifle okuyacağınıza inanıyorum. Buyurunuz efenim….

Sizi tanıyabilir miyiz?

Mersin Tarsus doğumluyum. Küçük yaşta Antalya’ya taşındık. Çocukluğum ve üniversite dönemine kadar olan yaşamım orada geçti. Üniversite okumak için İstanbul’a geldim. Lisans eğitimimi İstanbul Aydın Üniversitesi Psikoloji bölümünde 2014 yılında tamamladım. Mezun olduktan sonra Beylikdüzü Kaymakamlığında “Kendimi Gördüm Hayata Döndüm” isimli projede uzman olarak görev aldım. Çok güzel bir deneyimdi. O yolculuğum esnasında yaşanılan sorunlar ve sahadaki ihtiyaçlar, eksiklikler daha fazla çalışmam noktasında beni yönlendirdi. Özellikle aile temelli hastalıkları gözlemleyince hangi alanda uzmanlık yapacağıma karar verdim. Yüksek lisans eğitimime projeyle eş zamanlı olarak İstanbul Ticaret Üniversitesi Aile Danışmanlığı ve Eğitimi Yüksek Lisans programında başladım ve 2016 yılında tezli olarak tamamladım. Yüksek lisans eğitimimi tamamladıktan sonra Küçükçekmece Belediyesinde “Bağımsız Yaşamın Rengi Projesi” nin koordinatörlüğü ile çalışmaya başladım. Proje kapsamında kurduğumuz daha sonra belediyemizin birimi haline gelen Bağımlılıkla Mücadele Danışmanlık ve Rehabilitasyon Merkezi’nin (BAYAMER) kurucu psikoloğu olarak görev yaptım. Beş yıl boyunca merkezin sorumluluğu ile birlikte Akademik koordinatörlüğünü sürdürdüm. Müdahale merkezi olarak başlattığımız yolculukta önleme kapsamında çocuğum gibi büyüttüğüme inandığım çok güzel bir önleme projesini kıymetli hocam özellikle bağımlılık alanındaki en önemli kılavuzlarımın başında gelen hatta sadece benim değil genel anlamda camiamız için önemli olan kıymetli hocam Prof. Dr. Kültegin Ögel ile birlikte MANNE “Mahalle Anneleri” adında bir proje yazdık. Hala üzerine geliştirme çalışmalarımız devam ediyor. Bana çok heyecan veren bu projenin detaylarını da belki başka bir sohbetimizde konuşma fırsatı buluruz. Şu an Psikoterapi üzerine kendimi geliştiriyorum. Öğrenmeyi, gelişmeyi seven biri olarak eğitimlerime devam ediyorum. Bahsettiğim projenin Akademik Koordinatörlüğünü sürdürüyorum.

Psikolog, psikiyatrist, psikoterapist aralarındaki farklar ve benzerlikler nelerdir?

Psikolog ile psikiyatrist arasındaki ilk fark eğitimleridir. Psikiyatristler, üniversitelerin tıp fakültelerinden tıp doktoru olarak mezun olurlar ve tıpta uzmanlık sınavını kazandıktan sonra üniversite hastanesi ya da Sağlık Bakanlığı eğitim araştırma hastanelerinin psikiyatri kliniklerinde, psikiyatri uzmanlık eğitimini tamamlayıp, uzmanlık tezini hazırladıktan sonra girdikleri uzmanlık sınavında başarılı oldukları takdirde psikiyatri uzmanı (psikiyatrist) unvanını alırlar. Psikologlar ise, üniversitelerin fen-edebiyat ya da sosyal bilimler fakültelerinin psikoloji bölümlerinden mezun olurlar ve psikolog unvanını alırlar.

Psikiyatrist ile psikologlar arasındaki bir diğer fark ise ilaç yazma yetkisidir. Psikiyatristler hekim olduklarından ilaç verme, reçete yazma ve diğer biyolojik tedavileri de uygulama yetkisine de sahiptir Psikiyatrist ile Psikolog arasındaki farklılıkların yanı sıra benzerlikler de bulunmaktadır. Psikiyatrist ve Psikolog her ikisi de zihinsel ya da duygusal sorunları olan insanlarla çalışırlar, ruh sağlığı ve hastalıkları alanındaki ekip çalışmasının birbirlerini tamamlayıcı elemanlarıdır. Ayrıca: hem psikologlar hem de psikiyatristler resmi eğitimlerinin dışında mesleki alanda kendilerini geliştirmek için farklı psikoterapi eğitimlerine de devam ederler ve psikoterapi uygulama yeterliliğine sahip olurlar.

Psikiyatristlerle psikologlar arasında farklar olduğu gibi psikologlar arasında da farklılıklar vardır. Psikolojinin herhangi bir alanında yüksek lisans yapan kişi Uzman Psikologdur. Örneğin Klinik Psikolog, klinik psikoloji alanında uzmanlaşmış kişidir. Uzman Klinik Psikolog anormal insan davranışları ve zihin hastalıklarının ya da psikolojik problemlerin psikoterapi yoluyla tedavi edilmesinde uzmandır. Psikoloji biliminin pek çok alt dalı vardır. Klinik Psikoloji, Gelişim, Endüstri, Sosyal, Aile gibi alt dallardan herhangi birinde yüksek lisans yaparak Uzman Psikolog unvanı alınabilir. Ben de uzmanlığımı Aile Danışmanlığı alanında tamamladım.

Ruh Sağlığı Nedir? Nasıl korunabilir?

Ruh sağlığı aslında en fazla kullandığımız kavramlardan biri olsa da acaba ne kadar farkında olarak kullanıyoruz. Ruh sağlığını tanımlarken aslında temelde aynı zeminde aynı anlamlara gelen farklı tanımlama biçimlerinin olduğunu söylemek mümkün. Bu konuda Aristoteles’in yorumunu çok severim bir eserinde şöyle der “bir kişi sinirli olabilir, bu kolaydır. Ama doğru kişiye kızmak, doğru şiddette kızmak, doğru zamanda, doğru amaç ve şiddette kızmak kolay değildir.” Burada sosyal, duygusal zekaya atıfta bulunulmaktadır.

Buradan hareketle aslında üzüntü, öfke, tiksinme, heyecan, ilgi, şaşırma, korku gibi duyguları kendimizde ve diğer bireylerde fark edebilme yetimiz sosyal-duygusal zekâ ile tanımlayabiliyorken, bu duyguları ayırt edebilmeyi ruh sağlığımızın ifadesi olarak düşünebiliriz. Aslında özetle; karşımızdaki kişinin duygularını gözlemleyip, algılayabiliyorsak, kaygı durumlarında kendimizi yatıştırıp, umutsuzluk ve hüzün gibi duygulardan kurtulabiliyorsak, diğerlerinin duygularını tanıyıp, doğru yanıtlar verebiliyorsak, diğer insanlar ile yakın ilişkilerde uzlaşabiliyorsak ruh sağlığımızın yerinde olduğunu söyleyebiliriz.

En az bunlar kadar önemli olan detay ise olumsuz duygularında aslında ruh sağlığını anlamamız için gerekli ve olumsuz duygularımızı ifade edebiliyor oluşumuzda ruh sağlığımızı ifade ettiğini söylemek mümkün.

Ruh sağlığımızı koruyabilme konusuna gelince birçok seçeneği olduğunu söyleyebiliriz. Aslında genel olarak “hastalık değil hasta var mantığıyla süreci değerlendirip hangi duygu beni nasıl etkiliyor?” şeklinde düşünmeliyiz. Burada bunları konuşmaya başlarsak başka sorulara geçemeyebiliriz çünkü her insanın kendi beden sağlığını korumaya yönelik daha genel çerçeveler, yöntemler olduğunu söylemek mümkün fakat ruh sağlığımız ise kişiden kişiye değişir genel olarak ben ruh sağlığımızı korumaya niyet etmek ve ruh sağlığımızı ve bedenimizin bizden beklentilerini, duygu, düşünce ve davranışlarımız arasındaki bağlantıları fark edip, kulak vererek koruyabileceğimize inanıyorum.

Son zamanlarda özellikle pandemi döneminde belirsizlik ve gelecek kaygısı yaşayan insanların sayısı hafife alınmayacak kadar arttı. Bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu sürece bakış açınız nasıl ve pandemi bitiminde bizleri neler bekliyor?

Belirsizlik insan yaşamının kaçınılmazlarındandır. Bunu; bazen çok fazla plan yapıp, eğitimden eğitime, toplantılardan toplantılara koştuğumuz, yetiştiremeyeceğimizden endişe ettiğimiz işlerle dolu yaşamlarımız içerisinde, koşmaktan düşünmeye fırsat bulamayız. Bu koşturmalı hayatımızın içerisinde belirsizliği yaşamaya izin vermediğimiz gibi çoğu zaman belirsizliğin kaçınılmaz sonucu olan kaygıyı yaşamaya da izin vermeyiz. Taki bir virüsün gelip bizlere zamanla yarışmanın anlamsızlığını öğreterek, bizi yavaşlatıp, durdurana kadar. İşte o an belki de gardımız düşer ve belirsizlikten, kaygıdan ne yaparsak yapalım kaçınamayız. Bir virüs gelir belirsizliğin insan yaşamının kaçınılmazlarından birisi olduğu gerçeğiyle yüzleştirir ve belirsizlikle daha barışık yaşamamız gerektiğini öğretir bize. Çünkü bu süreçle barışmadığımız zaman belirsizliğe olan tahammülsüzlüğün kaygı seviyemizi nasılda arttırdığını gördük. Virüsle ilgili korkuların tamamen yok olduğu günler de gelecek ancak o günler geldiğinde yaşanan küresel kaygı, yerini küresel bir çökkünlük duygusuna da bırakabilir çünkü kayıplarımızı fark edip, yas tutma zamanı gelecek. Toplumsal belleğe kaydolan bir felaketin yasını tutmadan felaket geride bırakılabilir mi? derdi kıymetli Mehmet hocam. Kaybettiğimiz insanlar, sağlığımız, zaman ve üretim gibi konularla ilgili üzüntüler kolayca geride bırakılabilir mi? Dersiniz. Belki depresif bir toplum belki de yaşanılan bu üzüntüler küresel bir iyileştirici olur. Kim bilir? Beklide olgunlaşmamıza katkı sağlar daha da güçlenerek çıkarız bu felaketten, yaşamadan bilemeyiz. Tabi birde bunların hiçbirinin yaşanmaması da mümkün. Belki de bir virüs geldi ve geçici olarak durdurduğu yaşantılarımızı, geçen zamanı telafi etmek istercesine daha hızlı daha hoyratça yaşamak isteyebiliriz. Aslında burası da biraz belirsiz. Bekleyip göreceğiz diyorum. Her bireyde farklı çıkarımlarını saptamak mümkün. Aslında bu virüs süreci çok şey de öğretti bize.

Evlerimize kapanıp bolca düşünme fırsatı bulduğumuz bu günlerde corona virüsün bizlere; hayatlarımızı gözden geçirip, insan acılarından anlam bulabilme ve yaşamın yalnızca iyiyi değil tüm duyguları hissedebilmekle ilgili olduğunu fark etme ve yeni yaşam öyküleri oluşturabilme fırsatı verdiğini düşünüyorum. Belki de pandemi süreci ne çok şeyi aynı anda deneyimlememizi sağladı. Bir kez daha acının da aynen belirsizlik gibi yaşamımızın kaçınılmazlarından olduğunu anladık.

Acıyla nasıl barışabiliriz? Nasıl kabullenebiliriz? Kimler gelecek kaygısıyla daha iyi baş edebilir?

Elimizdeki imkanlarımız, en azından hala sağlıklı bir yaşamımız olduğu için minnet ve şükran duyarak yaşayabilmek, daha şefkatli ve farkındalıklı olabilmemizi sağlıyor. Şükür edebilme becerisinin bize çok şey katacağına inanıyorum, bu beni iyileştiriyor mesela. Özümü oluşturan şeylere dair yaptığım yatırımlardan önce ne istediğimi, kim olduğuma dair farkındalıkları onarıyor. Kaygıyla baş edebilecek birçok seçenek var elbette. Bu noktada ilk aşamada bilgi diyetine girmeyi öneriyorum. Çeşitli olumsuzluklar içeren bilgi bombardımanını azaltmak için medya ile geçirilen zamanı sınırlandırmak ve ulaşılabilir-güvenilir bilgi kaynaklarını seçmek yararlı olacaktır. Kontrol edilebilir olan ile olmayan arasındaki ayrımı iyi yapabilmek bu noktada da aslında kaygı uyandıracak olayları ortadan kaldıramayabiliriz belki ama olaylara verdiğimiz tepkilerin kontrol edilebilir olduğunu unutmamalıyız. Küresel bir kaygıyı yaşadığımız bu süreçte ölen kişileri, virüse yakalanan kişi sayısını, kafelerin kapanmasını engelleyemeyiz ama bu aşamada sosyal medyada geçirdiğimiz zamanı belirlemek, sağlıklı beslenmek, spor yapmak, düzenli uyumak, başkalarının acılarını dindirmeye katkı sağlamak, size ihtiyacı olan yaşlılara yardım edebilmek bunların hepsi kontrol edilebilir. Bireyler bu alanlara yatırım yaptıkça belki kaygının şiddeti kontrol edilebilir düzeye gelir. Belirsizliği tolere etmeyi ve onunla barışık yaşamayı öğrenmeliyiz. Geleceğe yönelik kaygı içerisinde olduğumuz noktalar üzerine düşünmeliyiz. Gerçekten kontrol edilebilir zemindekiler neler, kontrol edilemeyen alandakiler neler? Bunları biraz ayrıntılı düşündükten sonra belirsiz olan alanda bizi korkutan nokta ise sonuç ya istediğim gibi sonuçlanmasa kaygısıdır çoğu zaman. Beklentilerimiz doğrultusunda yaşantıları hayal ederiz. İstemediğimiz senaryolar ya oluşursa ile duygularımızın kaçınılmaz sonucu kaygıdır çoğu zaman. Kaygı olarak hissettiğimiz o duyguyu somutlaştırmadığımız için protesto ederiz. Belkide burada yapmamız gereken protesto etmeden, olanı olduğu gibi, kontrol etmeden kabul etmeye izin vermek. Yani hayatımızdaki olayların akışı istediğimiz gibi sonuçlanmadığında maruz kaldığımız duygumuzu da yaşamaya izin vermeliyiz. Bu bizi özgürleştirir. İşin özüne olanı olduğu gibi kabul edebilmek diyebiliriz. Gelecekle ilgili endişeleriniz, kontrol etme gücünüzün dışındakilerle ilgiliyse onları protesto etmek yerine olduğu gibi kabul edebilmek işlevsel olacaktır diye düşünüyorum. Beklentilerimiz dışında gelişen yaşantıları kabul etmek zordur. Beklentilerimiz dışında gelişen olaylar karşısında kaygımız artar. Çünkü beklentilerimizle uyumlu yaşam hayal ederiz, beklentilerimiz karşılansın diye kontrol etmek isteriz. Hep iyi duyguların peşinden koşarız. Bu da bizi yorar ve kaygı seviyemizi arttırır. Önemli olan yaşadığımız tüm duyguları kabul ederek olumsuz olanlar acıtacak diye kaçmadan, direnmeden acıyı kabul ederek iyileşiriz genelde.

Son olarak neler söylemek istersiniz?

Amaçlarımızı değerlerimiz doğrultusunda oluşturarak yaşadığımız, daha az yargılayıp daha çok bağ kurarak sevmeyi öğrendiğimiz bir dünya diliyorum. Sağlıkla ve bağlarınızla kalın.

Keyifliydi, vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederim.

Benim içinde çok güzel ve keyifliydi ben teşekkür ederim.


RÖPORTAJ / Aynur KARABULUT

Şubat 2021

152 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör