Ara
  • Aynur Karabulut

İbrahim Aleyhisselamın kıssasında olduğu gibi biz karıncayız ama safımız belli…


Suriye’ye her gittiğimde bir yere yetişme telaşı olan Fetih-Der İlim&Eğitim Sosyal Yardımlaşma Ve Dayanışma Derneği başkanı Yılmaz ağabey ile karşılaşırım. Gerçekten çok yoğun ve aktif olarak sahada çalışmalar yaptıklarına şahit oluyorum. Son gidişimde bu ekiple yapmış oldukları çalışmalara katılarak sizlerle yakından tanıştırmak istedim. Öncelikle çadırlardan blok eve taşıma projelerini çok beğendim. Mutlaka desteklenmesi gerektiğine inanıyorum. Öncelikle çadırlardan blok evlere geçiş yapılması düşünülen bölgeye gidip çalışmalar hakkında bilgi aldık. Orada Yılmaz ağabey ile bir söyleşi gerçekleştirdik. Bu güzel insanları tanıdığınıza memnun olacağınıza inanıyorum. Daha sonra aynı ekiple beraber İdlib bombardımanından kaçıp Babulhava sınır alanına göç edenlere; su, zeytin ve ekmekten oluşan paketleri dağıttık…


Öncellikle sizi tanıyabilir miyiz?

Yılmaz Bulat Fetihder’in başkanlığını yapmaktayım. Allah’a hamdolsun altı yıldır da Suriye’de görev yapıyoruz. Zaman zaman ani göçler oldu, tahliyeler oldu, hala oluyor. Biz de elimizden geldiğince kardeşlerimizin yanlarında olmaya gayret ettik, ediyoruz.

Suriye savaşı nerdeyse dokuz sene olacak. İnsanlar çok yıprandı; kayıplar, zulümler, sefalet anlatılır gibi değil. Gerçekten halk çok çekti. Dünya tarihinde böyle bir kıyım böyle bir katliam hiçbir yerde olmadı heralde.


Ve birde dünyanın sessiz kaldığı …

Evet, burada oluk oluk Müslüman kanı aktı, evlerinden yurtlarından edildiler, kendi memleketlerinde bile muhacir konumuna düştüler. Özellikle son zamanlarda yaşanan bombardımanlarla çoğu bölge kaybedildi. Ve dediğiniz gibi bütün dünya buna sessiz kaldı maalesef.


Çalışmalarınızdan biraz bahseder misiniz?

Biz burada yirmi metrekarelik alanı olan blok kentler yapmaya karar verdik. Çadırlara çok zam geldi. Blokların fiyatları çadırlara göre biraz daha uygun. Ama blok kentler daha kalıcı, yaklaşık on yıl kadar kullanılabiliyor.


Zaten çadırlar çok kullanışlı değil sanırım değil mi?

Evet, şu an burada ciddi bir sıcak var. Sıcaklık 45 dereceyi bulabiliyor. İnsanlar burada çadırların içinde havasızlıktan perişan. Kışın ise içerisi ısıtılamıyor ve sürekli akıyor. Şu an kayalık bir bölgedeyiz. Arazi olmadığı için burayı değerlendiriyoruz. Taşların ısınması, ağaçların olmayışı sıcaklığı yoğun şekilde insanlara hissettiriyor. Kışın da ha keza durum tam tersi soğuk, çamur… Burada şartlar çok çetin. Sağlık, eğitim, hijyen, kıyafet ihtiyacı… İnsanlar bunların hepsinden mahrum. Burada şehit aileleri var. Ciddi manada sıkıntı çekiliyor.

İnşallah bizim amacımız hızlı bir şekilde kentlerimizi kurup yapılanmaya geçmek. Bir takım temel ihtiyaçları üstlenen kurumlarımız var. Onlar sağlık, eğitim, gıda gibi ihtiyaçları üstleniyor. Ailelerimizi evlere yerleştirdikten sonra çeşitli sağlık taramalarından geçiyor, gıda ve kıyafet temini yapılıyor. Aylık 100 TL civarında bir maddi destek veriyoruz. Bu şekilde kardeşlerimizin hayatını biraz da olsa kolaylaştırmaya gayret ediyoruz.

Şu an burada 1420 şehit ailesi var. Beş bin civarında çocuk var, bunlar yetimlerimiz. Tabi bunlar sadece bizim tespit ettiklerimiz. Bu sayılar otuz, kırk bini buluyor.

İdlib’in Sarmadağ, Kah, Darhasan, Atme ve birçok bölgelerinde barındırdığı insan sayısı milyonlara dayandı. Bu insanların pek çoğu, Şam’dan, Halep’ten, Guta’dan ve pek çok bölgeden göç eden insanlar. Burası bir nevi bir muhacir kent oldu. Haliyle çok ciddi sıkıntılar da yaşanıyor.


Son yıllarda ciddi yardım sıkıntıları da yaşanıyor değil mi?

Evet, yardımlar azaldı. Çok ciddi yardım eksiğimiz var. Ayrıca şu an burada hasta çocuklar var. İlaç eksiği var. Nasıl anlatacağımı bilemiyorum, çok sıkıntılı, zorlu gerçekten.

Hangi birini anlatalım, toz-toprak, susuzluk… Traktörlerle su taşımaya çalışıyoruz. Kamplara verdiğimiz su yetersiz geliyor.

Anlayacağınız Birleşmiş Milletlerdi, Ahmet di Mehmet di maalesef gördüğümüz kadarıyla saha boş. Biz buradayız diye demiyorum. Buradayız ama yetersiziz. Dört yüz bin insan nerede bizim kurduğumuz iki yüz üç yüz çadır nerede? Altyapısını inşa ettik fakat çadır bekliyoruz. Birileri infak edecek çadırlar kurulacak diye. Buradaki insanların dramı maalesef bu.

Biz bu insanlara sahip çıkmak zorundayız. Bunlar ‘La İlahe İllallah’ dedikleri için bu zulmü gördüler. Bu insanlar Müslüman oldukları, ehli sünnet oldukları için bu zulmü yaşıyorlar. Esed’in tarafında olsalardı bu zulmü yaşamazlardı.

Ortam çok kötü ama Allah’ın izniyle bunların üstesinden geleceğimize inanıyoruz. Allah’ın izniyle bu kardeşlerimize bir göz oda da olsa tencerelerinin kaynayacağı, mahrem bir alan oluşturmak derdindeyiz. Başta Allah azze ve cellenin yardımına muhtacız.

Türkiye, Avrupa ve diğer ülkelerdeki mümin kardeşlerimize çağrı yapıyoruz. Herkes güvendiği dernekle irtibata geçip bu taşın altına elini koyması lazım. Yardımlar ulaşıyor mu ulaşmıyor mu diye kaygılanmasınlar emin olun buralara gelip ziyaret ettiğiniz zaman göreceksiniz. Dileyen kendi yardımlarını kendileri dağıtabilir. Türkiye buraya sahip çıkıyor. Elimizden geldiğince de çıkmaya devam edeceğiz.


Şu an öncelik verdiğiniz kampanyalar hangileri. Zaten bildiğim kadarıyla rutin su ve gıda kampanyanız var. Kış geliyor bir yandan okullar açılıyor…

Şu an bizim yaptığımız öncelikli kampanya, blok kent. Bir blok yaklaşık 1200 – 1500 TL arası. Çimentosu malzemesi her şeyiyle. Şu an öncelikli olarak bunu bitirme gayretindeyiz. Çadırın iki sene sonra ömrü bitiyor. Bunlar daha uzun vadeli barınma sağlıyor. Kış kapıda, yakında soba ve kömür ihtiyacı başlayacak.

İnanın şuradaki çocukların tebessümü bize yetiyor.

Kampa her girişimizde çocuklar, bacılarımız yanımıza geliyorlar, acaba bir şey var mı? Az önce geldik, su ihtiyacı olduğunu söylediler. Ekmeğin azaldığı söylendi. Her geldiğimizde bu manzara bizi karşılıyor ki bu da çaresizliğin vermiş olduğu bir şey.

Söylenecek çok şey var ama kelimeler yetersiz.

Halk şu an ciddi manada sıkıntıda. Her gün bombardıman altındalar. Her gün evlerinden barklarından olan en az beş yüz aile geliyor. Bu ailelerin temel ihtiyaçlarını gidermek çok zor. Bakın sadece su, ekmek ve zeytin verebiliyoruz. İkinci bir katığı veremiyoruz. Çünkü imkan bu kadar.


Bu acil yardım paketinde şu an sadece zeytin olmasının bir sebebi var mı, ne bileyim tok tutması mı, bozulmaması mı?

Yok maalesef. Şu an elimizde yalnızca zeytin olmasında ötürü. Allah razı olsun fabrikanın biri bir kamyon zeytin göndermiş. Biz de bunu ailelerimize pay ediyoruz. Biz de isteriz acil yardım paketinin içine meyve suyu koymak, kek koymak helva koymak. Ama şu an elden gelen bu. Biz şu an ki yardımla unumuzu zor alıyoruz. Zeytin de bağış olarak geldiği için var. Daha önce sadece ekmek ve su dağıtıyorduk. Yoldan geliyorlar susuzlukları geçsin, biraz karınları doysun diye.

Biz şurada azıcık yol gidip geliyoruz acıkıyoruz. Yemek yiyelim diyoruz, hesap kitap yapıyoruz. Bu insanların bunu demeye bile mecalleri yok.

Söyleyecek çok şey var ama Allah’ın izniyle bunları atlatacağız. İbrahim Aleyhisselamın kıssasında oluğu gibi biz karıncayız ama safımız belli. Çok şükür. Çağrımız lütfen kardeşlerimizin yanında olalım.


Çok şükür. Allah razı olsun hepinizden. Çalışmalarınıza sahada bizzat şahidim. Allah yardımcınız olsun.

Amin hepimizden.


Röportaj: Aynur Karabulut


36 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör