Ara
  • Aynur Karabulut

BENCE ÇOK DOĞRU BİR ZAMANDAYIZ!...

Funda Ozan Akyol ile yaklaşık yirmi yıl önce bir kitap fuarında görevli iken fuar bitiminde servis beklerken tanışmıştık. Doğduğum, büyüdüğüm memleketimin bir köyüne kütüphane projesi ile ilgili konuşup tanışmış, sonrasında bu projeyi hayata geçirmiş ve dostluğumuz zaman içinde pekişmişti. Yıllarca çok çalışmasına, toplumu dert edinmesine, bu noktada iyileştirici, katkı sunacak projeler geliştirmesine gururla şahitlik ettim. Fundamın kitap yazacağını, yazdığını duyduğumda en az onun kadar heyecanlanmış ve merakla beklemiştim. Kitap baskıdan çıkınca sohbet tadında bu keyifli söyleşiyi gerçekleştirdik. Hem yeni çıkan kitabı hem de hayata bakış felsefesi üzerine keyifli bir söyleşi oldu bizim için. Ben söyleşirken çok keyif adlım umarım sizde aynı keyifle okursunuz…

Funda OZAN AKYOL KİMDİR

1976 yılında İstanbul’da doğdu. İlk, orta, lise ve üniversite eğitimini İstanbul’da tamamladı. Eğitim hayatını takiben sivil toplum alanına yöneldi. Gençlik, katılım, aile sorunları, mülteciler, medya vb. gibi konularda projeler hazırladı, yürütülmesinde rol aldı. Bu projeler kapsamında kamu spotlarının hazırlığında ve yayın içeriklerinin oluşturulmasında görev yaptı. Ulusal ve uluslararası karar alma mekanizmalarına katılım yöntemleri üzerinde çalışmalar gerçekleştirdi. Özel ilgi sahasında yer alan Sivil Toplum Birlikleri alanında ülkemizde farkındalık ve içerik geliştirilmesine yönelik faaliyetler yürüttü. Türkiye’nin farklı şehirlerine ve dünyanın çeşitli ülkelerine yaptığı seyahatlerde gençlik, teknoloji, medya ve değişim konularında gözlem yapma fırsatı buldu. Halen kadın, aile, gençlik ve çocuk alanlarında hizmet veren sivil toplum kuruluşlarında aktivist, gönüllü, üye ve yönetici olarak görev yapmaktadır. Evlidir ve Kerem’in annesidir.


Sizi tanıyabilir miyiz? Ama klasik bir cevap istemiyoruz. Biraz dünyaya bakış ve yorumlayış felsefeniz ile tanımak isteriz….

Böyle bir soruya cevap vermek çok güç. İnsan bütün hayatı boyunca birazda kendisini, varoluşsal anlamını arıyor. Bu anlamı ve yolculuğu henüz tamamlamadığım için bunu ifade etmek benim için çok mümkün değil. Ama bu arayışımdan bahsedebiliriz. Ortaokul yıllarımdan itibaren ne yapmak istediğimi, nasıl kendime, çevreme faydalı, nasıl mutlu ve huzurlu olabileceğini arayan birisiydim. Şu anda bu arayış kırklı yaşların ortalarına doğru giderken çokta değişmedi. Hala devam ediyor. Madem klasik bir kendini tanıtım istemiyorsunuz verebileceğim cevap bu olur. Aramaya devam eden biriyim.


Ne aradığınızı biliyor musunuz?

Bence ne aradığımızı bilmiyoruz da bulunca ne aradığımızı o zaman anlıyoruz. Bende tam olarak bu süreci tamamlamadığım belki ucundan biraz yakaladığım için net tanımlamam mümkün değil.

Peki günümüz dünyasını nasıl yorumluyorsunuz?

Sosyal medyayı takip eden birisi olarak dünyanın kurulduğu andan itibaren en kötü zamanda yaşadığımızı söyleyen o kadar çok mesajla karşılaşıyorum ki şaşırıyorum açıkçası. Sonra düşünüyorum ve onlar kesinlikle tarihi okumamışlar, bilmemişler diyorum. Zira tarih okuyan orta çağda insanların yakıldığını, insanların gıda konusundaki sıkıntılarını, insan hakları konularındaki açmazlıklarını mutlaka bilir diye düşünüyorum. Günümüzü bir çok anlamda demokratikleşme, insan hakları hukuku, teknolojik gelişmeler gibi noktalarda son derece iyi bir yerde görüyorum. Değerlerdeki aşınma noktasında da ben kötü bir yerde olduğumuzu düşünmüyorum. Değerleri konuşuyoruz, değerler odaklı tartışıyoruz dolayısıyla bence çok doğru bir zamandayız.


