Ara
  • Aynur Karabulut

Mazlumların ihtiyaçları bir deniz bizim ulaştığımız ise bu denizde küçük bir su birikintisi…

Mübarek Ramazan ayında bir dizi organizasyon için Suriye'de bulunduk. Bu süreç çok bereketli geçti. Birçok hizmet ehli, sahada çalışmalar yapan saygıdeğer kardeşlerim ve büyüklerimle karşılaştım.

Batman'dan Şefik ağabey ve ekibini görünce kendimi memleketimdeymiş gibi hissettim.

Türkiye gümrük kapısından çıkış yapacağımız sırada Özgür-Der Genel Başkanı Rıdvan Kaya ağabeyimize rastladık. Kendisinden ayak üstü de olsa Suriye değerlendirmelerini almamak olmazdı. Geç bir vakitteki talebimizi yorgun olmasına rağmen reddetmedi. Bizi kırmayarak gümrük çıkışından yol boyunca sorularımızı yanıtladı. İsabetli ve önemli noktalara dikkat çekti.

Söyleşimizi okurken ne kadar doğru bir analiz ve değerlendirmeler yaptığına siz de şahitlik edeceksiniz…



Üç gündür Suriye’desiniz. Bir dizi çalışmalar silsilesinin içerisindesiniz. Durum analizi için sıcak bölgelerde de bulundunuz. Bu üç günde neler yaptınız bir değerlendirme yapabilir misiniz?

Ramazanın başında bir yardım kampanyası duyurumuz olmuştu. Kardeşlerimizin tarafımıza ulaşan yardımlarını ulaştırmak için bölgede bulunduk. Tabi biz Suriye’de sadece yardım faaliyetleri içinde bulunmuyoruz. Buradaki kardeşlerimizi kalbimizle de, sözümüzle de destekliyoruz. Bu anlamda da onlarla dayanışma içerisinde olduğumuzu ifade etmek, onların mücadelelerine en azından dualarımızla dahi olsa yanlarında olduğumuzu ifade etmek için buradayız. Bu ziyaretlere önem veriyoruz. Bu ziyaretlerimizi çift yönlü ziyaretler olarak değerlendiriyoruz.

Mazlumların ihtiyaçları bir deniz, bizim ulaştığımız isebu denizde küçük bir su birikintisi. Elimizden gelen bu. En azından bunu esirgememek gerektiğinin bilinci ile bakıyoruz. Çok büyük yoksulluk ve yoksunluklar var.

Son dönemde Ramazan ayının başlaması ile beraber, rejimin ve Rusya’nın yeni saldırılarıyla bu sıkıntıların daha da büyüdüğünü bizzat gözlemledik. İnsanların ağaçlar arasında barındığını görmek üzücüydü.

Normalde hayatlarını bir şekilde kendi evlerinde, köylerinde zorlukla da olsa idame etmek isteyen insanların bu imkanlarınında ellerinden alınmış olması çok kötü. Bu insanların kendi evlerinde, kendi köylerinde bütün zorluklara rağmen bile barınamayacak hale gelmesinin arkasında rejimin, rejim destekçilerinin, Rusya’nın işledikleri insanlık suçu var. Bu yeni suçu da karanlık sicillerine eklemiş olmalarını görmemiz lazım.

Bütün bunlar, dünyanıngözleri önünde gerçekleşiyor. Ama bunlar sadece basit arabuluculuk ve basit kınamalarla geçiştiriliyor. Bununla ilgili olarak başta Türkiyeli Müslümanlar olmak üzere hepimizin, tüm ümmetin Suriye olayı ile imtihan edildiğimizi bilmeliyiz.

İmtihanımız her geçen gün zorlaşarak devam ediyor. Sorumluluklarımız da artıyor. Elimizden geldiğince destek olmak durumundayız. Zaten bütün hayatlarını büyük ve ciddi sıkıntılarla geçiren, büyük yokluklarla kavrulan insanların üzerine her gün yeni insanların göç etmek zorunda kaldığı ve onların oluşturduğu yeni ihtiyaç dalgasının bir şekilde karşılanması için çabalarımızı arttırmak zorundayız.

Bu konuda yaptıklarımızı Allah Teala kabul buyursun. Ama yaptıklarımızla yetinmemeliyiz. Eğer yaptıklarımız ile yetinmek gibi bir duygu içerisine girersek hata ederiz. Çünkü gerçekten burada ki ihtiyaçların büyüklüğü, sıkıntının derinliği, zulmün boyutlarını gördüğümüz zaman Türkiyeli Müslümanlar olarak yaptığımız çalışmaların çok cılız ve basit kaldığını görmek mümkün. Bunu idrak etmek durumundayız. Bu anlamda çabalarımızın artarak devam etmesi gerekiyor.


Suriye de son durum nedir? Siyasi açıdan bir değerlendirme alabilir miyiz?

Suriye’de maalesef son gelişmelerle birlikte rejimin uluslararası düzeyde daha fazla itibar gördüğünü görmekteyiz. Küresel güçlerin, rejimin alternatifinin İslami hareket olduğunu anlamasına bağlı olarak rejime bir şekilde onay verdiklerini, rejimin önünü açtıklarını zaten biliyoruz.

Bu süreçte askeri anlamda da rejimin bir takım kazanımlar elde etmesi geçen seneye nazaran durumu daha da ağırlaştırmış oldu. Fakat en azından son bir senedir zaman zaman ihlallerle beraber bir ateşkes durumu vardı. Fakat özellikle ramazana doğru, rejim ve Rusya’nın saldırılarının yoğunlaştığını gördük. Bunlarla birlikte kurtarılmış olarak tanımladığımız İdlib, Halep, Hama kırsalı ile ilgili baskıların, saldırıların hızlı bir şekilde artığını görüyoruz.

Ama elhamdülillah bu alanda kısmi bir geri çekilmenin arkasından mücahitlerin atağa geçip daha önce rejimin kontrol altına aldığı bölgelerden rejim güçlerini tekrar def ettiklerini, başardıklarına da şahit olduk.

Bu anlamda rejimin bütün askeri ve saldırı gücüne rağmen mücahitlerin motivasyonunun, direnişinin güçlü olduğuna şahitlik ettik. En azından bir yıllık ateşkes sürecinin mücahitler açısında güçlü ve iyi bir şekilde değerlendirildiğini görüyoruz.

Bütün uluslararası güç ve dengeler, askeri güçlerin, dış yardımların araçlar açısından rejimin sahip olduğu avantaja rağmen mücahitlerin bu bölgeyi savunmak dışında başka bir seçenek olmadığını anlamış olduklarını görüyoruz. Onların bunu idrak etmiş olmaları, bu anlamda gidebilecek bir yerleri olmadıklarını ve bu bölgeyi sonuna kadar savaşarak koruyacaklarına olan inançlarını gözlemlemek bizim açımızdan güzel oldu.

İnşallah Rabbimiz kardeşlerimizin ayaklarını sabit kılsın. Onların bu kararlılıklarını azimlerini arttırarak devam etmelerini nasip buyursun.


Suriye’nin geleceği açısından öngörünüz nedir?

Doğrusu çok uzun vadeli hesap yapmanın kolay olmadığını düşünüyoruz. Çünkü Suriye uluslararası unsurlar üzerine oturdu.

Uluslararası güç dengesine bağlı olarak şekillenmesine yönelik farklı ihtimaller ortaya çıkarabilir. Şu anda en azından biz şunu görüyoruz. Tabi biz bütün Suriye’ye mücahitlerin hakim olmasını ve Esed rejiminin devrilmesini arzu ederdik. Rabbimizden niyazımız buydu ama bu gerçekleşmedi. En azından geniş bir bölge sayabileceğimiz bunun içerisinde 3-4 milyon insanın barındığı kurtarılmış bir bölge var. Dikkatlerin bu bölgeye yoğunlaşması, bu bölgenin korunması ve muhafazası için siyasi, ekonomik hatta askeri anlamda her türlü çabanın sarfedilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Gelecekte Suriye’de ne olurdan ziyade şu anda mevcut durumun korunması, rejimin yeni saldırı girişimine karşı uluslararası anlamda ümmetin bir dayanışma ortaya koyması ve buna yoğunlaşması gerektiğini düşünüyorum.

Siyasal süreç ile ilgili olarak şu anda bir belirsizlik var. Buna yoğunlaşmak bizi sadece sirkülasyona götürür. Şu aşamada üzerimize düşenin kardeşlerimizin bu bölgede direnmeleri, ayakta durabilmeleri ve ihtiyaçlarının karşılanabilmesine odaklanmak, bunun üzerine yoğunlaşmak daha mantıklı.



Üç günlük yorgunluğa rağmen bu değerlendirme için bizi kırmadınız. Allah razı olsun. Teşekkür ederiz.

Allah destek olan, katkıda bulunan bütün kardeşlerimizden razı olsun. Sizlerin de çalışmalarını kabul etsin. Amin.


Röportaj: Aynur Karabulut

32 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör