Ara
  • Aynur Karabulut

HAYALİMDEKİ TÜRKİYE BAMBAŞKAYDI!.. - 1

Güncelleme tarihi: 22 Nis

Felsefemi adalet duygusu yaşam tarzımı ise iyilik belirliyor. İnsan zamanla yol aldıkça kabuklarını kırıyor. Çerçevesi şekilleniyor, büyüyor. Aynı yerde kalamıyor. Eskiden çok katı prensiplerim vardı ama şu anda yok. Çünkü beni sınırlayan gereksiz prensiplerdi.

İyiliğe aşığım mesela. Bu kaotik ortamdan uzak durarak kendimi koruyabildiğimi düşünüyorum…”

Aktif olarak Türkiye'de faaliyet gösteren başarılı Kazak gazeteci, editör Nazgul Kenzhetay ile samimi, keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. Söyleşiyi iki bölümde yayınlayacağız. Sizin de keyifle okuyacağınıza inanıyoruz. Birinci bölüm için buyurunuz efenim...

Nazgul KEZNHETAY

1995'te Kazakistan'ın Kızılorda şehrinde dünyaya geldi. 3 yaşında babasını kaybetti. Babası mühendisti, annesi fizik öğretmeni. 2013'te Türkiye Bursları programını kazanarak Türkiye'ye gelmeye hak kazandı. Burslarından mezun oldu. Askeri-politik gazetecilik üzerine okumuştur. Birleşmiş Milletler ve UNICEF ile iş birliği yaparak Türkiye-Suriye sınırında gazetecilik yapmak için gezdi. Kazakistan'ın ilk kadın savaş muhabiri olma unvanını kazandı.

16 Ekim 2018'de düzenlenen Kazakistan'ın 100 Yeni Yüzü adlı programda Kazakistan'ın yeni yüzlerinden biri oldu. Toplum birincisi seçildi.

Ana dili olan Kazakça ‘ya ilaveten Rusça, Türkçe, İngilizce ve Fransızca da bilmektedir. Aktif olarak GZT' de içerik üreticiliği yapmaktadır.

16 Aralık 2021'de Rusya'daki Türk halklarına yönelik Türkçe belgesel çalışması yürütürken iş arkadaşı Emin Karaçak ile birlikte casusluk suçlamasıyla Hakasya' da Rus polisi tarafından gözaltına alındı.

Sevgili Nazgul seni biraz daha yakından tanıyabilir miyiz?

Olmak istediğim, olduğum ve yoluna devam eden bir Nazgul var. Yarı yolda gibiyim. Düşünüyorum da çok zor bir soru. Daha önce bu soruyu kimse bana sormadığı için üzerine hiç düşünmemişim. Hep soruları ben sorardım veya belirli bir konu hakkında konferans, söyleşi, yorum yapardım. İlk kez kendimi anlatıyorum. İnsanın kendini anlatması zormuş. Kedimi Gazeteci olarak tanımlıyorum ama sadece gazeteci olarak devam etmek istemiyorum. Sizin gibi bir aktivist olmak istiyorum çünkü yapılacak çok iş, dokunulması, sesinin duyurulması gereken çok insan, gidilmesi gereken çok yol, aşılması gereken coğrafyalar var.

Son olaylar gösterdi ki bütün coğrafyaya hakim değiliz. Oralarda korkutulmuş, sesi kısılmış, duyulmamış insanlar var. Bunlara mikrofon uzatarak en azından seslerini duyurmak istiyorum. Yalnız olmadıklarını göstermek istiyorum.

Diğer taraftan Aktivist olarak örnek olmak istiyorum. Şöyle ki benim geldiğim coğrafya da “ben ulaşamam, torpilim yok, param yok” diyerek harekete geçmeyen fazlaca genç var. En azından kendi üzerimden örnek olarak bunlar olmadan da çaba ve emekle hayallerini elde edebileceğini, istedikten sonra yapılabilirliğini, imkansız olmadığını göstermem gerektiğini düşünüyorum.

Çok şükür bugüne kadar hayalini kurduğum her şeye ulaşmış durumdayım. Tabiki başka hayallerim de var. Onlar için de çalışmaya devam ediyorum. Niyet edip harekete geçtikten sonra Allah’ın her zaman yolumu açtığını gördüm. En çıkılmaz gibi görünen yollarda bir çıkış gösterdi. Yoluma hiç tanımadığım, beklemediğim bir insan çıkararak yeni kapılar açtı. Mucize gibi!

Türkiye’ye 17 yaşında dil bilmeden geldim. Küçüktüm. Yol iz bilmiyordum. Devasa havalimanında aktarma yapmam gerekiyor ama çaresizim, kesin kayboldum diye düşünmeye başladığım anda birden hiç tanımadığım bir yolcu çıktı. Kendi uçağını kaçırabilme ihtimaline rağmen uçağıma kadar götürdü. Her zaman o amcanın siması aklımdadır, hep duamdadır. Bu gibi çok fazla örnek var hayatımda.

Ben kimim diye tekrar soracak olursam kendime ben şuyum, buyum diyemiyorum. Ben yolcuyum diye özetlemek istiyorum.

Hayat felsefeni, bakış açını ne belirliyor?

Felsefemi adalet duygusu yaşam tarzımı ise iyilik belirliyor. İnsan zamanla yol aldıkça kabuklarını kırıyor. Çerçevesi şekilleniyor, büyüyor. Aynı yerde kalamıyorsunuz. Eskiden çok katı prensiplerim vardı ama şu anda yok. Çünkü beni sınırlayan gereksiz prensiplerdi.

İyiliğe aşığım mesela. Bu kaotik ortamdan uzak durarak kendimi koruyabildiğimi düşünüyorum. Kaos, stresli hayat insanın erdemini kırıyor çünkü biz insanız duygularımıza bağlı yaşıyoruz, çalışıyoruz. Elbette Radikal duygularımızda var. Sürekli maruz kaldığımız kaotik ortamın prensiplerimi, yaşam şeklimi değiştirmesine müsaade etmiyorum. En kötü alanda, ortamda, durumda bile görmek isteyen insan bir kıvılcım yakalayabilir, bir ışık bulabilir.

Peki kaotik ortamın içerisinde hapsolmuş, ruhun daralmış ve artık ben ne yapacağım diye düşünmeye başladığında neye sığınıyorsun, nasıl toparlıyorsun?

Allaha sığınıyorum. Başka sığınacak bir şey olmadığını düşünüyorum. Kur’an-ı Kerim okuyorum. Bugüne kadar çok şükür öyle çok derin bir depresyon yaşamadım, ümitsizliğe kapıldığım olmadı çünkü her zaman bir çıkış olduğuna inanıyorum. Ümitsizliğe kapılma bize göre değil. Ümitli olarak yaşamalıyız tabii bu kaygısız olmayacağımız anlamına gelmiyor ama umudumuzu her zaman yeşertmemiz gerekiyor. Bizi ayakta tutan o dur. İlerleyebilmek için umudumuzu her zaman canlı tutmak zorundayız.

Nasıl bir aile ortamında büyüdün? Aile yapınız nasıldı? Mesela aile dediğimde ilk gözünde canlanan ne oldu.

Akademisyen bir ailede büyüdüm. Annem fizik öğretmeni. Babam ben üç yaşındayken vefat etti. Evde herkes akademisyen. Minimum yüksek lisans mezunu olmanız gerekiyor. Büyük abim Kazakistan’ın en genç profesörlerinden olmuştu. İlahiyat, etiyoloji üzerine Türkiye’de doktorasını yapmıştı. Böyle bir ailede dünyaya geldiğim için çok şanslıyım. Şu an sahip olduğum her şeyi onlara borçluyum. Erken yaşta çoğu şeyin farkına varabilmem için büyük olanaklar sundular.

Aile deyince aklıma sıcaklık ve huzur geliyor. Hiçbir şey düşünmediğim, hep mutlu olduğum, dinlenebildiğim bir ortam.

Türkiye ye ne zaman, nasıl yerleşme kararı aldın? Yabancı öğrenciler için Türkiye Burs programları var. Türkiye’nin yanı sıra birçok ülkeden ve kendi ülkemde de burs kazanmıştım. Bende Türkiye’yi tercih ederek kazandığım burs programıyla geldim.

Türkiye ile bir bağımız var. Milli bir aileden geliyoruz dolayısıyla bir yanımız hep burası. Abim hep şunu derdi ön eğitimini, lisansını, yüksek lisansını Türkiye’de al daha sonra geri gel. Biz bağımsızlığını yeni kazanan bir ülkeden geldiğimizden dolayı ülkeye hizmet etmemiz için çok iyi bir eğitime sahip olmamız ve Dünya görüşümüzün iyi olması gerekiyor.

Türkiye’de ki gazetecilik bölümüne ailemden gizli olarak başvuru yapmıştım. Kazakistan’da okula başlamışken Türkiye de başvurum olumlu sonuçlanınca ilk bileti de Türkiye de ki burslar karşılayınca hiçbir yer ve dil bilmeden şansımı denemek istediğim için atlayıp geldim.

Birçok yere gidip geliyorum. Her gittiğimde tekrar döndüğüm yer Türkiye oluyor. Tamamen bırakıp gidemiyorum. Arkadaşlarım, örnek aldığım insanların hepsi burada ama ülkeme de hizmet etmek için dönmem gerekiyor.

Uzun zamandır Türkiye de bulunuyorsun. Ülkemizde en çok şaşırdığın, garipsediğin, değişik bulduğun şeyler nelerdir?

Aslında şaşırdığım birçok şey vardı ama artık alıştım. İlk başlarda bireysel kavramına düşkün bir insandım. Bir insanın benim özel hayatımla ilgili her şeyi sormasını çok tuhaf karşılıyordum. Bazı insanları sert cevaplar vererek kırıyordum. Türkçe çok yumuşak bir dil. Diplomatik bir dil. Bu dili kaba bir şekilde öğrendiğim için ben direk keskin cevaplar veriyordum.

Aaaa bizde o Allah’ın emri gibi algılanıyor 😊 otobüste, vapurda, banka sırasında, yolda yürürken karşılaştığın insanlar o soruları mutlaka sorarlar. İlk arkadaş iletişiminizde bile direk özel hayatınızla ilgili kapsamlı sorulara maruz kalırsınız.

Evet gerçekten öyle ama artık bunu aştım. Kızmıyorum hatta bende soruyorum😊

Biz bozkır resmen step insanlarıyız. İçimizde merhamet duygusu ile büyürüz ama biraz soğuk insanlarız. Mesela bizde çok sarılmak, temas yoktur. Bu temas durumları daha çok sıcak coğrafyalara özgüdür. İlk karşılaştığımda sarılmak, temas başta bana çok tuhaf geliyordu ama şu an resmen temas bağımlısı haline geldim. Sarılıyorum. Sarılmak iyi geliyor. Tamamıyla değiştim diyebilirim. Mesela ülkeme gittiğimde arkadaşlarımı görünce sarılmak istiyorum şaşırıyorlar, garipsiyorlar, “sana ne oluyor” diyorlar 😊

Etrafımdaki insanlar, arkadaşlar, akrabalar, dostlar, çalışma arkadaşlarım fark etmeksizin onlarda bir potansiyel gördüğümde üzerlerine düşerim ve bu potansiyeli kullanmaları için zorlarım. Bazen çok fazla baskı da gösterebiliyorum. Bu gibi durumlarda kaldıramayıp kaçıyorlar ve beni düşman olarak algılıyorlar. Bu durum açıkçası çok zoruma gidiyor. Oysa ki ben iyiliklerini istiyorum. Yetenekleri ortaya çıksın, kullansınlar istiyorum. Birçok kişi böylesi zorlamalardan hoşlanmıyor. Oysa kapasiteleri var. İsterlerse fazlasını yapabilir.

Türkiye’ye gelmeden önce hayalinizde ki Türkiye ile deneyimlediğiniz Türkiye arasında farklar gördünüz mü, hayal kırıklığı yaşadınız mı? Ya da hayalinizdeki ile aynı mıydı?

Hayalimizdeki Türkiye bambaşkaydı. Genelleme yapmak istemiyorum. Karşıma çıkan muazzam insanlar var. Bizler büyük Türk dünyasını hayal eden insanlarız. Hiçbir yere bağlı değiliz. Biraz hayal kırıklıklarım var diyebilirim ama genel olarak çok büyük hayal kırıklıkları değil.

Küçük bir anımı anlatmak istiyorum. Rusya’ya gittiğimde internetten bularak adres vs. konularında soru sorduğum, yakinen tanımadığım iki arkadaş bana yardımcı oldular. Bunun karşılığında ne ödemem gerekiyor dediğimde bana para istemiyoruz sadece Rusya’yı iyi hatırla demişleri. Rusya da bu iki kişiyi iyi hatırlıyorum. Bir ülkeyi iyi hatırlamak ne kadar önemli.

Büyük beklentilerim yok çünkü ben Türkiye’nin potansiyelini biliyorum. İnsan olgunlaştıkça her şeyi rasyonel düşünmeye başlıyor. O yüzden bu potansiyelden hayalimdeki şeyleri talep etmem şu anda doğru olmaz. Ama oraya ulaşmak için bende çok çabalayacağım, emek harcayacağım. Birlikte güzel şeyler yapacağız. Önce benim iyi ve güzel şeyler yapmam gerekiyor ki bakın ben yaptım sizde yapın diyebileyim. O yüzden bir beklentim yok. Ki zaten Türkiye her açıdan elinden gelenin fazlasını yapıyor.

Şu an çok farklı coğrafyalarda aktif mücadele veriyor. Kim bilir bilmediğimiz ne savaşlar veriyor. Türkiye bizim için önemli bir adres. Tek açık kapımız. Sığınabileceğimiz tek limanımız. O yüzden Türkiye “niye şunu yapmıyor, bunu yapmıyor” diyecek durumda değiliz. Potansiyel bu kadar. Bu potansiyele rağmen çok daha fazlasını yapıyor.

Son zamanlarda Türkiye’yi son kalesi, son limanı olarak gören farklı birçok milletten o kadar çok kişiden duydum ki. O zaman Türk olarak daha çok çalışmalıyız diyorum. Türkiye sadece Türklerin umudunu değil dünyanın dört bir yanından insanların umudunu besleyen bir ülke.

Çok büyük bir beklenti var Türkiye’den. Potansiyel sınırlı. Bu sınırlı potansiyele rağmen çok büyük işler yapıyor. O yüzden eleştirmektense ben çalışmayı tercih ediyorum. Ülkemden de çok şey istiyorum. Jeopolitik bir sıkışmışlıktan dolayı beklentilerim şu anda mümkün değil. O zaman diyorum ki benim çalışmam gerek. Ben sadece Kazakistan’a ait hissetmiyorum. Sonuçta Türk dünyası denilen bir kavram var. Bizim bu konuda sınırlarımız çok geniş. Sadece devletten bekleyip şikayet edemeyiz. Devlet bizim gibi insanlardan oluşuyor o yüzden çalışmamız gerekiyor. Devlet her şeyi yapabilen olağanüstü güce sahip bir şey değil ki. İnsanların oluşturduğu bir sistem. Önce çalışıp sonra talep etmemiz gerekiyor.

Bir de şöyle bir unvanınız var. Kazakistan’ın ilk savaş muhabiri. Neden savaş muhabirliğini tercih ettiniz?

Aslında ben böyle anılmak istemedim. Sanırım kadın olarak sıcak bölgelerde görülmeye başladığım için bu unvanı uygun gördüler. Lübnan’da, Ukrayna da Suriye sınırın da çalışmalar yaptım. Bu yaşımda sıcak bölgelerde imkanlar dahilinde gidebildiğim yerlerde sadece gazetecilik yapmakta istemedim. Bir insan olarak haber yapıp geçip gidemiyorsunuz. Birinin hikayesini dinleyince haber yapıp gitmek olmuyor. Mutlaka dokunmanız gerekiyor. Tıpkı sizin yaptığınız gibi. Hayatlarına ne gibi dokunuşlar yapabiliriz diye düşünmeye başlıyoruz. O yüzden de tercih ettim gazeteciliği.

Biz reyting peşinde olan insanlar değiliz. Eğer o insanlardan olsaydık şu ana kadar topladığım reytinglerin beni mutlu etmesi gerekirdi. Ama mutlu etmiyor. Savaş muhabiri olmak gibi bir hayalim yoktu. Siyasetçi olmak istiyordum ama şu an anlıyorum ki siyaset benlik bir iş değil. Politikayı, jeopolitiği, neden savaşlar var gibi meseleleri anlamak istiyorum. Bunu anlamak için de bir gazeteci olarak mutlaka sahada da bulunmam gerekiyor.

Günümüzde artık Hibrit savaşlar gibi çok farklı savaşlar var. Her zaman masa başında kopyalayıp yapıştırmakla olmuyor. Sahayı deneyimlemeniz gerekiyor. Ülkemde de bunu anlatmaya çalışmıştım. Biz kendimize nasıl egemen diyebiliriz ki. Her şeyi Rusya’dan kopyalıyoruz. Bu durumda bir ülkenin uzantısı haline geliyoruz. Medyaya, dünyanın durumuna bakış açımızın bize ait olması gerekiyor. Onun için iyi gazeteciler yetiştirip sahaya göndermek lazım. Her yerden doğru ve geniş bilgiler akmalı. İnsanları her konuda bilinçli yetiştirmemiz gerekiyor. Kazakistan olarak 30 yıllık bir ülke olabiliriz ama bunlar imkansız değil.

Hayalim bağımsızlık. Bütün Türk devletlerinin bağımsızlığını hayal ediyorum. Milli olmaları gerekiyor. Bu nereden başlıyor biliyor musunuz? Bağımsız haberlerden başlıyor. Toplumların özgürce bağımsız habere ulaşabilmeleri gerekiyor. Şu an sosyal medya, dijital platformlar bu konuda çok iyi. Ana akım medyanın yapamadığını gazeteciler bu kanallar aracılığı ile çok iyi yapıyor.


Söyleşinin devamı gelecek hafta!..

Rusya da göz altındayken neler yaşadınız?

Ukrayna da neler oluyor?

Gündeme dair öngörüleriniz neler?

Röportaj / Aynur KARABULUT

Nisan 2022

1.383 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

BOŞLUK!..