Nerdeyse yirmi yıldır tanıyorum sizi. İlk günden bu güne kadar gerçekten sosyal sorumluluğun bilincinde ve farkındalıkla çok çalışıyorsunuz. Toplumsal meselelere yönelik projeler yazıp uyguluyorsunuz. Bir çok alanda çalışmalarınız var. Bu anlamda neler yapıyorsunuz? Şu an nasıl projeler yürütüyorsunuz? Gelecek planlarınız nelerdir?

Tabi bizim yaptığımız şeyler bu arayışın devamı olarak sürekli farklılaşıyor. Yirmi yıldan bahsettin. Gerçekten seninle bir kitap fuarında servise binmek için sıra beklerken tanışmıştık. Tanışmamızın nedeni ise yine bir sosyal sorumluluk projesiydi. Senin doğduğun şehre yönelik bir çalışma planlıyorduk. Tanıştıran kişi bizi bu şekilde tanıştırmıştı. O dönemde bizim için kitap dağıtmak önemliydi. Bugün ise politikaları etkilemek önemli. Bu arayışın sonucu olarak sürekli bazı şeyler olgunlaşıyor ve değişiyor. Bazen çok yerelden bakabiliyorsunuz bazen de biraz daha ulusala doğru çıkıyorsunuz. Sonra bir adım ötesi uluslararası olabiliyor. Belki bizden sonra gelenlerde kainatlar arası bakabilir. Bizim baktığımız yer şuanda yine kendi camiamızdan, kendi penceremizden, kendi çerçevemizden dünyadaki sorunlara daha sürdürülebilir etkiler yapmak için çalışmak, katkılar sağlamak. Bu noktada gençlere yönelik bazı yatırımlarımız var. Yatırımlarımız dediklerim ciddi fikri yatırımlar maddi yatırımlar değil. Sadece eğitim değil. Bir dönüşüm sağlamak istiyoruz gençlerde. Evet çok fazla imkan var ama bu imkanları hakkını vererek kullanarak bir dünya vatandaşı bilinci oluşturmak niyetindeyiz. Dünyadaki karar alma süreçlerini etkileyen gençler yetişmesi için bir çalışma yapmaya gayret ediyoruz ve bunu yaparken tabi Türkiye de ki sivil toplum kültürünü çok iyi okuyup çalışmalarımızı ona göre konumlandırmak gerektiğinin bilincindeyiz. İstanbul Kadın ve Kadın Kuruluşları Derneği yönetim kurulundayım. Bu çalışmalarımızı da bu dernek kanalı ile gerçekleştiriyoruz.

Bu çalışmalarınızı gençlerle yapıyorsunuz. Gençlerle ilgili ümit var mısınız? Gelişimleri açısından düşünceleriniz nelerdir?

Bu soruya farklı zamanlar da farklı cevaplar verebilirim. Şuan da ümitliyim. Bir uluslararası deneyimimiz oldu gençlerle. İçlerinden bazıları ilk defa yurtdışına çıkıyorlardı ve dolayısıyla çok heyecanlıydılar. Biz gençlerle tarihin her an tekrar tekrar yazıldığı yerlere gittik. Lobi faaliyetlerinin yapıldığı yerlerden yani Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Avrupa Birliği Merkezi , Parlamentosu, Konsey gibi yerlerden bahsediyorum. Bu deneyimleri sırasında gençlerin motivasyonunu diri tutmak için çok ciddi bir emek verdik ama onların kapasitelerini ne kadar genişletebildiklerini, bu kapasitenin esnek olduğunu, biz ne kadar yatırım yaparsak onlarında o kadar almak istediğini büyük bir heyecanla gördük. Bazen farklı cevap verebilirim dediğim nokta da şu; bu büyük imkanlar ve bu büyük çalışmalar büyük büyük cümlelerle oluşturulmuş idealize edilmiş hizmetlerde acaba daha iyi nasıl olabilirler diye kendi aramızda ve onlarla defalarca konuştuk ama gerçekten ümitliyim. Çünkü biz şuanda yaptığımız çalışmalarla sadece gençliği hedef kitle olarak görmüyoruz. Özne olarak görüyoruz. Onların üretebileceği mekanizmalar oluşturmaya çalışıyoruz ve bu mekanizmaları son derece etkin kullanabildiklerini gözlemliyoruz.

Asıl konuya geliyorum şimdi J Bir kitap çıkardınız. BİR ÖLÜM MESAJI TEKNOLOJİNİN DOĞUŞU ismiyle. Öncelikle hayırlı olsun ve nasipleneni bol olsun diyelim. İlk kez ne zaman bir kitap yazmaya karar vermiştiniz?

Ortaokulda ilk denemelerime başladım. Çok yakın bir zamanda attım onları. Atmasaydın diyenler oldu. Çok iz bırakmayı sevmiyorum. İz bırakmayı sevmeyen bir insan neden kitap yazar diye düşünebilirsiniz. Hayat bir arayış bu sorunun cevabını vermek çok zor bu anlamda. Dayanamadığım bir noktadaydım. Bu kitabı artık yazmak istiyorum dedim. Ve ilhamda bir cümleden geldi. Zaten takdim ederken de kitabın teşekkür bölümünde bunu söylemiştim. Bir cümleden çıktı bu kitap ve kısa bir sürede yazıldı. Çok uzun yıllara yayılmış bir kitap değil. Böylece tarihe ben de bir not düşmek istedim. Ayrıca şunu da biliyorum. Evet bir iz bırakmak istiyoruz ya da bırakmamak istiyoruz. Ama bu bizim inisiyatifimizin çok dışında bir şey. Zaten elli sene sonra hiçbir izi hatta tozu kalmayacak işlerden dem vuruyoruz. Ama en iyisini yapmaya çalıştığımız içinde bu anlamda bir tesellimizin olduğunu düşünüyorum.

Bu kitapla neyi hedeflediniz? Yani masalların günümüze mi, günümüzün masallara uyarlanması mı?

Birbirine geçmiş bir çok hikaye var. Siz hangi hikayenin içinde kendinizi hissederseniz belki bir anlamda oradan yürümeniz mümkün olacak. Kitapta bir teknolojik dönüşüm hikayesi anlatılıyor ama karakterin o arada yolu çok fazla başka karakter ve hikaye ile kesişiyor.

Kitabın ismine nasıl karar verdiniz?

İsmi kitabı bitirdikten sonra çıktı. Çok daha etkileyici, şiirsel isimler üzerinden de düşündüm ama matematiksel olmasını tercih ettim. İçinde ne olduğunu anlatsın istedim. Kitabı yazdıktan sonra okuttuğum arkadaşlarıma kitabın ismini belirlemek için alternatifler sundum ve en az oyu alan ismi kitabın ismi olarak belirledim.


Kitabı bitirdiğinde evet istediğim kitap oldu dediniz mi?

Kesinlikle dedim. Çünkü yazmak bence biraz şizofrenik bir olay. Yani karakterler ve hadiseler sizi taşıyor. Bir noktadan sonra teslim olmanız gerekebiliyor. Her aşamasında değil ama bir noktadan sonra olayların akışına teslim olmanız gerekiyor. O anlamda kalemin beni götürdüğü yere gittim ve kalemin beni götürdüğü yerden de mutlu ayrıldım.


Peki insan ne zaman yazmaya karar veriyor? Kimi insan içindekilerin taşmasıyla yazmanın orantılı olduğunu düşünüyor ne dersiniz?

Yani sadece taşmaya başladığı zaman olarak ifade etmek çok doğru olmayabilir. Çünkü taşmak yazmak istemekle de alakalı olabilir. Ama elinizde bir malzemeniz, orijinal bir fikriniz, sizi besleyen bir kaynağınız yoksa sadece istek ve o coşkuyu hissederek olacak bir şey değil. Beni bu yola taşıyan bir cümle, bir çağrı. Oradan yola çıkarak yürüdüm. İnsanın yazmaya başlaması çok kontrolünde bir olay değil. En azından benim kontrolümde olmadı diyebilirim.

Bu kitabı yazarken bir hedef kitlesi belirlediniz mi?

Genç ve yetişkinlere yönelik bir kitap. Yola çıkarken de bunu böyle düşünmüştüm. Benim her zaman üzerinde düşündüğüm belki arayışımın temelinde ortalama ömrün 70 - 80 yıl olduğu bir dünyada neleri yapmaya değer neleri yapmaya değmez düşüncesidir. O yüzden inandığım her şeyden on saniye sonra vaz geçebilecekmişim gibi ya da hiçbir zaman vazgeçmeyip son nefesime kadar devam edecekmiş gibi iki uç arasında savrulup duruyorum. Bu ikilemde yaşıyorum yolculuğumu. Bu kitap o savrulmanın bir eseri ve sonucu. Yani değer mi değmez mi sorusuna hala cevap bulamamış birisi olarak bir değer katabilme motivasyonunun yüksek olduğu anda çıkmış bir kitap. Ve ben yazarken kitabı şu yaş gurubu okuyacak, şu kanal aracılığı ile ben o yaş gurubuna ulaşacağım demedim. Zaten kalem beni fikrin çıktığı noktada da fikri beslerken de aynı çizgide taşıyordu ve çıkan eserde yetişkin ve genç hedef kitlesine yönelik bir eser olarak şekillendi.

Bir kadın olarak; sivil toplum örgütleri ve kadınlarla çalışmanın zorlukları var mı? Siz bir kadın olarak zorlanıyor musunuz?

Kadın konusu bizi son dönemde son derece yoran bir konu. Bir kadın kuruluşu olarakta yoran bir konu. Kadınların sorunlarına odaklanmak ya da çözüm üretmek yerine çok yüzeyde tartışmaların hat safhada görüldüğü bir dönemdeyiz. Kadın olmak zor. Zor olduğu kadar da güçlü. Belki bu zorluklarla mücadele etmek bizi güçlü kılıyor. Kadınlar olarak toplumu değiştirebilen, ailesine kanat geren, bir çok noktada topluma sürekli değer katan bireyleriz. Hayatı anlamlandıran mottomuz kurucu öğretmenimiz Dr. Gülsen Ataseven hocamızın bize kattıkları doğrultusunda söylediğimiz bir şey bu. Hayata anlam katan her sahada kadının üretimi, katkısı ve varlığı vardır. Ancak bununla orantılı olarak kadınların sorunlarının çözüldüğünü görmüyoruz buna gayret ediyoruz. Ama hayat böyle bir şey zaten. Bir şey düzgün gitmiyorsa onu düzeltmek için gayret etmek gerekiyor. Bizde bu gayretteyiz şuanda.


Son olarak neler söylemek istersiniz?

Kitabı gerçek bir masal okur gibi okusunlar. Heyecan ve mutlulukla okusunlar. Çok keyifli sohbet tadında bir söyleşi oldu benim için. Çok teşekkür ederim


Aslında hayat da bir masal değil mi zaten. Bir varız bir yokuz. Bende çok keyif aldım. Vakit ayırdığınız için teşekkür ederim.

O halde şöyle bitirelim. Hepimizin bir masalı var. Mutlu bitmesini diliyoruz.


RÖPORTAJ / AYNUR KARABULUT

BİR ÖLÜM MESAJI TEKNOLOJİ DİNİNİN DOĞUŞU KİTABI ÜZERİNE DERKENAR ETTİKLERİM

Akıcı bir üslup, merak ve heyecan uyandıran bir kurgu ile kaleme alınmış bir eser. İfadeler güçlü ve kullanılan kelimelerin altı fazlasıyla dolu. Kurgudaki geçişlerin, bağlantıların ustalığı muazzamdı. Karaktere yüklenen bir çok duyguyu fazlasıyla sorguladım. Kendimle yüzleştim. Bu kitabı okudukça dünya düzenini bir yerde dünyanın üzerinde olup bitenleri bir masal gibi okuyup beyninizde canlandırıyorsunuz. Bu kitabın güçlü kurgusu sayesinde bir film izler gibi okuyunca mutlaka sinema perdesine taşınmalı dedim. Kitabın yazarını tanıdığım ve dostum olduğu için gurur duydum. Bu kitap burada bitmemeli mutlaka devamı gelmeli diye düşündüm...Sivil toplum kuramı üzerinden emperyalizmin gücüne göndermelerin ve savların olduğu son derece sağlam ve yararlı bir kitap. Bu esaslı anlatımı hayli iyi olan bu kitabı şiddetle okumanızı tavsiye ediyorum….

“…..Herkesin hayatı dışarıdan bakıldığında pırıl pırıl kristaller gibi parlıyor, yakına gelindiğinde ise kırık dökük, çiziklerle dolu….”

“….Birbirlerinin gözünü oymaya bu kadar meraklı başka bir tür var mıdır acaba?.....”

“…yeni yaşam formuna isyan edenler sahneye çıkacak. İnsanlar bir kez daha kendi arasında savaşacak. Ülkeler arasında değil. Uzun ömürlülerle, kısa ömürlüler arasında olacak her şey….”

KİTABIN ADI: BİR ÖLÜM MESAJI –Teknoloji Dininin Doğuşu-

TÜR: ROMAN

SAYFA: 366

BASKI : 1. BASIM 2019

YAYINEVİ: KAKNÜS YAYINLARI


SİPARİŞ İÇİN TIKLAYINIZ



155 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör