SURİYE’DE HAYAT YENİDEN KURULURKEN!

Şam’dan Halep’e, geri dönüşten üretime…

Suriye’yi yıllardır çoğunlukla savaşın yıkıntıları, göç hikayeleri ve siyasi tartışmalar üzerinden konuşuyoruz. Oysa savaşın ardından geride kalan yalnızca yıkılmış binalar değil; yeniden kurulmayı bekleyen hayatlar, işini ayağa kaldırmaya çalışan insanlar, eğitimine devam etmek isteyen çocuklar, üretime dönmek isteyen gençler ve geleceğini yeniden kurmaya çalışan aileler var.
Abdullah Karaca, dış ticaret, uluslararası iş geliştirme ve sivil toplum alanlarında çalışan; Türkiye ile Suriye arasındaki ticari, ekonomik ve insani ilişkilerin gelişmesi için sahada bulunan bir iş insanı. Özellikle 8 Aralık 2024 sonrasında Suriye’ye yaptığı ziyaretler ve Sultaniye Turizm üzerinden yürüttüğü çalışmalar, ona ülkeyi yalnızca haberlerde değil, sokaklarında, çarşılarında, iş yerlerinde ve insan hikayelerinde gözlemleme imkanı sunuyor.
Bu söyleşide Suriye’ye yalnızca “yeniden imar edilmesi gereken bir ülke” olarak değil, yeniden hayat kurmaya çalışan insanların ülkesi olarak bakıyoruz. Şam’dan Halep’e, Humus ’tan Hama ve İdlib’e uzanan farklı gerçeklikleri; geri dönüş meselesini, Türkiye’nin rolünü, yatırım ve ticaret imkanlarını, turizmi ve savaşın gündelik hayat üzerindeki izlerini konuşuyoruz.
Karaca’nın sözleriyle asıl mesele, yalnızca binaları yeniden yapmak değil; insanların kendi hayatlarını yeniden kurabilecekleri şartları oluşturmak. Bir evin yeniden yapılması kadar, o evde yaşayacak ailenin geçimini sağlayabilmesi; bir okulun açılması kadar, çocukların geleceğe güvenle bakabilmesi önemli.
Belki de bu söyleşinin en önemli sorusu burada ortaya çıkıyor:
Savaşın ardından bir ülke nasıl yeniden ayağa kalkar ve o ülkenin geleceğini kimler kurar?
Abdullah Karaca ile Suriye’nin bugünü, yeniden yapılanma süreci, Türkiye-Suriye ilişkileri ve sahadaki gerçekler üzerine konuştuk.

Sizi tanıyabilir miyiz?
Abdullah KARACA. Bir iş insanıyım; işletme alanında yüksek lisans yaptım. Uzun yıllardır dış ticaret, uluslararası iş geliştirme ve sivil toplum çalışmalarının içerisinde bulunuyorum. Micro Group International ve Sultaniye Group bünyesindeki çalışmalarımızla, özellikle Türkiye ile Suriye arasında ticari, ekonomik ve insani ilişkilerin gelişmesine katkı sunmaya çalışıyorum.
Suriye benim için aynı zamanda ortak tarihimizin, kültürümüzün ve komşuluk sorumluluğumuzun önemli bir parçası. Bu nedenle çalışmalarımda iş dünyasıyla toplumsal faydayı birlikte düşünmeye gayret ediyorum. Bir ticari girişimin istihdam oluşturması, bir mesleki iş birliğinin gençlere kapı açması, bir ziyaretin iki toplum arasında güveni artırması benim için değerli.
Kendimi iki ülke arasında bağlantılar kuran ve bu bağlantıları somut iş birliklerine dönüştürmek için çalışan bir saha insanı olarak tarif edebilirim.
Suriye’ye ilk gittiğiniz dönem ile bugün arasında, sahada gördüğünüz en büyük değişim ne oldu? Suriye size bugün nasıl görünüyor?
8 Aralık 2024 sonrasındaki yeni dönemde, Türk Hava Yolları’nın Şam seferlerinin başlamasıyla Suriye’ye gidenlerden biri oldum. İlk ziyaretlerimde benim açımdan en dikkat çekici husus, uzun bir belirsizlik döneminden çıkan ülkeyi ve insanların gelecek beklentilerini anlamaya çalışmaktı.
O dönemle bugün arasındaki farkı, konuşulan meselelerin giderek somutlaşması üzerinden değerlendiriyorum. Geleceğe ilişkin umutların yanında artık üretim, iş, yatırım, eğitim ve günlük hayatın nasıl düzenleneceği soruları öne çıkıyor. Ancak umutla imkan arasında hala ciddi bir mesafe var. Bir işletmenin yeniden faaliyete geçmesi için yalnızca istek yetmiyor; elektrik, finansman, çalışan, malzeme ve ulaşım gerekiyor.
Bugünkü Suriye’yi, ağır kayıpların ardından yeniden ayağa kalkmaya çalışan bir ülke olarak görüyorum. Büyük bir potansiyeli var; fakat bu potansiyelin insanların hayatına yansıması sabır, güven ve iyi bir organizasyon gerektiriyor.
Türkiye’den Suriye’ye bakan biriyle, Suriye’nin içinde yaşayan ve çalışan birinin gördüğü Suriye arasında nasıl bir fark var?
Türkiye’den bakıldığında Suriye çoğunlukla haberler, savaş görüntüleri, göç ve siyasi tartışmalar üzerinden değerlendiriliyor. Bunların gerçek hayatta karşılığı var; ancak ülkenin tamamını anlatmaya yetmiyor.
Sahaya girdiğinizde gündelik hayatın ayrıntılarıyla karşılaşıyorsunuz. Dükkanını açmaya çalışan esnafı, çocuğunun eğitimini düşünen aileyi, üretime dönmek isteyen sanayiciyi, mesleğini yapmak isteyen genci görüyorsunuz. Böylece soyut bir ülke gündemi, insanların somut ihtiyaçlarına dönüşüyor.
İş dünyasında da benzer bir fark var. Dışarıdan bakınca büyük ihtiyaçlar büyük fırsatlar gibi görünebilir. İçeride çalışınca o ihtiyacın hangi bütçeyle, hangi kurumla, hangi takvimle karşılanabileceğini araştırmanız gerekiyor. Sahada olmak hem insanların gücünü hem de önlerindeki engelleri daha iyi anlamayı sağlıyor.

Şam, Halep, Humus, Hama, İdlib gibi farklı bölgelerde bulunuyorsunuz. Her bölgenin savaştan çıkış biçimi ve bugün yaşadığı sorunlar birbirinden nasıl ayrılıyor?
Öncelikle şunu söylemek gerekir: Aynı şehrin farklı mahalleleri arasında bile büyük farklar olabiliyor. Dolayısıyla bir şehir için tek bir görüntü üzerinden hüküm vermek doğru olmaz.
Şam’ı değerlendirirken başkent olmasını, kamu kurumlarını, ticari hayatını ve tarihî kimliğini birlikte düşünmek gerekiyor. Şam merkezinde gördüğünüz hayatla çevresindeki ağır hasarlı yerleşimlerde karşılaştığınız tablo aynı olmayabiliyor.
Halep’te sanayi, ticaret ve zanaatkarlık birikimi önemli. Bu nedenle toparlanmayı konuşurken işletmelerin, atölyelerin ve üretim bağlantılarının yeniden işler hale gelmesine odaklanıyorum. Humus’ta konutların, mahalle hayatının ve ulaşım bağlantılarının birlikte ele alınması gerektiğini düşünüyorum.
Hama açısından şehircilik, tarım ve bunlarla bağlantılı üretim alanları birlikte değerlendirilmeli. İdlib ve çevresinde ise yerinden edilmenin etkileri, barınma ve temel hizmetlere erişim meseleleri özellikle önem taşıyor.
Bunları kapsamlı bir bölgesel araştırmanın sonucu olarak değil, çalışma önceliklerini anlatmak için söylüyorum. Her bölgede yerel yetkilileri, meslek kuruluşlarını ve halkı dinleyerek ayrı bir ihtiyaç haritası oluşturmak gerekir.
Suriye’de savaşın ardından yeniden bir hayat kuruluyor. Sahada insanların en temel beklentileri neler? İnsanlar sizce bugün en çok neye ihtiyaç duyuyor?
Bence insanların en temel beklentisi, hayatlarını yeniden öngörebilmek. Güvenli bir ev, düzenli bir gelir, çocukların gidebileceği bir okul, ulaşılabilir sağlık hizmeti ve çalışan temel altyapı bu beklentinin parçaları.
Bir aile açısından ülkenin geleceği, çok somut sorularla anlam kazanıyor: Çocuğum okuyabilecek mi? Hastalandığımızda tedavi olabilecek miyiz? Gelecek ay geçimimizi sağlayabilecek miyiz?
İnsani yardımların hayati önem taşıdığı alanlar var. Bunun yanında insanların kendi emeğiyle geçinebileceği şartları oluşturmak gerekiyor. İşini yeniden kurabilen bir esnaf veya mesleğine dönebilen bir çalışan, ailesinin geleceğini de kurmaya başlıyor.
Maddi ihtiyaçların yanında adalet, saygı ve aidiyet de önemli. İnsanlar kayıplarının anlaşılmasını ve gelecekte söz sahibi olmayı istiyor. Yeniden yapılanmanın merkezinde bu insan onuru bulunmalı.

Suriye’nin yeniden imarında Türkiye’nin rolünü nasıl görüyorsunuz? Türkiye’nin hangi alanlarda daha fazla katkı sunabileceğini düşünüyorsunuz?
Türkiye’nin coğrafi yakınlığı, üretim kapasitesi, mühendislik tecrübesi ve iki toplum arasındaki bağlar önemli bir iş birliği zemini oluşturuyor. Türkiye’de yaşayan Suriyelilerin edindiği mesleki ve ticari tecrübeler de bu zeminin bir parçası.
İnşaat ve altyapının yanında enerji, su yönetimi, tarım, mesleki eğitim, sağlık, lojistik ve belediyecilik alanlarında katkı sunulabileceğini düşünüyorum. Özellikle teknik bilgi aktarımı ve yerel insan kaynağının yetiştirilmesi, yapılan işlerin kalıcı olmasını sağlar. Benim tercih ettiğim yaklaşım, Suriyeli kurumların ve işletmelerin karar süreçlerine katıldığı, yerel istihdamın desteklendiği ortak projelerdir. Projenin sahibi olan insanların ihtiyaçlarını dinlemek gerekir.
Türkiye açısından da uzun vadeli değer burada: Güvenilir komşuluk ilişkileri, karşılıklı ticaret ve birlikte üretim. Başarılı bir iş birliğinin sonucunda her iki taraf da güçlenmeli.
Türk şirketlerinin Suriye’ye yönelik ilgisi son dönemde arttı. Sahada gerçekten karşılığı olan yatırım alanları hangileri?
Ben öncelikle günlük hayatın ve üretimin devamı için gerekli alanlara bakıyorum. Enerji çözümleri, elektrik altyapısı, su ve atık su sistemleri, yapıların onarımı, yapı malzemeleri, tarım ekipmanları, sulama, gıda işleme ve lojistik bu açıdan değerlendirilebilir.
Tekstil ve hazır giyim, makine bakım ve onarım hizmetleri, mesleki eğitim ve sağlıkla bağlantılı ürün ve hizmetler de araştırılmaya değer. Turizmde ise tarihî ve kültürel birikim önemli bir potansiyel oluşturuyor; bunun gelişmesi ulaşım, hizmet kalitesi ve ziyaret koşullarıyla birlikte ele alınmalı.
Ancak bir sektörün ihtiyaç duyuluyor olması, her projenin yatırım yapılabilir olduğu anlamına gelmez. Müşteri kim, ödeme kapasitesi ne, finansman nereden gelecek, izinler nasıl alınacak, işletme nasıl sürdürülecek? Bunları cevaplamadan yatırım kararı verilmemeli.
Benim yaklaşımım, belirli bir ihtiyacı karşılayan ve yönetilebilir ölçekte başlayan projelerden yana. İlk işin başarıyla tamamlanması, sonraki yatırımlar için en güçlü referanstır.

Suriye’de iş yapmak isteyen Türk firmalarının dışarıdan gördüğüyle sahada karşılaştığı gerçeklik arasında ne gibi farklar var?
Dışarıdan en kolay görülen şey ihtiyaçların büyüklüğü. Sahada ise o ihtiyacın ticari bir projeye dönüşebilmesi için gereken şartlarla karşılaşıyorsunuz.
Bir ürüne ihtiyaç duyulabilir; fakat alıcının finansmanı hazır olmayabilir. Bir tesis kurulmak istenebilir; ancak enerji, ulaşım veya işletme sermayesi konusu çözülmemiş olabilir. Tanıştığınız kişinin ilgili kurum adına hangi yetkiye sahip olduğunu da doğrulamanız gerekir.
Bu yüzden firmalara önce dinlemelerini, sonra teklif vermelerini öneriyorum. Yerel ortak incelemesi, açık sözleşmeler, ödeme planı, teslim şartları ve satış sonrası hizmet baştan düşünülmeli. Güncel hukuki ve ticari şartlar da her işlem özelinde kontrol edilmeli.
Suriye’de güçlü ilişkiler önemli; bu ilişkilerin kurumsal bir çalışma düzenine dönüşmesi daha da önemli. Bizim katkı sunmaya çalıştığımız alanlardan biri, doğru muhataplarla firmaları buluşturmak ve görüşmelerin uygulanabilir bir iş planına dönüşmesine yardımcı olmak.
Sultaniye Turizm üzerinden yürüttüğünüz çalışmalar size Suriye toplumunu ve günlük hayatı yakından gözlemleme imkanı veriyor. Suriye’yi ziyaret etmek isteyen insanlara nasıl bir Suriye anlatırsınız?
Tarihî derinliği, misafirperverliği ve günlük hayatıyla tanınmayı hak eden bir Suriye anlatırım. Şam’ın sokakları, Emeviye Camii, çarşı kültürü, Halep’in ticaret ve mutfak birikimi insanın zihninde güçlü izler bırakıyor.
Bir ülkeyi tanımak için insanlarıyla konuşmak çok değerli. Esnafın işini, ailelerin hayatını, gençlerin beklentilerini dinlediğinizde daha kapsamlı bir Suriye görüyorsunuz.
Bununla birlikte ziyaret programlarını mevcut şartlara göre hazırlamak gerekiyor. Güzergah, giriş koşulları, ulaşım, konaklama ve güvenlik değerlendirmesi güncel bilgilerle planlanmalı. Bir bölgedeki deneyim bütün ülkeye genellenmemeli.
Sultaniye Turizm üzerinden hedefimiz, ziyaretçilerin ülkeyi anlamasına katkı sunan programlar oluşturmak. Kültür ziyaretleri, iş görüşmeleri ve sektör buluşmaları doğru hazırlandığında iki toplum arasında kalıcı ilişkiler kurulabiliyor.
Suriye’de savaşın izleri hala çok güçlü. Yıkılmış şehirler, boşalmış mahalleler ve geri dönmeye çalışan insanlar size neler düşündürüyor?
Yıkılmış bir binaya baktığımda orada yaşanmış hayatları düşünüyorum. O evde büyüyen çocukları, kurulan sofraları, yapılan gelecek planlarını… Bir mahallenin kaybı, insanların birbirleriyle kurduğu hayatın da dağılması demek. Bu nedenle yeniden imar çalışmalarının insani boyutunu sürekli hatırlamak gerekiyor. Yapıları onarırken ailelerin mahallelerine dönebilmesini, çocukların eğitimini, geçim imkanlarını ve toplumsal ilişkileri de düşünmeliyiz.
Benim açımdan bu görüntüler bir sorumluluk duygusu oluşturuyor. İş dünyasında sahip olduğumuz tecrübeyi ve ilişkileri insanların hayatını kolaylaştıracak işlere nasıl dönüştürebiliriz, diye soruyorum.
Acıyı anlatmak önemli; fakat katkımızın somutlaşması gerekiyor. Bir iş yerinin açılması, bir okulun işler hale gelmesi veya bir ailenin gelir elde etmesi, toparlanmanın gerçek karşılığıdır.

Suriye toplumunda özellikle gençlerin geleceğe bakışını nasıl gözlemliyorsunuz? Gençler ülkelerinin yeniden yapılanmasında nasıl bir rol üstlenebilir?
Gençlerde bir yandan savaşın ve uzun yıllar süren belirsizliğin etkilerini, diğer yandan kendi geleceklerini kurma isteğini görüyorum. Eğitimine devam etmek, bir meslek edinmek, çalışmak veya kendi işini kurmak isteyen çok sayıda genç var.
Bu nedenle gençleri yalnızca savaşın sonuçlarından etkilenen bir kesim olarak değil, Suriye’nin yeniden yapılanmasının önemli aktörlerinden biri olarak görmek gerekiyor. Mesleki eğitim, girişimcilik ve istihdam imkanlarının geliştirilmesi burada özellikle önemli.
Türkiye’de eğitim almış, çalışmış veya mesleki deneyim kazanmış Suriyeli gençlerin de iki ülke arasında önemli bir köprü oluşturabileceğini düşünüyorum. Dil bilen, farklı çalışma kültürlerini tanıyan ve iki toplumla ilişki kurabilen gençler; ticaretten turizme, sanayiden hizmet sektörüne kadar birçok alanda katkı sağlayabilir.
Suriye’nin geleceğinin sürdürülebilir olması için gençlerin yalnızca iş bulması değil, kendi ülkelerinin geleceğinde söz sahibi olduklarını hissetmeleri de gerekiyor.
Suriye’den Türkiye’ye, Türkiye’den Suriye’ye gidip gelen insanların hikayelerinde son yıllarda nasıl bir değişim gözlemliyorsunuz?
Geçmiş yıllardaki hareketliliğin önemli bir bölümünü güvenlik arayışı ve zorunlu ayrılıklar belirledi. Yeni dönemde aile bağlarını yeniden kurmak, evinin durumunu görmek, işini araştırmak veya geleceğini değerlendirmek için yapılan yolculuklar da önem kazanıyor.
Ancak her insanın hikayesi farklı. Türkiye’de çocukları eğitim gören, iş kurmuş veya tedavi süreci devam eden aileler var. Suriye’de yakınları bulunan ve dönmek isteyen insanlar da var. Bu kararların her birinin kendine özgü şartları bulunuyor. Ben iki ülke arasında oluşmuş dil, meslek ve ticaret tecrübesini değerli buluyorum. Türkiye’de deneyim kazanmış Suriyeliler, uygun şartlarda iki ülkenin işletmeleri arasında bağlantılar kurabilir. Önemli olan insanların hikayelerini tek bir kalıba yerleştirmemek. Aile bütünlüğünü, haklarını ve geçim imkanlarını birlikte düşünmek gerekir.
Suriye’ye geri dönüş meselesi konusunda sahada gördüğünüz tablo nedir? İnsanların geri dönmesinin önündeki en önemli engeller sizce neler?
Geri dönüşü değerlendirirken insanların memleket özlemiyle hayatlarını sürdürebilme imkanlarını birlikte düşünmek gerektiğine inanıyorum. Bir insan dönmek isteyebilir; fakat yaşayacağı ev, çalışacağı iş ve çocuklarının eğitimi konusunda cevap arar.
Konutların durumu, gelir elde etme imkanı, temel hizmetlere erişim, güvenlik ve belge işlemleri önemli başlıklar. Aynı zamanda ailelerin bütün fertleri için uygun şartların oluşması gerekiyor.
Bu nedenle geri dönüşün gönüllü, güvenli ve insan onuruna uygun olması gerektiğini düşünüyorum. İnsanların kararlarını sağlıklı bilgiyle verebilmesi ve döndükten sonra hayatlarını sürdürebilmesi esas olmalı.
Bizim iş dünyası açısından katkı sunabileceğimiz alan, istihdamı ve üretimi desteklemek. Bir kişinin memleketinde çalışabilmesi, bir ailenin dönüş kararını sürdürülebilir hale getirebilir. Geri dönüşün başarısını insanların yeniden kurduğu hayatın kalitesiyle değerlendirmeliyiz.
Suriye’nin ekonomik olarak toparlanması yalnızca fabrikalar ve yatırımlarla mümkün değil. Eğitim, sağlık, kültür, turizm ve sosyal hayat açısından nasıl bir yeniden yapılanmaya ihtiyaç var?
Bütün bu alanların birbirine bağlı olduğunu düşünüyorum. Bir işletmenin çalışanı sağlıklı olmalı, çocuğu eğitim alabilmeli, ailesi temel hizmetlere ulaşabilmeli. Ekonomik toparlanmanın kalıcı olması, günlük hayatın da toparlanmasına bağlı.
Eğitimde kayıpların telafisi, öğretmenlerin desteklenmesi ve mesleki eğitimin güçlendirilmesi önemli. Gençlerin ülkenin yeniden yapılanmasında çalışabilecek beceriler kazanması gerekiyor.
Sağlıkta binalarla birlikte personel, ekipman, ilaç ve hizmet sürekliliği düşünülmeli. Savaşın ruhsal etkileri nedeniyle psikososyal desteğe de yer verilmeli.
Kültür, tarihî miras ve sosyal hayat ise insanların aidiyetini güçlendirir. Kütüphaneler, spor alanları, kültür faaliyetleri ve kamusal mekanlar da yeniden yapılanmanın parçasıdır. Turizm bu mirasın korunmasına ve yerel ekonomiye katkı sağlayabilir; gelişimi toplumun ihtiyaçlarıyla uyumlu olmalı.
Suriye’de önümüzdeki birkaç yılın belirleyici olacağını düşündüğünüz alanlar hangileri? Bugün atılacak hangi adımlar ülkenin geleceğini doğrudan etkileyebilir?
Bence önümüzdeki dönemde istihdam, eğitim, temel altyapı ve üretim kapasitesinin yeniden güçlendirilmesi belirleyici olacak. İnsanların günlük hayatlarında karşılığını görebilecekleri gelişmelere ihtiyaç var.
Özellikle gençlerin meslek edinmesi, işletmelerin yeniden üretime geçebilmesi ve yerel ekonominin kendi ayakları üzerinde durabilmesi önemli. Bunun yanında elektrik, su, ulaşım, sağlık ve eğitim gibi temel hizmetlerde sağlanacak ilerleme, insanların geleceğe ilişkin güvenini de doğrudan etkiler.
Burada hızlı sonuç alma isteğiyle uzun vadeli ihtiyaçlar arasında doğru bir denge kurulması gerektiğini düşünüyorum. Bugün yapılan bir yatırımın veya başlatılan bir projenin birkaç yıl sonra da çalışıyor olması önemli.
Suriye’nin yeniden yapılanmasının başarısı yalnızca yapılan yatırımların büyüklüğüyle değil, bu yatırımların insanların günlük hayatında ne kadar kalıcı bir karşılık oluşturduğuyla ölçülmeli.

Son olarak, Suriye’yi bugünkü haliyle değil, gelecekte görmek istediğiniz haliyle düşündüğünüzde nasıl bir ülke hayal ediyorsunuz? Ve bu geleceğin kurulmasında Türkiye’nin ve sizin gibi sahada çalışan insanların nasıl bir rolü olabilir?
Çocukların güvenle okula gittiği, insanların memleketinde çalışabildiği, farklı toplumsal kesimlerin haklarının korunduğu ve geleceğe güven duyduğu bir Suriye hayal ediyorum.
Şehirlerinin tarihî kimliğini koruyarak gelişmesini, tarımının ve sanayisinin yeniden güçlenmesini, gençlerinin bilgi ve emeğiyle ülkelerinin geleceğinde söz sahibi olmasını isterim. Bu geleceğin sahibi Suriyelilerdir. Bizim rolümüz onların önceliklerini dinleyerek katkı sunmak olmalı.
Türkiye; eğitim, üretim, ticaret, mühendislik ve kültürel ilişkiler yoluyla güçlü bir ortak olabilir. Sahada çalışan bizler de ihtiyaçları doğru anlamak, güvenilir bağlantılar kurmak ve bunları sonuç veren projelere dönüştürmek için sorumluluk alabiliriz.
Ben kendi payıma çalışmalarımın somut faydasına bakmak istiyorum: Kaç insanın iş bulmasına, kaç işletmenin üretime geçmesine, kaç kalıcı iş birliğinin kurulmasına katkı sunduk?
Dileğim, Türkiye ile Suriye arasındaki komşuluğun karşılıklı güven, barış ve refah üreten bir ilişki olarak güçlenmesi. Bunun için iyi niyeti disiplinli çalışmayla birleştirmemiz gerektiğine inanıyorum.
Aynur KARABULUT
Bağımsız Gazeteci
Ekim 2026



Yorumlar