Ara
  • Aynur Karabulut

SURİYE ZİNDANLARINDA TUTSAK KADINLAR!... - 2

Allah elimi bırakmadı ve benden vazgeçmedi…

İnsani, siyasi, ekonomi ve iktisadi hemen hemen her alanda çözülemez krizlerin yaşandığı Suriye’de en büyük yarayı şüphesiz kadınlar ve çocuklar aldılar. Ülkede insani değerlerin ayaklar altına alındığı bir ortamda, kadına yönelik hak, hukuk ihlallerin, had aşımlarının, şiddetin ve tecavüzün bir savaş silahı haline dönüşmesi, toplumsal çöküşün iğrenç yüzünü gün yüzüne çıkarmıştır. Savaşta rol almadıkları halde öldürülen, sakatlanan, tutuklanan, mülteci konumunda milyonlarca kadının acıları, Suriye toplumunda ve dünya Müslümanlarının vicdanlarında onarılması zor yaralar açmış olmalı diye düşünüyorum. Suriye’de kadınların ve çocukların ölümden kurtulmaları; onurlu, sağlıklı, temel insan haklarına sahip barış içinde bir yaşam sürdürmeleri için yeterli olmadı maalesef. Geçmişte yaşanmış acı örnekler ve halen tutsak olarak yaşamaya mahkûm edilmiş binlerce kadının durumu, ülkede hiç kimsenin güvende olmadığını göstermektedir.

“…Her zaman Allah’a güvendim. Allah çok büyük, yardım etti. İnsanlar benden vazgeçti ama Allah elimi bırakmadı ve benden vazgeçmedi.”

WARDA

44 yaşında lise mezunu 4 çocuk annesiyim. Eşim 2013 de vefat etti. Şam’da kalıyorduk. Aslen Golan Tepelerinden Türkmen bir aileyiz. 1967 yılında Altı Gün Savaşı sırasında Kuneytire kenti dahil Golan tepelerini İsrail ele geçirince Dürzi köyleri hariç Golan köy ve kasabalarında kalan halkın tamamını Suriye topraklarına gönderdiler. Bizim ailemizde o zaman Şam’a göçmüşler. Bende Şam’da doğup büyüdüm.

Bizim oralarda kız çocukları üniversite okuyup Öğretmen, Doktor, Mühendis gibi bir meslek edinmemişse ailesi fabrikalarda, mağazalarda çalışmasına asla izin vermez. Bu konuda çok sert kurallar var. Lise sonrası evlendim. Eşim müteahhitti. Maddi durumumuz çok iyiydi. Evimiz, arabamız vardı her türlü ihtiyacımızı karşılayabiliyorduk.

2012 yılında Savaş şiddetlendiğinde 3 çocuğum vardı ve hamileydim bu yüzden yürüyüşlere katılamazdım. Doğum yakındı sezaryen olmam gerekiyordu. Hastaneyi, doktorumu aradım, doktorumun gittiğini onu beklememem gerektiğini, dönmeyeceğini söylediler. Hastaneye Muhaye Yermuk Al-Rahma Şifahanesine gittim. Annem savaştan önce vefat etmişti. Yanımda babam, ablam ve kardeşlerim vardı.

Sezaryen ile doğum gerçekleşti bebeğimi gördüğüm sırada garip bir kargaşa başladı. İnsanlar camdan dışarıya bakıyor, telefonla telaşla konuşuyorlardı. Ablam telaşlanarak “seni buradan çıkaralım ben huzursuzlandım” dedi. Yürüyemiyorum. Karnımda dikişlerim vardı. Ablam ısrar edince babam ağlasa da ablamın ısrarına dayanamadı. İmza vererek çıktık. Taksiye tekerlekli sandalye ile gidebilmiştim. Taksiye binip uzaklaşmaya başladık 5 dakika uzaklaşmamıştık ki çıktığımız hastaneye bombalar düştü. Yer gök toz duman olmuştu.

Muhaye Yermuk artık sürekli bombalanıyordu. Bütün ailemizin fertleri bizim evde toplandık. Doğum yaptığımın üstünden henüz 2 gün geçmişti, sürekli bomba sesleri duyuyorduk. Önce uzaklar sonra bizim mahalle bombalanmaya başlandı. Çatışmalar hiç durmuyordu. Arabamız bombalanarak yandı. Çatışmalar hiç durmuyor sürekli devam ediyordu. Artık orayı terk etmemiz gerekiyordu. Evden hep beraber çıktık Golan Tepelerinde El- Kuneytire de bahçemiz ve küçük bir evimiz vardı oraya gitmemiz gerekiyordu. Arabamız bomba sonucu yandığı için epeyce yürüyüp taksi bulmamız gerekiyordu.

Evden hep beraber çıktık zorla yürüyordum. Askerler bütün yolları kapatmışlardı. Yazın sıcağında boğuluyoruz. Askeri noktadan geçmek için askerlere; yeni doğum yaptım, ayakta duramıyorum, bebeğim için bahçemiz var oraya gideceğiz diye adeta yalvardım. İzin vermediler. O sırada kanamam başladı ve o kadar çok kanamam olmuştu ki yerlere akmıştı bu durumu gördükleri halde izin vermediler. Ben ne yapacağımı bilmezken arkamızda bir servis arabası para vererek geçecekti bizim de paramızı vererek bizi arabalarına aldılar öyle geçebildik ve ulaştık bahçemize.

Gitmemizle beraber orası da bombalanmaya başladı. Babam gidecek yer kalmadı ne yapacağız diyordu ben yapacak bir şey yok öleceksek hep beraber burada öleceğiz artık bir yere gitmiyoruz dedim. Çünkü gücüm kalmamıştı, bebeğim ve çocuklarım çok küçüktü.

Benim çok aktif ve hiç yerinde durmayan yürüyüşlere katılan, yaralılara yardıma koşan hemşirelik yapan bir kız kardeşim vardı. Yaralılara yardıma gidiyordu ve sokaklarda olaylara ait çektiği görüntüleri sosyal medyada yayınlayarak insanların görmesi için çabalıyordu. Sabah gider akşam gelirdi. Uyarıyorduk ama hiç dinlemiyordu. 2 ay böyle geçti.

Bizim terk ettiğimiz evlerimizin olduğu yerler rejimlerin olduğu bölgedeydi. Rejim ve muhaliflerin yerleri belirlenmiş, sınırları oluşmuş, ortalık biraz durulmuştu. Bizde tekrar evlerimize gitmiştik. Biz rejim bölgesinde ki evimize geçip normal yaşantımıza dönmek isterken, kız kardeşim muhalif bölgede kalarak gelmek istememişti. Evlerimize geçtikten sonra artık kimse yer değiştiremedi. Babam üzüntüden çok hastalandı. Beyin kanaması geçirdi. Kızım doğalı 1 yıl olmuş kimliğini çıkaramamıştım. Ancak 2013 yılında bir yıl sonra çıkarabilmiştim.

Yine bombalar düşmeye başladı. Sokaklarda çatışma oluyordu. Rejim bölgesinden muhalif bölgeye sürekli bombalar düşüyordu. Bu çok acı veriyordu. Kardeştik sonuçta. Sokaklarda çatışmalar giderek artıyor kendi halimizde öleceğimiz günü bekliyorduk. Sokak aralarında sürekli çatışma olurdu. 3 numaralı kızımın kulağında işitme cihazı vardı. Kızımın kulağı kanıyordu eşim bir şey yapamıyor diye çok üzülünce kalp krizi geçirdi. Sokakta çatışmalar var hastaneye götüremiyorum. Sokağı inletecek çığlıklar atıyordum. Bağırıyor, çağırıyordum kimse sesimi duymuyordu. Eşimin adı Ömer’di. “Ömer kalk bana ses ver” diye bağırıyordum. O da “kızlarım kızlarım” dedi bayıldı. Sokağa indim rejim askerlerine yalvardım, yakardım ama kimse yardım etmedi. Eşimin hiçbir şeyi yoktu aniden oldu. Burnu ve ağzından kan akıyordu, hastaneye yetiştiremedik vefat etti. Onu defnettik.

1 oğlum 3 kızımla kalmıştık. En büyük oğlum 12 kızlarım 9 ve 7 yaşındaydı birde bebeğim vardı. Çocuklarım babalarına çok bağlıydı. Eşim çok iyi bir insandı. Bir isteğimi iki etmezdi. Ben yorulunca yardım ederdi. Her şeyime koşardı. Çocuklarıma bakıyorsun başımın tacısın derdi. Hiç saygısızlık etmedi bana. O kadar iyi bir insandı. Oğlum babasının ölümünü kabul edemedi. Eşim çocukların gözü önünde öldü. Çaresizlik hepimizi yıkmıştı. Oğlum babasının ölümünü kabul etmedi.

Bu arada abilerim Türkiye’ye kaçak yollarla çıkacaklardı. Abilerim, yengelerim, babam çıktı benim çocuklarımla çıkmaya yetecek param yoktu ve kız kardeşimi bırakmak istemiyordum. Abilerim ve babamla oğlumu Türkiye’ye gönderdim. Ben ve üç kızım Şam’da kaldık.

Bu arada kız kardeşim eve gelmişti. Ama yine rahat durmuyordu. Yaralılara yardım ediyor ve çektiklerini yayınlamaya devam ediyordu. 28 yaşındaydı. Bir gün öğlen vakti evden çıktı ve gelmedi. Telefonla ulaşamıyoruz. Kız kardeşim Aralık 2012 yılında kayboldu. 6 ay hiç haber alamadık. Nerede olduğunu bilmiyorduk. Fotoğraflarını internette sosyal medya hesaplarında yayınladık. 6 ay sonra internetten bize mesaj geldi. Aradığınız bu kız merkezi hapishanede tutuluyor diye. Merkezi hapishaneden çıkan biri paylaşımımızı görmüş ve mesaj atmıştı. Ben haberi alır almaz çıkıp Merkezi Hapishaneye gittim. “Kardeşimi görmek istiyorum” dedim “böyle göremezsin, Mahkeme-i İrhab’tan izin alacaksın” dediler. Söyledikleri yer terör ile mücadele mahkemesi gibi bir yerdi.

İki hafta boyunca izin almak için uğraştım. Sonunda izin alabildim ve çarşamba günü görüş günüydü, ancak o gün kardeşimi görebilecektim.

Görüş gününde gittiğimde Kız kardeşimi neredeyse tanıyamayacaktım. Taciz ederek çok işkence etmişlerdi. Her yeri yara bere içindeydi. Mahvolmuştum. Bir sene boyunca her hafta çarşamba günü görmeye gittim. Görüş günlerine gidip geldikçe yanında ki kızların isimlerini almaya ve bu isimleri “şu isim şu cezaevinde” diye sosyal medya da paylaşmaya başladım. Bir sene boyunca hep orada ki isimleri alıp dışarı yaydım. Çünkü kimse bilmezdi kızları nerede tutuyorlar.

Bir muhbir benim dışarıya isim çıkardığımı bildirmiş. Rejim askerleri bana tuzak kurdular. Kardeşimi ziyaret edip eve geldim, bebeğimi emzirdiğim sırada telefon geldi kardeşimin arkadaşı olduğunu, kız kardeşimden haber getirdiğini, acil gitmem gerektiğini söylüyordu. Israrla aradılar. Bende ya doğruysa diye düşündüğüm için tek gitmeyi de doğru bulmadığımdan eltim ile beraber gitmeye karar verdim.

Gider gitmez etrafımızı sardılar, ellerimizi, gözlerimizi bağlayıp beni ayrı eltimi ayrı arabaya aldılar. Ben telefonumu yere atmaya çalıştım bunu görünce dövmeye başladılar.

Gözlerim bağlı ellerim kelepçeliydi. İstihbarat şubesine götürdüler. Beni dışarı çıkarıp yüzümü duvara baktırdılar. Orada baya bekledim. Askerler geldi “seni arıyorduk” dediler “ben bir şey yapmadım, neredeyim” dedim. “Öğreneceksin burası cehennem Cehennemden çıkış yok dediler.” 235 Numaralı Filistin istihbarat şubesindeydim.

Eltimi bir daha görmedim. Beni sorguya aldılar. Su hortumları vardı ellerinde onunla dövdüler. Tekmelediler. Yumrukladılar. Ellerim, parmaklarım, vücudum simsiyah olmuştu. Eşim öldü diye ayrı (onlara göre muhalif olduğu için ölmüştü) isim götürmüşüm diye ayrı döverlerdi. Beni tutup yukarı kaldırdı, yumruk attı yere düştüğümde dişim kırıldı, kendimden geçtim. Karnıma bastı “ayılacaksın, bayılamazsın, bildiğin tüm bilgileri vereceksin” dediler. Acıdan hiçbir şey düşünemiyordum. Keşke o sırada aklıma çocuklarım gelseydi belki daha az acı çekerdim ama o kadar canım acıyordu ki aklıma hiçbir şey gelmiyordu.

Beni hücreye merdivenden sürükleyerek götürdüler. Bu ilk günümdü. Gece yarısına kadar dövdüler. İkinci gün yine işkenceye götürdüler. “Özgür Suriye ordusundan bildiğin isimleri söyle” diyorlardı ama ben bilmiyordum. İsim veremiyordum. Tecavüz etmekle tehdit ediyor, dövüyorlardı. Yere düştükçe düşüyorsun, güçsüzsün diye tekrar dövüyorlardı. Karnımın üstüne basıyor, sırtımı tekmeliyordu. 2 gün böyle sorguda kaldım.

Toplam 4 ay tuttular. Her sorguda işkence edilirdi. 3 metre de kırk kişiydik. Pencere yok. Kamera vardı. Kadınlar, 14-15 yaşında kızlar vardı. Hamile kızlar, küçük kızlar vardı. O küçük kızı yan odaya alarak tecavüz ettiler. Getirdiklerinde her tarafı kan içindeydi. Kız 3 gün kendine gelmedi. Kendine gelerek bağırmaya başladığında onu tekrar aldılar ve bir daha hücreye geri gelmedi.

Ailelerimiz nerede olduğumuzu bilmiyorlardı. Ailemin bir kısmı Türkiye’de Suriye sayfalarında fotoğraflarımı yayınlamışlardı. Ben bu hücrede iken kız kardeşim hala merkezi hapishanedeydi. Bizim hücreden o hapishaneye götürülen bir kız tesadüfen kardeşimin olduğu hücreye giriyor ve kız kardeşime benim burada olduğumu söylüyor. Böylece kız kardeşim görüş gününe giden biri aracılığıyla benim yerimi dışarıya gönderebilmişti. Abilerim mahallede ki insanlara ulaşmış ve mahallemizin ileri gelenleri rejim ile anlaşma yapmaya giderek “mahallemizden 9 kız var onları bize verin, istediğiniz parayı vereceğiz” demişler. Rejim parayı kabul etmeyince görüşmeleri ısrarla devam ettirmişler. Rejim mahalleliden serbest bırakılmamız karşılığı silahlarını teslim etmelerini isteyince mahalleli mecburen kabul etmek zorunda kalmış.

Ben ve eltim dört ay, kız kardeşim iki sene tutulmuştuk zindanda. Silahların teslim edilmesi sonrası o mahalleden dokuz kız serbest kalabilmiştik. Ben tutukluyken çocuklarım tek kalmış ve bakacak kimseleri yoktu. Başka bölgede bir okula sığınmış ablam yemek götürmüş onlara ama çocukları yanına götürememiş. Aç, susuz 4 ay sefil olmuşlardı. Ablam sadece haftada bir bakmaya gidebiliyormuş. Biz dışarı çıktıktan sonra mahalleden çıkmamıza aracılık eden ekip “silahlarımızı sizin için teslim ettik. Siz hala tehlikedesiniz. Çıkalım gidelim artık bu mahalleden” dediler.

Bu sırada ablamın oğlunu tutukladılar. Erkeklik organını kestiler, gözlerini çıkarıp derisini soydular. İbret olsun diyerek internette paylaştılar. Muhaliflere gözdağı veriyorlardı. Ablam görünce aklını yitirdi. Biz Türkiye’ye çıkacağımız zaman onu ikna edemedik oğlum gelecek onu bekleyeceğim diyerek bizimle gelmedi. Onu zorla getirecek durumumuz da yoktu maalesef. Ablama yalvardık, yakardık, zorladık kabul etmedi. Onu çıkaramadık, orada bırakmak zorunda kaldık. Ben ve kızlarım tehlikedeydik, seçim yapmak zorunda kaldım. Çocuklarımı alıp ablamı bırakmak zorundaydım başka çarem yoktu. Yardım edenim yoktu. Çaresizdim.

Yollarda akrabalarımıza gidiyoruz diyerek, para vererek İdlib’de Özgür Suriye ordusunun yanına geçtik. Bizi Hatay üzerinden Türkiye’ye geçirdiler. Ablamın beş ay sonra vefat haberini aldık.

Babam, abilerim İstanbul’daydı, onların yanına geldim. Oğlum işe girmiş çalışıyor. Ev tutmuştu ben gelmeden. İçeride sadece bir kilim bir battaniye vardı. Geldiğimde kızlarım, oğlum ve kız kardeşimle o evde yaşamaya başladım.

6 senedir buradayım. Çalışıyorum. Her işi yaptım. Gece gündüz çalıştım. Buraya geldiğimde hiç param yoktu, dil bilmiyor, yol bilmiyordum. Perişan ve çaresiz haldeydik. Herkes bize kötü gözle bakıyor, dışlıyordu. Ama yardım eden iyi insanlar da vardı. Fırında çalışmaya başladım. Patronum sürekli bağırıyordu. O bağırdıkça ben ağlamaya başlıyordum çünkü korkuyordum. Bana kovayı getir, tepsiyi getir derdi anlamıyordum. Kova, tepsi nedir bilmiyordum çünkü. Ben anlamayınca bağırıyordu. O bağırınca ağlıyordum. Niye ağlıyorsun diye tekrar bağırıyordu. Ağlıyordum çünkü 4 ay askerler hep bağırıp, dövdü, korkuyordum. Durumumu anlattım. Daha az bağırmaya başladı ama o işten ayrıldım çünkü çok yorucuydu. Başka bir iş buldum. Kastamonuluydu sahibi. Çok zulüm ediyordu. İşten çıkacaktım tehdit ediyordu. Tehdit ettiği için işten çıkmaya korkuyordum.

Allaha çok dua ettim “zulümden kaçtım zulme mi düştüm” diye. Sonra başka bir iş buldum ve bir gün cesaretimi toplayıp ne olursa olsun diyerek işe gitmedim. Evimi değiştirdim. Kurtuldum o işyerinden.

Bulduğum o işyerinde çalışırken o kadar yoruluyordum ki bir gün işten çıkınca başım döndü, yere düştüm, başımı kaldırıma çarptım. O sırada ayağımın üzerinden araba geçti. Ayağım kırıldı, uzun süre işe gidemedim. Böylece işsiz kaldım. 1 yıldır çok zorluk yaşıyoruz ama Allah’a şükür ki özgürüz. Oğlum iş bulursa geçiniyoruz. Burada da aç kaldık, susuz kaldık, üşüdük ama kızlarım, oğullarım bomba altında değildi ona şükrediyordum.

Türkçeyi öğrenmek için uğraştım. Çabaladım. Ve artık konuşabiliyorum. Bir umre firmasında tercümanlık yapmaya başlamıştım her şey güzel gidiyordu ki pandemi dolayısıyla iş yeri kapandı ve işsiz kaldım.

Pandemi döneminde aklıma tutuklu kızlar geldi. Onlara ulaşmalıyım dedim. Kız kardeşim aracılığıyla onları buldum. Kendi aramızda buluşup dertleşirdik. Sohbet ederdik. Sonra içeride ki kızların sesini duyuralım dedik.

Gittiğimiz tüm vakıf ve dernekler, büyük kuruluşlar bizi kapıdan almadı. Yardım istiyoruz sanıyorlardı, oysa bizim derdimiz içeride ki kadınların yaşadıklarını, bildiklerimizi anlatmak, gönüllü olduğumuzu, çalışma yapmak istediğimizi söylemeye çalışmaktı. “Yardım veremeyiz size” deyip dinlemeden herkes birbirine gönderiyordu. Bir gün bir abinin yardım dağıttığını duyunca gittim. Amacım yardım almak değil sesimizi duyurmaktı. Yardım dağıtan kişilere durumumuzu anlattım. Bize destek oldular. Görüşmeler devam etti. Uzun süre mücadele ettik. Bir çatımız, bir derneğimiz olsun dedik. Burayı kurduk. Burası tutuklu kadınların toplandığı bir yer oldu. İçeride ki kardeşlerimizin sesini duyurmayı hedefliyoruz. Bir yandan da yardım kolileri, sağlık, eğitim gibi işlerini hallediyoruz.

Burası kadınları yetiştiren, geliştiren bir merkez olacak. Büyük düşünüyoruz. Burada gönüllüyüm en azından içim rahat bir şekilde kafamı yastığa koyuyorum. Çünkü içeriden çıktıktan sonra bana ne demedim. Sesleri olmak için çabaladım. Çabalıyoruz hala. Bir gün hepsi özgür kalacak inanıyoruz. İçerde hala binlerce kız var. Bizim kaldığımız 3 metrelik hücrede 40 kız vardı. 5 katlı bir yerdi. Bunun gibi birçok merkez var. Hepsi dolu. Onlar kız kardeşimiz. Hepsi özgür kalsın istiyoruz.

Benim bir suçum yoktu. Tutuklandım. Çok acı çektim, buraya geldikten sonra acılar devam etti. Bitmedi. Çocuklarım normalleşemedi. Hala korkuyla yaşıyorlar. Biraz geç kalsam dönmeyeceğimi düşünüyorlar. Ama artık kendimi geliştirdim. Şimdi her işimi yapabiliyorum. Türkçe biliyorum ama kolay olmadı. Ben başardım peki ya içeride kalanlar ne yapıyorlar. Bunu nasıl unutabilirim. Nasıl görmezden gelebilirim.

Her zaman Allah’a güvendim. Allah çok büyük, yardım etti. İnsanlar benden vazgeçti ama Allah elimi bırakmadı ve benden vazgeçmedi.

MELEK

45 yaşında 3 oğlumun annesiyim. Eşim şehit oldu. İkinci evliliğimi yaptım. Şam Kabun’da Spor ve Fizik Tedavi Merkezim vardı. Büyük oğlum asker olarak vatani görevini yerine getiriyordu. Ortanca oğlum Lise öğrencisiydi, küçük oğlum 11 yaşındaydı. 2011 yılında savaş başlayınca merkezimde muhalif yaralıları kabul edip yardım ediyordum. Eşim, oğullarım ve kardeşimle gizli yapıyorduk. Büyük oğlumu 2012 yılında Rejim güçlerinin, muhalif sivillere ateş açın emrine uymadığı için tutukladılar. Yaralı tutuklandığını biliyoruz ama öldü mü, ölmedi mi? Bilmiyoruz. Bir taraftan oğlumu bulmaya, hakkında bilgi almaya çalışırken diğer taraftan yaralılara yardım etmeye devam ediyorduk.

Olaylar şiddetlendi. Yaralı sayıları arttı ve artık çoğu yaralı gelemeyecek şekilde ağır yara alıyordu. Yaralılar gelemeyince ben onlara gider yardım ederdim çünkü savaş öncesi de Suriye Kızılay’ın da gönüllü çalışmalara katılıyordum. Bir bomba patlaması sonucu yaralandım. Hastanede tedavi olurken beni tutukladılar.

12 gün sorguda kaldım, tutuklanmadan serbest kaldım. Yaralı olmama rağmen çok işkence yaptılar. Aldığım yara sonucu hastanede nefes almam için cihaz takmışlardı, o şekilde gözaltına alınmıştım. Ama durumum hiç umurlarında değildi. İşkenceleri hiç hafiflemedi.

Özellikle Psikolojik şiddet fazlasıyla uygulanıyordu. Hakaretlerle sözlü tacizlere maruz kalıyorduk. Erkeklere gözümüzün önünde işkence ediyorlardı. Ölülerin olduğu yerde bekletildim. İnsanlar üst üste yığılmıştı. Bulunduğum odada küçük bir cam vardı. Bir kamyona onlarca ceset taşındığını görebiliyordum. Ölülerle geçen bu günleri unutmam mümkün değil.

Araya ileri gelenler girdi. “Suçu yok, yaralılara gönüllü olarak yardım ediyordu” dediler ve bu şekilde çıkarıldım. Büyük oğlum hala tutukluydu ki ortanca oğlumu da tutukladılar. Okuldan aldılar onu. Çocuktu henüz, liseye gidiyordu. İki oğlumdan bir daha hiç haber alamadım. Hala ortada yoklar.

Artık korkacak bir şeyim kalmamıştı, insani yardım çalışmalarıma devam ettim. Yaralılara yardımcı oluyordum. Bizim bulunduğumuz Kabuni bölgesini kapattılar. Kabuni de sıkıştık kaldık. 1 sene giriş çıkış olmadı. Yemek, su, erzak, elektrik, gaz kesikti. Hiç yardım gelmiyordu. Gece gündüz sürekli bombalanıyordu. Eşim sara hastasıydı. Düşen bomba sonucu yara alınca ve götürecek bir yer olmayınca iyileşemedi. Aldığı yaraya 15 gün dayanabildi ve şehit oldu. 2 oğlumdan haber alamıyorum, eşim şehit olmuştu. 11 yaşında ki en küçük oğlumla kapatılmış bir bölgede çaresiz kalmıştım.

2014 de yolumuzu açtılar, merkeze gidip gelebiliyor, gıda, ilaç gibi temel ihtiyaçları bulabiliyordum. Merkeze gidince sadece kendi ihtiyaçlarımı değil yaralılara da yardım getiriyordum. Bu yardımlaşmam fark edilince “muhaliflere yardım ediyor” şeklinde rapor yazıldı. Bu sefer beni ve kız kardeşimi tutukladılar. Şam da ki istihbarat binasına götürdüler. Beni ayrı kız kardeşimi ayrı bir hücreye koydular. Sorguya aldılar. Anadan doğma soydular. Rencide edecek şekilde arandık.

Kız kardeşim para istiyorsanız ailemi aramama izin verirseniz ailem getirir demiş. İzin vermişler, ailemizi aramış, ailemiz parayı getirdi ama parayı alıp bizi bırakmadılar. Tecavüz etmekle tehdit ettiler. Ben kendimden çok kız kardeşimi düşünüyordum. Orada erkeklere yapılan eziyeti görünce, seslerini duyunca aklıma oğullarım geliyordu. İkisi de küçüktü. Ana kuzusuydu.

Ellerimi kapattılar. Gözlerimi bağladılar. Arabanın arkasında ki bagaja koydular. Beni başka şubeye götürdüler. Neredeydik bilmiyordum.

Mezze diye başka bir istihbaratta olduğumu öğrendim. Askeri bölgedeydik. İki kat yerin altına indik. Hücre vardı. Karışık birçok insan vardı. Kadın, çocuk, erkek, cami imamı, yaşlı, genç. Beni başka odaya aldılar, üzerimi aradılar. Fotoğraf çekerek başka bir yer altı hücresine götürdüler. 2 metreye 1 metre. Karanlıktı. Işık yoktu. Soğuk ve havasızdı. Korkuyordum. Çünkü tek başımaydım. En önemlisi de ne olacağını bilmiyordum.

Gece bitiminde sabah gelip sorguya aldılar. Ne biliyorsan anlat dediler ama hiçbir şey bilmiyordum. Saçımızı çekerek, döverek, hakaret ederek işkence ediyorlardı. Ben sadece yaralılara yardım etmiştim. İnsani yardım da bulunmuştum. İnsanlık vazifemi yerine getirmiştim ve başka hiçbir şey yapmamıştım. Bu şekilde cevap verdikçe dövüyorlar, türlü işkencelere maruz bırakıyorlardı.

10 gün böyle devam etti. En çok elimizin üstüne, sırtımıza ıslak sopayla vurduklarında acı çekiyorduk. Çok sert vururlardı. 11. Günde tekrar yerimi değiştirip başka hücreye götürdüler. 11 gün boyunca sadece karanlıkta eli gözü bağlı, sürekli yerimi değiştirip, işkence ettiler. Ben yaralılara yardım ediyordum diye “yaralıları nerede tuttuğumuzu öğrenmek istiyorlardı ama yerlerini söylersem acımadan bombalayacaklardı biliyordum. O yüzden söylemedim. 4 ay boyunca 22 kişi 3 metrelik yerde kaldık. Yemek, su, üstümüzü örtecek örtü yoktu. Hepimiz üşüyorduk. Hastaydık. Bunlara itiraz edip, bağırıp, kavga edince tek kişilik hücreye kapattılar. Tek kişilik hücrede 20 gün geçirdim. Korkmuyordum ve sürekli hakkımı savunuyordum.

Şubelerin adları vardı Filistin, Hatip, Hareste gibi. Namaz kılıp, dua ediyordum, bağırıyordum. Allah’ın varlığı ile dayanabiliyordum.

Takas yoluyla değişim şeklinde kurtuldum. Etkili bir isim ve 10 Milyon para verilince karşılığında ben çıkarılmıştım. Çıktıktan sonra Kabuni’de 3 yıl daha kaldım. Oğullarım hala kayıptı. Bende yaralılara yine yardıma koşturuyordum.

Hücrede en çok etkilendiğim şey iki numaralı oğlum hücre kapısına ismini yazmıştı, o hücre kapısında onun ismini gördüm. Meğer o da kaldığım hücrede kalmış. Onun ismini gördükten sonra sanki oğlumun kokusu sindi hücreye. Saçları yerine hücre kapısında ki ismini okşuyordum.

3 yıl yokluk içinde Kabuni de yaşadık. Bu bölgede sıkışan muhalifleri 2017 yılında Özgür Suriye Ordusu bir anlaşma yaparak İdlib’ e çıkardı. 15 gün İdlib’de kaldım ve oradan Türkiye’ye geldim.

Hala 2 çocuğumdan haber alamadım, neredeler bilmiyorum. Çocuklarımın yaşadığına ve bir gün geleceklerine inanıyorum. Umudumu koruyorum. Ana kuzularımdan ölü ya da diri hiç haber alamamak en zor olanı. Oğlum 15 yaşında tutuklandı şimdi 24 yaşında ama yok. Büyüdüğünü göremedim. Büyüdü mü onu da bilmiyorum. İçeride ki kardeşlerimizin sesini duyurmak tek amacımız. Umarım bir gün dünya bizi görür ve sesimizi duyar.


RÖPORTAJ / Aynur KARABULUT

Ocak 2021

www.fikrinisoyle.net'in ürettiği yazılı ve görsel içerik, yazılı izin alınmadan kullanılamaz.

943 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör