BİR ŞAMPİYONLUKTAN FAZLASI

Tekerlekli Sandalye Basketbol Milli Takım Kaptanı Naciye ÇAKIR, 23 yıllık mücadelesini, kadın sporcuların görünürlük arayışını ve şampiyonluğun ardındaki hikâyeyi anlatıyor.

Bir başarı hikâyesini yalnızca kazanılan madalyalarla anlatmak mümkün mü? Ya o madalyaların ardında yıllara yayılan bir mücadele, gecenin bir yarısı eve dönüp sabah yeniden işe gitmek, anneliğin sorumlulukları, ameliyatlar ve hayata yeniden tutunma çabası varsa…
Naciye Çakır, 23 yıldır tekerlekli sandalye basketbolunun içinde. Kadınlar liginin bulunmadığı, sporcuların takım bulmakta zorlandığı, maddi imkânsızlıkların ve destek eksikliğinin mücadeleyi daha da ağırlaştırdığı bir alanda yıllardır var olmaya çalışıyor. Üstelik yalnızca kendi sınırlarını aşmak için değil, kendisinden sonra gelecek kadın sporculara da bir yol açmak için…
Çalışma hayatı, annelik, geçirdiği ameliyatlar ve meme kanseri süreci onu zaman zaman sahalardan uzaklaştırsa da Naciye Çakır her defasında yeniden döndü. Bugün Tekerlekli Sandalye Basketbol Milli Takımı’nın kaptanı olarak yaşadığı şampiyonluğun sevincini taşıyor. Ancak onun anlatmak istediği, kazanılan kupanın çok ötesinde: Görülmek, duyulmak, eşit imkânlara sahip olmak ve her engelli çocuğun sporla tanışabileceği bir ülkenin mümkün olması…
Naciye Çakır ile 23 yıla yayılan mücadelesini, şampiyonluğun kendisinde bıraktığı duyguları ve kadın sporcuların aşmayı beklediği engelleri konuştuk.

Sizi tanıyabilir miyiz? Kendinizden, hayatınızdan ve yaptığınız çalışmalardan kısaca bahseder misiniz?
Ben Naciye Çakır. Tekerlekli Sandalye Basketbol Milli Takımı oyuncusuyum, aynı zamanda takımın kaptanıyım. Beden eğitimi öğretmeniyim ve Muğla’nın Ortaca ilçesinde yaşıyorum. Evliyim, iki kızım var; 9 ve 12 yaşındalar. Yaklaşık 23 yıldır bu sporu yapıyorum. Farklı takımlarda oynadım. En son Samsun Bedensel Engelliler Spor Kulübü’nde forma giydim.
Bugün elde ettiğiniz başarıyı düşündüğünüzde neler hissediyorsunuz? Bu başarının sizin için anlamı nedir?
Bu başarının tarifi yok. Çok mutlu olduk tabii ki, kendimizle gurur duyduk. Ülkemizi temsil etmek; yurt dışında İsrail’i, İrlanda’yı ve Avrupa karmasını namağlup yenerek şampiyon olmak çok gurur verici. Hem kendimiz hem ülkemiz adına, bir takım olarak bu başarıyı elde etmek büyük mutluluk. Haklı olarak sevinçliyiz, gururluyuz, mutluyuz.

Bu spora nasıl başladınız? İlmek ilmek dokuduğunuz bu başarı hikâyesinin yolculuğunu anlatır mısınız?
Bu spora Samsun’da başladım. O dönem Milli Takım hocamız olan Kamuran Özdemir’le karşılaştık. Bana, “Spor yapmak ister misin?” diye sordu. Benim de içimde hep spora karşı bir merak ve ilgi vardı. Önce çekimser yaklaştım, sonra kabul ettim. İdmanlarına katıldım ve çok sevdim. Bu sporun içinde olmak istedim.
O zamanlar Türkiye’de kadınlar ligi yoktu; hâlâ da yok. Benim başladığım dönemde kadın sporcular erkek takımlarında oynayabiliyordu. Ben de o şekilde başladım. Erkeklerin içinde oynamak bedenen ve ruhen zordu. Ama önemli olan zoru başarmaktı. Bunu başardığımı düşünüyorum; benim gibi birçok kadın sporcu arkadaşım da başardı. Bu sporu severek yaptığımız için zorlukların üstesinden geldik.
Başladıktan birkaç ay sonra Milli Takım seçmeleri oldu. Seçmelere katıldım ve Milli Takım’a seçildim. Daha sonra takım kaptanlığına kadar geldim. Birçok turnuvaya katıldık, farklı ülkelere gittik ve güzel karşılaşmalar yaptık. Türkiye’de de liglerimiz devam ediyordu. Doğusundan batısına birçok şehre gidip maçlar yaptık. Spor sayesinde Türkiye’nin pek çok yerinden arkadaşlar edindim, yurt içinde ve yurt dışında birçok yer gördüm.
Tekerlekli sandalye basketbolu bedenen gerçekten zor bir spor. Kurallar normal basketbolla aynı, potanın yüksekliği de aynı. Sandalyede oturarak oynadığımız için daha fazla güç ve çaba sarf ediyoruz. Aynı şutları atıyor, aynı mücadeleyi veriyoruz. Daha zor olmasına rağmen “Biz de bu sporda varız” dedik. Özellikle kadınlar olarak bunu göstermek istedik.

Bu yolculukta hangi zorluklarla karşılaştınız? Spor hayatınızı sürdürmek için nelerden fedakârlık ettiniz?
Kendi adıma birçok özveride bulundum. Spora başladığımda bir yerde çalışmıyordum. Sonra önce özel sektörde işe girdim. Hem çalışıp hem spor yapmak daha zor oldu. Bazen izin konusunda sıkıntılar yaşadım. Daha sonra KPSS ile memurluğa atandım.
Hafta içi akşamları idman yapıyordum. Eve genellikle gece 11-12 gibi geliyordum; yatıp sabah kalkıyor, tekrar işe gidiyordum. Hafta sonları maçlar ve deplasmanlar için başka şehirlere gidiyor, sonra yeniden işe dönüyordum. Sevdiğim için bu zorluklara katlandım.
Evlendim, çocuklarım oldu. Hamilelik ve doğum sürecinden kısa bir süre sonra yeniden spora döndüm. Bunların hepsi benim isteğimle oldu; bırakmak istemedim, devam ettim. Belimden ameliyat oldum, iyileşme sürecinin ardından yine spora döndüm. İki yıl önce meme kanseri geçirdim. Bu süreçten sonra kızlarımın isteğiyle de spora daha istekli geri döndüm.
Spor hayatımda kesintiler olsa da hep bir şekilde geri döndüm. İyi ki dönmüşüm diyorum. Yaşadığım zorlukları sporla bir şekilde aştım. Spora duyduğum sevginin bunda etkisi büyük. Eşimin, ailemin, ablalarımın ve kardeşlerimin desteğini de arkamda hissettim. Aile desteği çok önemli.

Hayata bakışım hep şu oldu: Yapabileceğimiz şeyler varken yerimizde durmamak, devam etmek ve çaba göstermek. Memurluğa atandıktan sonra İçişleri Bakanlığına bağlı Nüfus Müdürlüğünde çalıştım. Daha sonra Gençlik ve Spor’a geçmek istedim. Tekrar KPSS’ye girdim ve oraya atandım. Sporla ilgili olduğu için antrenörlük okumak istedim; sınavlara girip kazandım ve bitirdim. Öğretmen olmak için de yeniden sınava girdim. İki yıldır beden eğitimi ve spor öğretmeni olarak çalışıyorum.
Hayatım hep çabayla geçti. Bundan memnunum. Pes etmediğim, çabaladığım ve yılmadığım için; karşıma çıkan zorlukları aştığım için mutluyum. Şu anki hayatımdan da memnunum. Üstüne bir de böyle bir başarı gelince daha da mutlu oldum.

Sizce başarınız hak ettiği ilgiyi ve takdiri gördü mü?
Bir başarı elde ettik ama bu başarıyı bütün Türkiye duysun isterdik. Bizimle daha fazla gurur duyulmasını isterdik. Örneğin voleybol takımı şampiyon olduğunda hepimiz çok gurur duyduk. Ben kendi adıma, engelli olsun olmasın bütün sporcuların, takımların ve bireysel sporcuların başarısıyla gurur duyuyorum. Televizyondan, basından takip ediyoruz.
Biz de başarımızın herkes tarafından, özellikle bütün Türkiye tarafından duyulmasını isterdik. Maçlarımızın kanallarda canlı yayınlanmasını, başarıyı birlikte kutlamayı isterdik. Bizi arayıp tebrik edebilirlerdi. Bunlar bizim de doğal hakkımız. Başarı ve mutluluk paylaştıkça büyür, ben buna inanıyorum.
Ailelerimiz, arkadaşlarımız ve bizi takip edenler başarımızı paylaştı, sağ olsunlar. Fakat bu başarı neden daha geniş kitlelere ulaşmasın? Türkiye’nin ulusal spor kanalı TRT Spor’da maçlarımız yayınlanabilir, canlı verilebilirdi. Böylece daha fazla insana ulaşır, yaptığımız spor daha çok duyulur ve maddi manevi daha fazla destek görebilirdik.

Size göre başarının önündeki en büyük engeller neler? Bu engellerin aşılması için neler yapılmalı?
Başarılı olmamızın önündeki en büyük engellerden biri Türkiye’de kadın takımlarının olmaması. Bu spor yeterince bilinmiyor, duyulmuyor. Kendimize ait tekerlekli sandalyelerimiz yok, destek göremiyoruz, sponsor bulamıyoruz. Biz kadın Milli Takımı’yız ama bazılarımız oynayacak takım bulamıyor. Maddi imkânsızlıklar ve tekerlekli sandalyelerin maliyeti de büyük bir sorun. Takım olarak sık sık bir araya gelemiyoruz; daha fazla birlikte çalışmamız gerekiyor.
Kadınlar ligi olmadığı için erkek liginde, erkek takımlarında oynuyoruz. Her takımda kadın sporcu bulunmuyor; bazı takımlar kadın sporcu almak istemiyor. Şu anda yaşadığım Muğla’da kadın takımını bırakın, erkek takımı bile yok. Samsun’da vardı. Türkiye’nin bütün illerinde takım olmadığı için bu sporu sürdürmekte zorlanıyoruz. Bu, tek başına yapılabilecek bireysel bir spor değil; takım gerekiyor.

Benim hayalim Muğla’da bir takım kurmak. Ortaca’da yaşıyorum ve burada bir takım kurulmasını çok isterim. Ancak bunun maliyeti yüksek. Sponsor ve destek bulmak gerekiyor. Engelli çocukların ve gençlerin spora başlamasını çok istiyorum. Onların da spor yapmaya hakları olduğunu bilmeleri gerekiyor. Ben başladığımda engellilerin spor yaptığını bile bilmiyordum. Hocam sayesinde öğrendim, bu sporla tanıştım. İyi ki onunla karşılaşmışım.
Karşılaştığım çocuklara, gençlere ve engelli bireylere sık sık spor yapıp yapmadıklarını soruyorum; onları benim yaptığım spora davet ediyorum. Fakat imkânı tek başıma sağlayamıyorum. Bir takımın olması, o takımın kişiyi davet edip spora yönlendirmesi gerekiyor. Bu da maddi ve manevi destek olmadan çok zor.

Kamu kurumlarından, yerel yönetimlerden, sivil toplum kuruluşlarından ve toplumdan beklentileriniz nelerdir?
Beklentimiz öncelikle bu sporun daha çok duyurulması. Elde ettiğimiz başarının ulusal basında ve daha fazla mecrada yer alması, diğer engelli bireylerin de bu sporu yapabileceğinin gösterilmesi önemli. Çocukların ve gençlerin dikkatini çekmek, onlara bu imkânı anlatmak gerekiyor.
Ben başladığımda bu sporun yapıldığını bile bilmiyordum. O zaman televizyon kanallarında bu spordan hiç söz edilmiyordu. Şimdi biraz bahsediliyor ama ne kadar çok gösterilirse ne kadar çok duyurulursa o kadar iyi. Yerel yönetimlerin desteği de bu açıdan çok önemli. Böylece daha geniş kitlelere ulaşılabilir.
Türkiye’nin dört bir yanındaki, her coğrafi bölgedeki insanların bu sporu yapabileceğini çocukların ve gençlerin bilmesi gerekiyor. Her şehirde takım yok. Küçük bir şehirde yaşayan engelli bir çocuğun ya da gencin bu sporu yapabilmek için şehir değiştirmesi çok zor. Bu nedenle insanları spora yönlendirecek uygulamalara ihtiyaç var. Engelli bireyleri yalnızca bu spora değil, farklı spor dallarına da yönlendirmek ve onlara ulaşmak çok önemli.

Son olarak, bu röportajı okuyanlara ve sizinle aynı yolda yürümeye çalışan insanlara ne söylemek istersiniz?
Herkesin spor yapmaya hakkı olduğunu düşünüyorum; engelli olsun olmasın. Bu imkânların herkese eşit şekilde sunulmasını istiyorum. İnsanların sporla neler yapabileceği, hangi spor dalının kendilerine uygun olduğu konusunda daha çok bilgilendirilmesi gerekiyor. Millî Eğitim Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı gibi kurumlar çocuklara ve gençlere ulaşırsa çok daha fazla şey başarabileceğimizi düşünüyorum.
Bunları okuyan herkese söylüyorum: Spor hayatımızda olmalı. Sporun bizi birçok yönden güçlendirdiğine inanıyorum. Herkesi spor yapmaya davet ediyorum.

Bağımsız Gazeteci
Aynur KARABULUT
Ekim 2026



Yorumlar