Ara
  • Aynur Karabulut

PLANLANMIŞ HAYATI PLANMADAN YAŞAYAN GARİP BİR YOLCU!..

Selman Zengin; 23 yaşında, derdi davası olan, evli, bir çocuk babası, İnşaat Mühendisi ve İş Güvenlik Uzmanı olarak şantiyede çalışarak hayatını idame etmeye gayret gösteren kendi deyimiyle" hayatını planlanmamış ama planlanmış bir hayatı yaşayan garip yolcu." Onu bugüne kadar söyleştiğim isimlerden ayıran özelliği ise öz yeğenim olması. Evet Selman Zengin'in bütün hikayesine şahitlik etmiş bir teyze olarak azmine hep hayrandım. Bu söyleşi ile teyze - yeğen Selman'ın hayatının dışına çıkıp hikayesini konuştuk. Biz çok keyif alarak söyleştik. Sizinde keyif alarak okuyacağınızı düşünüyorum. Buyurunuz efenim...

Selman Zengin kimdir?

Bir garip yolcuyum. Hayatını çokta planlamamış fakat planlanmış bir hayatı yaşayan biri olarak tanımlıyorum kendimi. 1997 Batman doğumlu ilk, orta ve lise öğrenim hayatını Batman’da tamamladım. Üniversite için İstanbul’a geldim. Fatih Sultan Mehmet Vakıf üniversitesinde İnşaat Mühendisliğinden mezun aynı zamanda Yeni Yüzyıl Üniversitesinde de yüksek lisans yaptım. İş güvenliği alanında eğitimlerle kendini geliştirmiş biriyim.

Şuan özel bir şirkette İş Güvenliği Uzmanı ve İnşaat Mühendisi olarak çalışıyorum. Bu hayatı yaşarken hayatımın önemli dönüm noktalarında çok da planlı programlı olmamışımdır. Fakat “kaderin üstünde bir kader vardır” şiirine binaen planlanmamış hayatı planlayan o el benim hayatımı da çok güzel planladı.

Zira ilkokuldan liseye kadar en büyük hayalim futbolcu olmaktı. Bunu da başarmıştım. Üniversiteye geldiğim zaman en büyük hayallerimden biri bir üniversitenin okul takımına seçilmek ve oradan bölgesel amatör ligde ya da amatör bir kulüpte futbol oynamaktı. Ama o kader dediğimiz an orada devreye girdi. Bir bel fıtığı nasip oldu. Bu durumdan çok şikayetçiydim. Hastane hastane, doktor doktor gezip çare arıyordum. Ameliyat olmaya niyetlendim. Takdiri ilahi işte bu durum futbolu bırakmama vesile oldu.

Hayatımda farklı yollar açıldı. Lise hayatının sonuna kadar çokta fazla derdi, amacı olan bir insan değildim. Çok güzel arkadaşlarla yollarımız kesişince hayatım değişti. Üniversiteye başladığım andan itibaren hayatımda çok bariz değişiklikler oldu. Bunu yakın çevrem ve ailemden sıkça duymuşumdur. Selman sen baya değiştin diye. Hamdolsun iyi ki değiştim. Sıyrıldım. Futbolcu olma derdi geçince o derdin yerini başka dertler aldı.

Kendimi geliştirmek daha faydalı konumlarda insanlara, topluma, aileye, akrabaya, eşe, dosta her zaman daha faydalı bir kişi olmak en önemli derdim oldu. Bu konuda çok çalışma yaptım. Üniversitenin ilk yıllarından itibaren çeşitli sosyal aktiviteler, programlar, tiyatrolar düzenledik. Ben üniversiteye ilk geldiğim yıllarda 6-7 Ekim olayları olmuştu. Bir tiyatro sahnelemiştik. Ve şehit Yasin Börü rolünü ben canlandırmıştım. Yaşça büyük bir hocamız bana seslenince yanlışlıkla Yasin diye seslenmişti. Bunlar benim duygu dünyamda büyük değişikliklere sebep olmuştu. Bir şehidin adıyla yanlışla bile olsa çağrılmak simaen dahi olsa bir şehidi insanlara anımsatmak benim için dönüm noktaları oluşturdu.

İnsanların hayatında hiçbir zaman keskin virajlar olmaz kanaatimce ya da çok nadirdir. İnsan hayatını tıpkı bir kumaşı dokur gibi ilmek ilmek dokur. Kaderi oluşturan Rabbimiz. Her birimizin hayatında belli ilmekler vardır. Belli dönüm noktaları vardır ve bunlar bizi bu güne getirir.

Sonra, sivil toplum kuruluşları, üniversite gençlik kulüplerinde faaliyetler yapmaya başladım. Sadece okuduğum üniversite değil farklı üniversite kulüplerinde çalışmalar yaptım. Bir çok organizasyona katıldım. Çok farklı sivil toplum kuruluşlarının okul başkanlığını yaptım. Genç Müsiad’ın okul temsilciliğini yaptım. Adalet ve Medeniyet adında yeni bir oluşum vardı yeni kurulduğu dönemde mühendislik biriminde görev üstlendim. Türkiye Gençlik Vakfının başkanlığını üstlendim ama en başından beri içerisinde bulunduğum Peygamber Sevdalıları Vakfının projelerinde görev aldım ve böylece kendimi geliştirmeye devam ediyorum.

Benim şahsımda temsil ettiğim düşüncenin genel kanaati bizim için Müslümanların ya da Müslüman kuruluşların, kurumların hiçbir farkı yoktur. Allah için çalışan, O’nun için bir şeyler ortaya koyan herkes yol arkadaşımızdır.

İki yıldır evliyim ve bir çocuğum var.

Hayata bakış açını, yaşam felsefeni neye göre belirliyorsun?

Üniversite biter bitmez evlendim. Annem hep sabırsızlıkla suçlar beni, ama bu tabiatıma işlemiş. Sekiz aylık doğmuşum, altı yaşında ilkokul ,onyedi yaşında üniversiteye başladım yirmi bir yaşında mezun oldum. Yirmi iki yaşında baba oldum. Hemen yüksek lisans yaptım. Bu zamana göre hızlı yaşıyorum.

İş arayış sürecim çok sancılıydı. Şimdi hamd olsun çalışıyorum. Değirmen Medya da bir yüz olduk. Arkadaşlarla beraber Youtube’da içerik üretiyoruz. Söz kalem dergisinde de yazılarımız oluyordu. Temsilciliğini yapmıştım.

İnsan inanmakla, iman etmekle başlar. İnsan inandığı ölçüde insandır. Bir insanın yaşaması için gerekli olan tüm şartlar, doğrular, yanlışlar, bakış açıları insanın inanıp inanmadığı ile alakalıdır. İnsan iman etmişse, inanmışsa onun hayata bakış açısı nettir.

Görür, duyar, konuşur, idrak eder. İnanan bir insanın hayat felsefesi nasıl olmalıdır? İnanan bir insan hayatı iki ayak üzerinde yaşamalıdır. Bir şeye bakarken, bir şeyi yaparken şu iki şeyi düşünerek yapmalıdır. Bu yaptığım şey Allah’ın razı olacağı bir şey midir? Yoksa razı olmayacağı bir şey midir?

Bu sorunun altını dobra dobra doldurmak gerekir o kadar dobra olamayacağız belki ama ben meseleye hep şu minvalden bakarım. Yaptığım şey iyi midir? Kötü müdür? Zararlı mı? Zararlı değil mi? Allah bu işten razı mı değil mi? Bunu yaptığım zaman birileri üzülecek mi sevinecek mi? Hayatı kendi gözümle birlikte başkalarının gözünden inandığım Rabbimin rızasından görerek yaşamaya çalışıyorum.

Söz ve kalem, Değirmen Medya gibi dijital platformlarda ne gibi çalışmalar yapıyorsunuz ve amacınız nedir?

Söz ve kalem yaklaşık 8 yılını doldurmak üzere bir dergi. Çoğunlukla aylık çıktı. Bizim yaşadığımız coğrafya da Müslüman gençliğin bir edebiyat dergisi yoktu. Diyarbakır’da gençler tarafından çıkarıldı. Doğuda dağıtılıp okunan bir dergiydi. Şuan merkezi İstanbul’a taşındı. Bulunduğu coğrafyada büyük bir boşluğu dolduran önemli bir dergiydi. Müslüman gençlerin kalemini güçlendirmek için güçlü bir araçtı. Gençler bu tür arayışlarda bulunuyordu. Yazdıkları yazıları yayınlansın isterlerdi. Söz ve kalem ilk etapta buna aracılık etti.

Özellikle pandemi sürecinde derginin hesabından canlı yayınlar yaptık. Çok farklı kesimlerden konuklar oldu. Böylece çekildiği kabuğunu kırdı. Hiç ulaşamayacağımız kitlelere ulaştığımızı bu canlı yayınlarla farkettik. O canlı yayınlar sayesinde dijital mecranın gücünün farkına vardık ve arkadaşlarla beraber beyin fırtınası yaparak bir YouTube kanalı kurmaya karar verdik. Bu kanal neye hizmet edecek, ne yapacak diye çok ciddi planlamalar oluşturduk.

Bu toplantılar sonrası Değirmen çıktı ortaya. İsim ararken değirmeni uygun gördük çünkü yaşadığımız dünya hayatlarımızı öğütüyor. Kimilerinin hayatı bir hiç uğruna öğütülüyor. Kimilerinin hayatı değerli bir dava uğruna öğütülüyor. İstesekte istemesek te bu değirmen bizi öğütüyor. Bizde kendi değirmenimizi inşa edelim. Hayatlarımızı bir hiç uğruna dünyanın öğütmesine izin vermeyelim diyerek yola koyulduk.

Değirmen Medya için içerik üretirken konularınızı neye göre belirliyorsunuz? Program ve yayın süreleri hakkında biraz bilgi verebilir misin?

Güçlü bir ekiple yola çıkmamız bizim için avantaj sayılır. Ekipte ki arkadaşlara gerekli eğitimleri aldırdık. Tam kurumsal, planlı, programlı yola başladık. Profesyonel bir şekilde değirmen medyayı kurduk. Haftada bir içerik yayınlıyoruz. İstikrarlı bir şekilde bunu yapmaya gayret gösteriyoruz. Yola çıkarken yol arkadaşlarımıza uzun soluklu bir yol olduğunu söylemiştik. Uzun süre Acayip Şeyler isminde sadece bir program yayınladık.

Stand-up tarzından, tabi yumuşatılmış bir dille, gündeme dair bazı acayiplikleri gündeme taşımaya çalıştık. İlgi gördü. Öğrenci İnsan programımızda da şehir, üniversite ve bölüm üçlemesi anlatılıyor.

Bir arkadaş yaşadığı ili artı eksikleriyle ekrana taşıyor. Beş Dakikada Öğren programı yayına başladı. En donanımlı en kapsamlı videoda beş dakikada bir şeyi sığdırıp anlatmaya çalışıyoruz.

Kişinin kendiyle nefsiyle özüyle çatıştığı bir program olan Benim serisi çok ilgi gördü. Biz bile bu kadar izleneceğini tahmin etmiyorduk. Kişinin kendisiyle hesaplaşmasını veriyoruz bir yerde.

İnsanın kendisiyle çatışması fikri güzel. Bence başarılı olur. Peki günümüz gençlerini bir genç olarak nasıl görüyorsun? Dijital mecrayı doğru kullanabiliyor muyuz?

Genç olan bizler, şimdide hayatı bizden önceki dönemlerde genç olarak yaşayanların üzerlerine aldığı sorumluluktan uzak olarak yaşıyoruz.

Sorumluluklardan uzak yaşamakta bizi ister istemez hafifletiyor. Bu hafiflik kimi zaman kimi gençlerde kötü tezahür ediyor. Kimi gençler bu hafifliği bu zamanının getirdiği zevk, haz, hız çağı ile birlikte yaşayınca çok kötü savrulmalarla ortaya koyuyor.

Kimi gençlerse ufak tefek dertlerin peşine takılıp bu hafifliği daha ağırlaştırmaya başlıyor. Her şeye rağmen bugünün geçlerinde çok güzel ışık görüyorum. Umut vaat ediyor. Çabuk öğreniyorlar, hızlı kavrıyorlar ve pratikler.

Bu gençlere uzun vadeli misyon yüklenirse çok daha hızlı ve ulaşabilirler. Kendi yaşıtlarım bugünün gençlerini çok kıymetli görüyorum.

Bilgiyi hızlı kavramaları elbette ki güzel peki bu bilginin doğru ve yanlışlığını ayırt ederek doğru bilgi edinebiliyor mu?

Bu derin bir konu. Sadece gençler açısından düşünmeyelim. Genel bakalım hiçbirimiz doğru bilgiye maalesef anında ulaşamıyoruz. En ufak olayda bilgi çok çabuk dezenformasyona uğrayabiliyor. Doğru bilgi içerisinde yanlış yanlış bilgi içerisinde doğrular barındırabiliyor. Gençler ulaşmak istediği bilginin niteliğine bakmalı. Bu bilgiye niye ulaşıyoruz, bize niçin lazım. Bilgiye temkinli ve soru sorarak edinmeliyiz.

5n1k sorularını hayatımızın her evresinde kullanmalıyız diye düşünüyorum.

Maalesef dijital ve sosyal mecraları doğru kullanamıyoruz. Bu mecralar niye kuruldu bunu bile bilmiyoruz.

Ben şuna inanıyorum. Herhangi bir şey amaçsız olmaz. Bu her şey için geçerli. Bir şey amaçsızsa hiçbir şeydir.

Sosyal medya kullanırken mutlaka dediğiniz gibi 5n1k sorularını sormalıyız ve bu söyleşiyi okuyan arkadaşlara mutlaka algı yönetimi ve manipülasyon Mücahit Gültekin kitabını okumalarını tavsiye ederim. Yapay zeka ile ilgili Transentez Evrim filmini mutlaka izleyin.

Medyayı bu kadar sevip, üretirken neden mühendislik tercih ettin?

Başta da dediğim gibi planlanmış bir hayatı planlamadan yaşadım. İlkokula gittiğim sıralarda babam inşaat ile uğraşıyordu. Bende inşaatta koşturmayı, çivi ve demir toplamayı sonra da bunları satmayı seviyordum. Küçüklüğümden beri üniversite okuyacak olursam inşaat mühendisliği okuyacağım diyordum.

Şu anki hayatımı,durumumu üniversiteye başlarken hiç hayal edemezdim. Birçok iş teklifi geldiğinde de yine mühendislik yapmak istedim. Ama bunlarla birlikte sosyal alanda sosyal medyada da aktif olmaya gayret ettim.

Kısaca bir derdin varsa gayen olur. Dert sahibiysen dünyalık geçimin için çalışırken çok yorulmana rağmen manevi dünyan ve gelecek için de yorulmadan üretmeye, koşturmaya devam edersin aslında. Yeter ki doğru bir derdin olsun.

İnanmak insanı insan yapar. İnanç insana bir dert katıyor. İnanmanın getirdiği sorumluluklar insanın üzerine bir yük olarak çöküyor. Bu yükü kaldırmak için güç-gayret gerektiriyor. Bu güç gayreti bir enerjiyle ortaya koyman gerekir. Bu enerjide derdinle tetiklenir.

Genç yaşta evlendin, baba oldun. Küçük ve genç yaşta çok fazla sorumluluk üstlendin. Bu konuda yaşıtlarına ne gibi tavsiyelerin olur?

Evlilik çok çetrefilli bir konu. Ben biraz sorumsuz biriydim. Sorumluluk sahibi olmak, yükümü kendim omuzlamayı, sırtlamayı istemiştim. Evliliğin bana bir sorumluluk katacağını hissediyordum. Gençliği sorumsuzca heba etmektense, boşa yaşamaktansa hızlı evlenip kendime bir yuva kurup bu yuva için bir şeylere gayret etmek istiyordum.

Duygusal da bir insandım. Duygularımı rahatça ifade edebileceğim bir eşim olsun istiyordum. Allah da bana böyle bir eş nasip etti. Hamdolsun iki yılı bitirdik. Yusuf adında bir oğlumuz var.

Ne değişti. Evlenmeden, baba olmadan önce ki Selman ile sonra ki Selman arasında ne gibi farklıklar oluştu?

Canı sıkıldıkça alışveriş yapmaya giden biriydim. Çevremdeki insanların durumunu gözlemler oldum. Ben istediğimi istediğim zaman alabiliyorum ama onlar alabiliyor mu? Bu düşünceyle bu soruyu sormaya başladım. Selman para ne için var? Sen sürekli böyle sorumsuzca harca diye mi var? Diye sorgulamaya başladım.

Bu soru - cevaplar paranın hayatımda ki yerini ve anlamını değiştirdi. Ve para kişinin kendisi için harcandığında değersizdir başkası için paylaşınca anlamı var düşüncesiyle yol almaya başladım. İmam Gazalinin İhya’sının alındığı bir kitabın küçük bir bölümü dönüm noktası olmuştur hayatımda. Dünyanın süsüne aldanma kitabı. Ondan önce yemek yemeyi de kitap okumayı da severdim. O kitapta Hz. Ali’ye atfedilen bir söz şöyle diyordu. Kişinin derdi midesine giren ise değeri midesinden çıkandır. Bu cümleyi okuduğumda irkildim ve Selman senin derdin buysa gerçekten değerin budur dedim. Parayı daha doğru yerlerde daha doğru amaçlar için kullanmaya başladım. Evlilik hayatından sonra da bu çok değişmedi. Aslında sadece sorumluluklarım arttı, düzenli bir hayatım var. Ama çok da büyük değişiklikler oldu diyemem.

Evli, baba, çalışan üreten bir genç olarak en çok düşünsel ve çevresel zorluklar açısından hangi konuda zorlanıyorsun?

İnsan yaşamında şehrin etkisi çok büyük. İstanbul gibi bir metropolde yaşam koşulları zor, masraflı.

Böyle bir ortamda yaşamak büyük bir gayreti gerektiriyor. Beni en çok zorlayan şey gönlümün bu kadar insanlara fayda sağlamak amacıyla tutuşmasına karşın ayaklarımın ve bedenimin şantiye de çalışmak zorunda olması.

Eve bir şeyler götürmek zorundayız, ama bununla birlikte insanlara da faydalı olmamız lazım. Bu zorundalık da bizi biraz yıpratıyor.

Bilen bilir şantiye ortamı yorucu ve yıpratıcıdır. Streslidir. Bu yoruculuk karşısında bedenin bitap düşüp gönlün eksik kalması beni çok üzüyor. Ama hamdolsun bu gönülde ki istek ve arzu bu işlerle uğraşırken bana enerji veriyor. Durumumdan yoruluyorum diye şikayetçi olmuyorum. Evet yoruluyorum ama evime ekmek getiriyorum, getirdiğim ekmeği yiyiyorum bu çok keyifli.

Şu an istediğin veya hayalini kurduğun yolculuğunun neresindesin?

Kendimi gelecekte bir yere koymuyorum. Gelecekte en büyük arzum, hayalim şehit olmak. Bunun için sürekli dua ediyorum. Bu soruyu şöyle kendime soruyorum. Şehadete ne kadar yakınsın. Çok uzağım. Bu yolun daha en başındayım. Yolu şehadet sonu şehadet olan bir yolda yürümek ve yola hiç çıkmamak herhalde ben buradayım.

Dindar baskıcı aile çocuklarının yaşadığı handikapları gençlerle haşır neşir olan biri olarak nasıl değerlendiriyorsun?

Akla hayale gelmeyen sorunlarla karşılaşıyorlar. İslam hoşgürü dinidir. Hiç kimsenin karşı koyamadığı güzellikleri barındıran bir dindir ve iyiki biz böyle bir dine mensubuz. İyi olan bir şeyi kötü lanse ettiğinizde kötü, kötü olan bir şeyi iyi lanse ederseniz iyi bilinir. Biz maalesef elimizde bulunan İslam ve iman imkanının hakkını vermiyoruz.

Çocuklarımıza anlatırken doğru kullanmıyoruz bir parça biz hatalıyız bir parça çocuklarımız. Hatanın büyük çoğunluğu ailelerde. Anne ve babalarda. Anne babalar islamı anlatırken bocalıyor.

O zaman İslam’ın cemal yüzünü göstermeden celal yüzünü gösterdiğimiz için sorun yaşıyor olabilir miyiz?

Bütünüyle size katılmıyorum bu konuda. Celal tarafını da göstermemiz lazım. Denge çok önemli. Baskıcı olmak her zaman kötü sonuçlar doğurur. İmam Gazali’nin kitabında geçiyordu. İnsanı kainat içerisinde bir zerre olarak gösteriyordu ama aynı zamanda da zere olan insanın içerisinde de bir kainat olduğunu söylüyordu. Şuan elimizde zerre kadar bir cihazla hiç olmadık bir kainat ve dünyaya açılıyoruz. Biz ne kadar baskı kurmak istersek isteyelim baskı kuramayız.

Kendi üzerimizde bile irade kuramıyoruz.

Aynen öyle. Dolayısıyla baskı kurduğumuz her şey elimizin altından sabun misali kayıp gidiyor. Çocuklarımız, akrabalarımız, kendi hayatlarımız kayıp gidiyor. Kendimizi çekici kılabilirsek, güzel gösterebilirsek zaten bu baskıya gerek kalmayacaktır. İslam’ı daha güzel göstererek baskıya gerek duymadan da sevdirebiliriz.

Bütün sorun ailede diyerek de işin içinden sıyrılamayız gençler olarak .Anne baba bir yere kadar suçlanabilir. Kişi sonunda Rabbi ile baş başa kalacak. Kendisi de aklı ile ulaşabilmeli. Sorgulayabilmeli.

İslam önce vicdanda yer bulan bir yaşamdır, anlayıştır. Bir çocuğa merhamet, vicdan verebildiyseniz İslam’ı da eninde sonunda bulmaya gayret gösterecektir. Hesabımızı kendimiz vereceğiz. Ailemizle yargılanmayacağız. Her kişi kendi bacağından asılacaktır.

Hayatın da hiç keşkelerin oldu mu?

Çok oldu ama hiçbir zaman onlara sığınıp vazgeçmedim, pes etmedim. Yaşayacağımız vardı yaşadık. Şimdiki aklım olsaydı yaptıklarımı yapmazdım ama yaptıklarımı yapmasaydım da şimdi ki aklım olmazdı. (Bir caps sözüJ)

Bizler hayatımızda içinde bulunduğumuz anda çok büyük sıkıntılarla karşılaşabiliyoruz. O an çok büyük geliyor olabiliyor ama atlatıldıktan bir zaman sonra dönüp o sıkıntıya baktığımızda, o şerrin içindeki hayır bize çok sonra görünüyor.

Başıma gelen musibetlerin neredeyse tamamı bana sonsuz nimetlerin kapılarını araladı. Zevk çağında yaşayan bizlerin yaşadığı ufak tefek problemler sonrasında açılacak kapıların ilk basamağıdır. Sorunlara sabredip keşkelerin arkasına sığınmamalıyız.

Bir çocukluk anınla devam edelim.

Ben balıkların gözüne bakamam. Yaşım 23 hala balıkların gözüne bakarken içim ürperir. İki-üç yaşlarındayım. Sokaktan bir balıkçı geçiyordu. Annem abimi balık aldırmaya gönderdi. Bende onu merdivende bekliyordum. Abim iki eliyle torbayı taşıyıp yukarı çıkarırken, çok irice balıklar var içinde, poşetin içine bakmak istedim. Balıkla göz göze geldik. Sonrasını annem anlatıyor. Merdivenden yukarı koşmuşum ve anneme sarılmışım anne balık bana baktı diye. O gün bu gündür balık gözüne bakamam. Böyle ilginç bir anım var.

Son olarak ne söylemek istersin?

Gençlik ve gençler çok kıymetli. Gençlere her zaman her şartta şans verelim. Kıymet verelim. Değer verelim. Fikirlerini önemseyelim. Ne olursa olsun onları dışlamayalım. Yaptığı hatalar ne kadar büyük olursa olsun kazanmaya bakalım.

Peygamberimiz (S.A.V)’in bana zina etmem için müsaade et diyen gence efendimizin cevabı malumken gencin yaptığı hata ne kadar büyük olursa olsun onları dinleyelim. Onlara kıymet verdiğimizi hissettirelim. Onlar için bir şeyler yapalım ve bir şeyler yapanlara destek verelim.

Çok teşekkür ederim. Doğum anından şu ana kadar şahitlik etmiş biri, teyzen olarak farklı bir Selman’ı dinlemek keyifliydi, güzeldi. Vakit ayırdığın için çok teşekkür ederim. İyi ki varsın.

Allah razı olsun. Bizi bu günlere getiren Allah’a hamdolsun. Teşekkür ederim böyle bir ortam oluşturduğun için. İlk biyografi röportajımı da sana vermiş oldum. Keyifliydi.


RÖPORTAJ / Aynur KARABULUT

Kasım 2020

95 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör