Ara
  • Aynur Karabulut

SURİYE’NİN TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜNÜ SAĞLAMAK ÇOK ZOR!..


Mübarek Ramazan ayının gelmesi ile birlikte Suriye yardım kampanyaları öncesi Suriye Savaşını ve Suriye’de olanları tekrar hatırlamak adına savaşın ilk gününden beri sahada bulunan İHH Yönetim Kurulu Üyesi, yazar Osman Atalay ile bir söyleşi gerçekleştirdik...

Sizi tanıyabilir miyiz? Öncelikle Korona Virüs Salgını ile Doğu be batı bir çok zengin fakir ülkelerin büyük bir sınavına şahit oluyoruz... Bireysel toplumsal sağlık gıda ve seyahat özgürlüklerimiz büyük bir yara ve mahrumiyete maruz kaldı. Tüm sosyal kültürel sınıflar evlerine adeta hapsoldu. Hepimiz mağdur ve yardıma muhtaç hale gelebilir ve İnsani yardım kavramı bir kez daha devletlerin en önemli politikalarından biri haline geldi. Hz. muhammed'in; sizin en hayırlınız insanlara en çok faydalı olanınızdır. Sözü tüm insanlığa verilmiş bir mesajdır . 1994 yılından itibaren İHH İnsani Yardım Vakfında profesyonel olarak çalışmaya başladım. 1994 yılından beri Bosna, Kosova, Irak Suriye Pakistan Endonezya Filistin Gazze Afrika'da açlık kuraklık deprem tusunami savaş ve mültecilere yönelik insani yardım faaliyetlerinde operasyonel olarak görev almış bir insanım. İnsanı yardım tanımlamasını açabilir miyiz? İnsan Hak ve ihlallerinin yaşandığı tüm olumsuzluklar, adaletsizlikler mahrumiyetler ve yoksunluklara dokunabilmek ulaşabilmek maddi manevi karşılıksız çıkar amacı gütmeden sadece iyilik için sürekli yolda hareket halinde olmaktır. Biz insan hak ve hürriyetleri insani yardım vakfı olarak bütün faaliyetlerimizi bu eksende yürütmeye çalıştık maddi manevi kültürel etnik inanç boyutunda her türlü mağdur insanlara yardım elini uzatmak için kurulduk. İyilik her zaman her şartta ve her yerde .

Bu kadar büyük felaketlerin içerisinde çalışmalar yapan biri olarak dünyaya bakış açınızda bir değişiklik oldu mu? Dünyaya nasıl bakıyorsunuz? Yirmi beş yıl oldu, şahit olduğunuz savaşlar yoksunluklar trajediler hayatımızı olumlu olumsuz etkileyebiliyor. Fakat daha çok olumlu etkisi var Çünkü bir yerden sonra her şeyi çözüme odaklı düşünmeye başlıyorsunuz. İHH insani yardım vakfı Bosna savaşı sebebiyle kuruldu. Bosna'dan gelen sığınmacıların ihtiyaçlarını karşıladı. Bosna savaşı yaşanırken bir yanda Çeçenistan savaşı, hemen peşinden Sırpların Kosova’ya saldırması… Çeçenistan Savaşı'nda Azerbaycan Gürcistan ve Türkiye'ye gelen muhacir göçmen sığınmacılara hem de Bosna'daki Boşnak mağdurlara yardım yapmaya başladı. Bu süre zarfı içerisinde tabii Filistin ve özellikle Kuzey Irak'taki mağduriyetler, Pakistan Keşmir Endonezya ve buralardan gelen yardım taleplerine karşılık vermeye gayret ettik. 2020 yılında kendimizi dünyanın 110 ülke ve bölgesinde insani yardım Temelli çalışma yaparken bulduk. Gördüklerimizden etkilenip kendimizi geliştirmek noktasında besleniyoruz değil mi? Savaş, doğal afet veya ilk karşılaştığınız bir trajedi sizi en fazla bir ay süre olumsuz etkileyebilir. Sonraki vakalarda, artık daha sağlıklı daha sakin daha normal daha çözüme odaklı yenileniyorsunuz. Çünkü üzülme, duygusal davranmak, sağlıklı düşünmeyi engelliyor, çözüm üretemezsiniz yani gördüğünüz her olumsuzluk karşısında duygusallaşırsanız üretme, çözüm odaklılık noktasındaki maharetinizi öldürürsünüz. O zaman şöyle diyebilir miyiz? Savaş bölgesinde iken bile Savaş bölgesinde değilmiş gibi olaya bakabilmeli ve çözüm üretebilmeliyiz. Aksi takdirde yol alamayız ve yardımcı olamayız… Tabi ki; duygusallık, inanç veya ideolojik duruşumuz da çok önemli ama olayların akışına göre değil aslında olayların olumlu ya da olumsuz yönlerini hesap ederek planlı programlı çalışma yapmak zorunda olduğumuzu düşünüyorum. Çözüme odaklı düşünmek hareket etme kabiliyetimiz daha çok gelişiyor. İnsani yardım kuruluşlarında çalışıyorsanız kısa vadede pansuman ama uzun vadede yarayı tamamen iyileştirmeye yönelik çalışmalar düşünmek planlamak programlamak ve uygulamak zorundasınız. Aksi takdirde uzun vadeli bir yardımınız dokunamaz o bölgeye. Çalıştığımız işte beslendiğimiz kültür çok önemli hayata, olaylara bakış açınız ve olaylara karşı duruşunuz da etkili oluyor. İnsani yardım kuruluşunda çalışıyor olmam bana daha hızlı düşünme, harekete geçme, pratik olabilme becerisi kattı. Kısa orta ve uzun vadede planlar programlar yapmayı da öğretmiş oldu. Kişisel olarak da şunu söyleyelim, bizim gibi kurumlarda çalışan arkadaşların özeleştiri yapma, analitik düşünme, eleştirel akıl ve karaktere sahip olmaları da gerekiyor.

Suriye’de neler oluyor, içerde bulunan başta Rusya olmak üzere bir çok ülke ne yapmaya çalışıyor? Yıllar önce Afganistan’dan çekilmek zorunda kalan Rusya, Çeçenistan’da ise bir müddet sonra yönetimi, anlaştığı bir Çeçen grubuna devretmek zorunda kalmıştı. Rusya ne Afganistan ne de Çeçenistan’da istediği başarıyı sahada elde edemedi. Bugün Suriye’de savaşın 10. yılında. Maalesef İran ve Lübnan Hizbullah’ı ile Suriye muhaliflerini çok rahat bir şekilde bastıracağı hesabı çok karmaşık bir durumdadır. Ortadoğu ve Asya halklarının tarihsel, dinsel ve karakteristik özellikleri konusunda Batı her zaman yanılmıştır. Katar’da Afganistan’da 19 yıldır devam eden savaşı sona erdirecek Afganistan’a Barışı Getirme Anlaşması’na göre, ABD 135 gün içinde Afganistan’daki askerlerinin sayısını indirecek. ABD ve müttefikleri, Taliban’ın anlaşmaya uyması halinde 14 ay içinde ülkedeki askerlerini tamamen çekeceği bir anlaşma yaptı. Ayrıca, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ve ABD Savunma Bakanı Mark Esper, resmi temaslarda bulunmak üzere Afganistan’ın başkenti Kabil’e gitti. Stoltenberg ve Esper, Afganistan Cumhurbaşkanı Eşref Gani tarafından başkanlık sarayında kabul edildi. Sykes-Picot Anlaşması: I. Dünya Savaşı sırasında, 29 Nisan 1916’da Kut’ül Ammare Kuşatması sonrasında İngiliz kuvvetlerinin Osmanlı Devleti’nin 6. Ordusu karşısında bozguna uğramasından 17 gün sonra, 16 Mayıs 1916 tarihinde Britanya ve Fransa arasında yapılan ve aynı yılın Ekim ayında Rusya tarafından onaylanan, Osmanlı Devleti’nin Orta Doğu’daki topraklarının paylaşılmasını öngören gizli antlaşmadır. Yüzyıl önce sınırları çizmişler, seyretmişiz. Yeni yüzyılın sınırları çiziliyor… Sovyetler, Yugoslavya dağıldı şimdi sıra Ortadoğu da Irak, Yemen bölündü. Suriye bölünüyor. Türkiye Suriye politikasına hangi perspektiften bakıyor veya bakamıyor? Türkiye’nin Suriye politikası sürekli bir partinin meselesi olarak algılandı. Ulusal çıkarlarının gereği olan bu durumun etnik, mezhepsel siyasi kavgaya kurban edilmesinin faturası bu memlekete pahalıya mal olabilir. Sınırınızda bölünen bir ülkede dönen oyunlar sebebi ile siz sınırlarınızda pozisyon almak zorundasınız ötesi yok… Avrasya bloğu çatlamış durumda. Putin, İsrail ve ABD ile Çin’e karşı stratejik hazırlık yapmayı düşünüyor. İran ile sadece taktiksel iş birliği içerisindedir. Suriye’de toprak bütünlüğü ile 10 yıl süren bu süreci tamamlamak mümkün mü? Esed ile artık Suriye’nin toprak bütünlüğü uluslararası hukuk ve yeni küresel dünya sisteminde mümkün görülmüyor. Rusya ve İran’ın gelinen noktada Suriye’nin toprak bütünlüğünü sağlayacak bir gücü kalmamıştır. ABD, Irak’ı işgal etti. Nüfusun yüzde 60’ını oluşturan Şiiler, nasıl devleti yönetiyorsa Suriye’de yüzde 80 nüfusa sahip olan Sünnileri yönetime dahil etmeden Suriye’yi bir bütün olarak tutmak hayalden öte değildir. Suriye’yi yüzyıl önce azınlık Baas diktatörlüğe teslim eden Fransızlar, daha sonra Ruslar ve İranlılar, Suriye’yi buraya kadar ancak ayakta tutabildiler. Baas’ın hikâyesi de bitmiş görünüyor. Suriye toprak bütünlüğü 2015’de rejim, İran ve Rusya’nın kontrolünden tamamen çıkmış durumdadır.  Irak devleti nasıl merkezi Bağdat yönetimi şeklinde üç parçaya bölündü ise Esed’siz merkezi Şam yönetimi üzerinde yeni bir Suriye olacaktır.

Peki bu durumda Türkiye nasıl bir yol izlemeli? Türkiye’nin güvenlik, askeri, siyasi ve sivil toplum kurumları bundan böyle Suriye’nin üç parçaya bölünmüşlüğünü kabul ederek hesabını kitabını yapmalıdır. Suriye’yi ne ABD ne Rusya ne İran’ın kontrol etmesi imkânsız. Suriye, Irak gibi üç parçaya bölünme sürecini yaşıyor. Türk solu, sağı ve muhafazakârları bunu kabul etmesi gerekiyor Türkiye bu süreçte bir zaman kaybı mı yaşadı yoksa dönen kritik siyasi oyunları göremedi mi? ABD Dışişleri Bakanı Condaleezza Rice “Önümüzdeki zaman içinde Ortadoğu coğrafyası içindeki 22 ülkenin sınırları değişecek” demişti. ABD, Rusya ve İsrail’in, Suriye’yi bölme planı 2014’de uygulamaya koyulurken Türkiye kendi içinde NATO’cu, Avrasyacı, ulusalcı, FETÖ’cü kavgası sonucunda zaman kaybettik. 1998 yılından beri Suriye ile PKK konusunda itişip kakışıyoruz. Bugün de sınırımızda ABD, İsrail ve Avrasya-Rus destekli bir Kürt bölgesel yönetiminin temelleri atıldı. Rusya’nın, Yugoslavya ve Irak’ın parçalanmasını yakından takip etmiş bir ülke olarak Suriye’de muhalifler ile anlaşmaktan başka bir şansı görülmemektedir. Rusya, bu saatten sonra Esed’i nasıl koruyacağının formülünü de düşünecektir. Türkiye olarak fazlasıyla olmamız gereken yerde gecikmelide olsa bulunmamız doğru bir adımdır ve bu adım bizim güvenliğimiz için gereklidir. Esad rejimi tarafından muhalif olan ve istenmeyen üç buçuk, dört milyona yakın sınırımıza sıkışan sivil insanı sınır dışı ettikten sonra orada etnik kökeni, kimliği, ne olduğu belli olmayan bir kürt devleti kurduğu zaman şu an da büyük bir sorun olmazsa bile bundan 20-30 yıl sonra çok büyük bir sorun olarak karşımıza çıkacaktır. Bunu neden görmek istemiyoruz? Kuzey Irak'ta gerçekleşen bölgesel Kürt Federasyonu'nun Suriye'de sınırımızın dibinde de gerçekleşeceğini gördük. Öyle bir duruma geldi ki sınırımızda neredeyse bir devlet kurma teşebbüsüne girildi ve biz de yani Türkiye buraya girmek zorunda kaldı. Suriye'de Amerika, Rusya, İran var tabi başka bir şey de görüyoruz. Suriye'de yıllardır İsrail'in güvenliğini Rusların sağladığını görüyoruz. Savaşın başından beri İsrail sürekli olarak en az 70 defa Suriye topraklarını vurdu ama en ufak bir karşılık vermedi İsrail'e. İşte burası İran'ın askeri noktası İran'ın askeri deposu diye sürekli olarak Suriye topraklarına girip oluyor fakat ne Rusya'dan ne rejimden en ufak bir İsrail'e yaptırım uygulanmıyor Türkiye girince sorun oluyor.

Bu politikalar doğru uygulandı mı? Eksiklerimiz var mıydı? Doğru zamanda doğru adımlar attık mı? Mesela bizim bu adımlarımızı atmamızın sebebi tam olarak onlarla baş edemediğinden dolayı gücümüzü toparlanmak adına zaman kazanmak için miydi? Asıl mesele şu!.. Suriye'nin Toprak bütünlüğünün sağlamak mümkün değil. Neden mümkün değil? Rusya ile İran'ın bunu yapma şansı ve kabiliyeti yok. Zaten İran 2014'e kadar rejimle birlikte mücadele ederken muhalifleri yenemeyince bu kes Moskova'ya davet etmek zorunda kaldı. Putin Rusya Suriye'ye girdi garantör olarak ülkeye geldi. Rusya'nın burada hukuksal olarak hakkı vardı. Ruslar garantör ülkeydi askeri ve siyasi anlaşmaları var. Ruslar geldi ama 2015'ten sonra Ruslar da Suriye'nin toprak bütünlüğünü tutamadı. Neden tutamadı çünkü 22 milyon nüfuslu Suriye'nin toprak bütünlüğünü matematiksel olarak tutmak akıl karı değil. Nüfusun yüzde sekseni Kürt, Arap, Türkmen, Sünni, Dürzü, Nusayri ve diğer azınlıklar. Ülkeyi tek partili bir Baas partisi var başka hiç bir muhalif olarak sivil toplum kuruluşu bile olmadığı bir ülke. Körfez ülkeleri gibi kraliyet ailesi mantığı ile babadan oğula geçen bir Baas Rejimi var. Böyle bir ortamda Savaş başlamış bir milyondan fazla insan hayatını kaybetmiş, bir milyon sakat, sekiz milyon ülke sınırları dışına çıkmış, yaklaşık 7-8 milyon ülkenin içerisinde iç göç halinde. Yani Suriye nüfusunun üçte ikisi evlerinde yaşamıyor yarısı dışarıda yarısı içeride. Böyle bir yerde siz Suriye'nin toprak bütünlüğünü nasıl sağlarsınız. Ülkenin kuzeyine yarısını da ülkenin dışına göçe zorlayarak sağladı. Bir mutabakat hükümeti şeklinde Sünniler gruplaşmamış ve Nusayriler, Dürziler, Hristiyanlar, Kürtler, Türkmenlerden oluşan biraz Irak’a benzeyen bir yönetimi Suriye’de yaşatabiliriz. Buda Putin’in en iyi şansıydı değerlendirebilirdi. Peki bu bahsettiğiniz yönetim şekli hangi ülkeye uymuyor da biz bu yönetim şeklini on yıldır göremiyoruz Suriye’de neden böyle bir şey konuşulmuyor ya da masada böyle bir karara varılmıyor? Rejim de bunu istemiyor Rusya’da düşünsenize halkın %80’i Sünni olduğu bir ülkede sandığa gidildiğinde sandıktan ne çıkacaktır. Sonuç bellidir. Bir milyon insan canı gitmiş, on altı milyon insan evini kaybetmiş, böyle bir durumda Esad zaten sandıkta hiçbir zaman kazanamayacağını bildiği için böyle bir yönetim şekline asla yanaşmıyor.

Peki biz savaş süresi boyunca İran’ı sürekli konuşuyoruz. Amerika sürekli konuşuyorsunuz siz sürekli konuşuruz. Türkiye zaten merkezde sürekli konuşuluyor peki İsrail’in bu kadar içeride olup da hiç konuşulmamasının sebebi nedir? İsrail bu savaşta en zeki analiz yapabildiği için çok karlı ülkelerden biridir. Maalesef Türkiye Arap baharı başladığında algılayamadı ve iyi okuyamadılar. Siyasetimiz de popülizme çok yatkın olduğu için varsa bile böyle bir şey görmek istemezler ve o yüzden de Orta Asya meselesini Arap Baharı ile birlikte sinyal vermesine rağmen okuyamadık. Türkiye‘de popülizmden beslendiği için Arap Baharını da okumakta anlamakta zorluk çekti, hatta anlayamadı. Her şeye ideolojik yaklaşıyoruz Türkiye’nin en temel problemi bence bu. İdeolojik ve poligonizme yakın yaklaşım ile olaylara yaklaştığımız zaman genel bakamıyoruz ve olayları okuyamıyoruz. Arap baharı’nı en iyi analiz eden en iyi okuyabilen ve görebilen İsrail oldu. İsrail eğer bu Arap devrimlerinin önünü alamazsak bölgede İslam imparatorluklarının önünü alamayız dedi. Çünkü Mısır’da sandıktan Mursi çıktığında bir yıl bile dayanamadılar. Neden? Çünkü baktılar ki Müslüman kardeşler Orta Doğu’nun en örgütlü yapısıydı. Bu örgütlü yapı o despot baskıcı diktatöre başkaldırdı. Arap rejimleri özellikle Kaddafi ve Saddam bunda çok büyük rol oynadılar. Kendi halkına zülüm etmiş kendi ülkesinin ekonomik gücünü enerji gücünü halkıyla paylaşamamış bunu bilime sanata kültüre hiçbir şeye yönlendirememiş maalesef sürekli muhaliflerini ezmek ile uğraşmışlar işte bu yeni sosyoloji de buna bir kazan kaldırdı. İşte bu yeni sosyoloji bu Arap isyanlarını başlattı aslında. Bu örgütsüz yapılar Arap Baharlarını başlatınca ortaya kim çıktı Müslüman kardeşler çıktı. Bu Müslüman kardeşler Teşkilatı bölgede çok derin kültürel ve Sosyo etkinlikleri derinlikleri, örgütlenmesi olan eski bir teşkilattı. Gördük ki bu örgütlü bir yapı olduğu için Mısır’da Ürdün‘de Fas’ta Tunus’ta Libya’da bir çok yerde öne çıktı. Hal böyle olunca Mısır’dan sonra İsrail baktı ki Ürdün sıra Suriye geliyor bu dalga. Dikkat ederseniz adeta İsrail’i Çember altına alacak bir kuşatmaydı bu. Bu sebepten Arap rejimlerinin, isyanlarının önü alınmaya başlandı.

Türkiye Orta Doğu dünyasındaki o küresel değişimi fark edemedi mi? 100 yıldır Türkiye kendi içerisinde bir birileriyle çatışıyor. Sağ ve sol savaşları sürekli devam ettiği için biz Orta Doğu’da gerek kendileri için ve gerek oradan bizi sıçrayacak tehlikelerin farkına varamadık. Siyaseti algılayamadık ve iyi okuyamadık. 30 yıldır Türkiye içerde savaştığı bir terör örgütünün Suriye’de hemen sınırında devlet kurmasına tabi ki müsaade edemez, bizim derdimiz bu. O zaman şunu söyleyebiliriz. Türkiye kendi sınırlarını korumakla birlikte etnik kökeni kim olduğu belli olmayan terör örgütlerince bir devlet kurulmasını, güvenliğini riske etmek istemiyor ve bir yerde de gelecek uzun yılar sonraki geleceğini güvence altına almak istiyor.

Peki sizin öngörünüz nedir? Yani Esad devrilir mi? Esad devrilirse içerde neler olur? Nasıl bir yol haritası çizilir? Toparlayacak olursak son olarak neler söylemek istersiniz? Türkiye’nin şu kısa vadede Esad’ı devirmek gibi bir durumu görünmüyor ki böyle bir düşüncesi de hiç olmadı ve olmayacak. Beşar Esad’ın Suriye’de artık bir geleceği yok, ben öyle görüyorum. Yok olduğunu nereden anlıyoruz. Dokuz yıldır rejim İran’dan Rusya’dan çok ciddi silah ve ekonomi desteği aldığı halde sokakta onlara karşı direnen bir muhalif gruba söz geçiremedi,  grubu yenemedi. Bu çok önemli bir kriter ve kontrol de edemiyor. Özellikle pazar yerlerinin, hastanelerin, camilerin, okulların, parkların yani çocukların kadınların yaşlıların, gençlerin sivillerin öldürüldüğü bir Suriye var. Bu tabloya baktığımızda uluslararası mahkemelerce eğer ele alınacak ve dahi görülecek olursa bir insan kıyımı, hak ihlali var. Bosna’da bunu görebiliriz. Bosna Savaşı sonrası insan hakları ihlalinden dolayı Lahey’de bunun sorumluları yargılandı ve suçlu bulundu. Beşar Esad ya başka bir ülkeye sığınır ya da yargılanır başka bir yolu ve kurtuluşu yok. Bu saatten sonra zaten Beşar Esadı ne İran ne Rusya ne Suriye orada tutması mümkün değil ki kontrol zaten onlarda da değil. Hele hele Türkiye buraya girdikten sonra en iyimser ihtimalle Suiye bir Irak’a benzer ama Allah korusun kötümser bir ihtimalle de 20 - 25 yıl sürecek olan bir Afganistan’a benzer. Matematiksel olarak İran’ın ve Rusya’nın Suriye’yi kontrol etmesi  mümkün değil. Matematiksel olarak da reel olarak da akıl olarak da mümkün değil. Israrla şunu söylüyorum: Suriye ya bir Irak ya da en kötü ihtimalle Afganistan’ın kaderini yaşayacaktır. Bu saatten sonra bir toprak bütünlüğü olmayacaktır.

Çok teşekkür ederim keyifli bir söyleşiydi. Bende keyif aldım ben teşekkür ederim.


RÖPORTAJ / Aynur KARABULUT

Nisan 2020

49 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör